Soru & Cevap: Soru Sor, Cevap Al
Bugün
Bugün bölümü hazırlanıyor.
Bugün bölümü hazırlanıyor.
bence zamanı olsusturan şey yok
insanlar saatin atıyorum 23.16 olduğunu nasıl bilebilirdiki eskiden zaman diye bir kavram yoktu ve bir adam sabaha akşama ....:.... olarak yapmıs ama çok sacma bence yani kafasından sallanan bir şey yani uydurmasyon birşey var onunyuzunden biz belkide şuan sabah saat 1yi yaşıyor olsaydık belkide 12byi yaşıyor olurduk
Ya şimdi son gün olunca yapman gerektiğiyle alakalı bir baskı oluyor. Mesela ödevi erteleyebilirsin. Yapmazsın ama son gün erteleyemezsin. Yapmazsan cesazı olur.
Son gün ekstra teşvik oluyor. Ve cezayı biliyoruz(düşük not)
Işık bir insana kesinlikle çok ciddi zararlar verebilir, fakat bu zarar klasik bir metal hançerin yaptığı gibi dokuyu fiziksel olarak delip kesme şeklinde olmaz. Fotonların durgun kütlesi ve katı maddeler gibi birbirini tutan moleküler bağları bulunmadığı için ışıktan sert bir bıçak oluşamaz. Göreceğiniz zarar mekanik bir saplanma değil, ışığın taşıdığı enerjinin deride ve dokularda yaratacağı termal yanıklar, ani buharlaşma ve kalıcı körlüktür.
Geçenlerde 7. sınıflarla optik konusunu işlerken arka sıradan bir öğrencim gözlerini parlatıp tam da buna benzer bir merakla el kaldırmıştı: "Hocam ışığı dondurup bıçak gibi fırlatsak birine saplanır mı?" Tabii sınıfta ufak bir kahkaha koptu ama soru aslında fiziksel açıdan harika bir kapı açıyor. Fotonlar yüksüz ve kütlesiz parçacıklardır, havada katı bir cisim formu alamazlar. Birinin elinde ışığı yoğunlaştırıp fırlatabildiğini hayal ettiğimizde karşımıza çıkacak en gerçekçi fiziksel sistem ultra güçlü bir lazer demetidir.
Böyle yoğunlaştırılmış bir ışığın insana verebileceği zararlar şu şekildedir:
Özetle karşınızdaki kişi size ışıktan bir hançer fırlattığında etinize saplanan katı bir cisim hissetmezsiniz Bunun yerine hedef alınan bölgede çok şiddetli derin yanıklar, ani doku kaybı ve doğrudan kalıcı görme kaybıyla karşılaşırsınız.
Öfkenin hemen ardından beliren o beklenmedik gülme, beynin aşırı yükselen fizyolojik uyarılmayı ve duygusal yükü hızla aşağı çekmek için devreye soktuğu istemsiz bir düzenleme mekanizmasıdır. Çoğu zaman kişiye veya ortama uygunsuz gelse de buradaki tepki gerçek bir neşeden değil, sinir sisteminin aşırı yük altında başvurduğu biyolojik bir tahliye sürecinden kaynaklanır.
Yoğun bir öfke anında sempatik sinir sistemi hızla harekete geçer, kalp atımı hızlanır, kas tonusu yükselir ve beden yüksek bir gerilim durumuna kilitlenir. Bu yüksek uyarılma hali bilişsel kapasiteyi zorlamaya başladığında, sinir sistemi dengeyi yeniden kurabilmek adına zıt yönlü otonom tepkileri tetikleyebilir. Yapılan araştırmalar, öfke duygusu ve öfkeye dair zihinsel değerlendirmeler yaşanırken kendiliğinden beliren gülmenin, olumsuz duygulanımı ayrıştırmaya ve bedendeki fizyolojik baskıyı hafifletmeye yaradığını ortaya koymaktadır. Popüler kişisel gelişim söylemlerinin bunu hemen bir bastırma, samimiyetsizlik ya da kişilik kusuru olarak etiketleyen aceleci tavrının aksine, bu durum nörobiyolojik açıdan sinir sisteminin kendini regüle etme çabasıdır.
Sürece bilişsel boyutta çoğunlukla bir tezatlık algısı da eşlik eder. Öfkenin doruk noktası aşıldığında zihnin durumdaki orantısızlığı, absürtlüğü ya da tehdidin aslında başlangıçta sanıldığı kadar hayati olmadığını fark etmesi, algılanan tehdit ile gerçeklik arasında ani bir boşluk yaratır. Sosyal ve evrimsel açıdan bakıldığında da gülme, hem kişinin kendi iç gerilimini düşüren hem de çevresine gerilimin bir çatışmaya dönüşmeyeceğini fısıldayan yatıştırıcı bir işleve sahiptir.
ChatGPT bir yerlerde oturup senin için interneti tarayan ve bulduğu forum cevabını kopyalayıp yapıştıran bir arama motoru değil. Arka planda devasa bir metin ambarında gezip birinin önceden yazdığı hazır cevabı sana paslamıyor. Ortada belirli bir insanın spesifik yanıtı yok, milyarlarca sayfalık insan üretimi metinden süzülmüş devasa bir istatistiksel olasılık yapısı var.
İşin mutfağında süreç bir veritabanı sorgusundan veya kopyala yapıştır mekanizmasından tamamen farklı işliyor. Modeli eğitirken internetteki devasa veriyi içeri akıtıyoruz, fakat model bu metinleri sabit diskine cümle cümle kaydetmiyor. Milyarlarca parametrelik derin yapay sinir ağlarında kelimelerin ve kavramların birbiriyle ilişkisi matematiksel ağırlıklara (weights) ve matrislere dönüşüyor. Model veriyi bir metin kütüphanesi gibi saklamıyor, verideki dil yapısını ve örüntüleri sıkıştırıp soyutluyor.
Prompt girdiğin anda çalışan mekanizma temelde bir sonraki kelimeyi tahmin etme (next token prediction) mantığına dayanıyor. Model, girdiğin bağlama bakarak sıradaki en mantıklı kelime veya hecenin ne olduğunu istatistiksel olarak hesaplıyor ve cevabı sıfırdan, token token inşa ediyor. Hatta eğitim sırasında overfitting dediğimiz aşırı ezber durumu gerçekleşir de model bir insanın yazdığı cümleyi birebir kopyalayıp kusarsa, bu bir başarı değil, modelin genelleme yapamadığını gösteren ciddi bir hata kabul ediliyor.
İşin içinde insan var, fakat bu tek bir bireyin cevabı şeklinde değil. İnsanlığın ürettiği dil mirasının kolektif bir ortalaması söz konusu. Üstelik model saçmalamasın ve tutarlı yanıt versin diye insan geri bildirimiyle pekiştirmeli öğrenme (RLHF) süreçlerinden geçiyor. Günün sonunda ChatGPT bir insanın cevabını sana taşıyan bir aracı değil, insanlığın kolektif dil verisini arkasındaki soğuk matematikle işleyip her seferinde sıfırdan cümle kuran bir olasılık motorudur.
1500 TL bütçede baş ağrısı çekmek istemiyorsan net tercihin kablolu bir kol olmalı. Bu fiyat bandındaki kablosuz modellerde ya 2.4 GHz sinyal kopmaları ve gecikme (latency) sorunları yaşarsın ya da kalitesiz potansiyometreler yüzünden birkaç aya analog kayması (stick drift) başlar.
PC tarafında kol alırken dikkat etmen gereken en temel teknik konu XInput desteğidir. Windows işletim sistemi oyun kollarını varsayılan olarak Xbox protokolü üzerinden tanır. Kolun sadece eski DirectInput standardını destekliyorsa modern oyunların çoğunda kolu tanıtamazsın, araya üçüncü parti emülatör yazılımları sokmak zorunda kalırsın. Kablolu kollarda ise hem bu protokol desteği daha stabil çalışır hem de sıfıra yakın input lag alırsın, şarj veya pil bitme derdi de olmaz.
Bu bütçeye göre piyasada öne çıkan iki sağlam seçenek var:
İlla kablosuz olsun diyorsan Bluetooth üzerinden bağlanan ucuz modeller yerine mutlaka kendi 2.4 GHz USB alıcısı olan modellere bakmalısın. Ancak 1500 TL altında stabil bir kablosuz bulmak güncel piyasada epey zor, bu yüzden kablolu olanlar çok daha uzun ömürlü bir çözüm sunar.