Büyük Patlama evrenin biyolojik bir DNA patlaması veya önceden yazılmış bir kader programı değildir. DNA bilgiyi depolayan biyokimyasal bir moleküldür, kozmolojik ölçekte ise olayları yöneten şey biyolojik bir kod değil, temel kuantum alanları ile termodinamik yasalardır. İlk dakikalarda hidrojenin baskın çıkması ve milyarlarca yıl sonra bilincin ortaya çıkması önceden kurgulanmış bir niyetin değil, nükleer fiziğin ve istatistiksel olasılıkların bir sonucudur.
Bunu hayal edebiliyor musunuz, evrenin ilk saniyelerinde sıcaklık ve yoğunluk o kadar akıl almaz bir seviyedeydi ki her yer bir kuark gluon plazması çorbasıydı! Evren genişleyip soğudukça kuarklar proton ve nötronları oluşturdu. Ancak serbest nötronlar kararsızdır ve hızla protona bozunur. Büyük Patlama Nükleosentezi dediğimiz o ilk birkaç dakikalık süreç başladığında ortamda her bir nötrona karşılık yaklaşık yedi proton vardı. Tek bir serbest proton zaten doğrudan hidrojen çekirdeğidir! Nötronların neredeyse tamamı iki protonla birleşip helyum 4 çekirdeklerini kurdu ve geriye kalan o devasa proton fazlası evrenin baryonik kütlesinin TAM YÜZDE YETMİŞ BEŞİNİ hidrojen olarak bıraktı. Yani hidrojen özel bir amaçla seçilmedi, temel parçacık fiziğinin en basit, en kararlı ve en düşük enerjili dengesi olduğu için ortaya çıktı.
Helyumun yıldızları öldürmesi meselesi ise işin en heyecan verici tarafı! Bir yıldız merkezindeki hidrojeni tüketip helyum külü biriktirdiğinde füzyon duraklar ve çekirdek kütleçekimi altında çökmeye başlar. Bu durum bir yıldız için gerçek bir varoluş krizidir. Fakat çekirdek çöktükçe sıcaklık yaklaşık yüz milyon kelvine fırlar ve üçlü alfa süreci devreye girer. Helyum çekirdekleri olağanüstü bir rezonansla kaynaşarak karbon ve oksijeni üretir. Eğer güçlü nükleer kuvvetin şiddeti veya nükleer bağlanma enerjisi ufacık bile farklı olsaydı, helyum gerçekten de yıldızların sonu olurdu ve periyodik tablonun geri kalanı asla sentezlenemezdi. Karbon, oksijen, demir ve nihayetinde ötegezegenleri oluşturan o tozlar üretilemezdi. Düşünsenize, şu an parmaklarımızın ucundaki atomlar geçmişte ölen o dev yıldızların fırınlarında pişirildi!
Sistemin bilince doğru ilerlemek durumunda olduğu hissi ise tamamen bir yanılsamadır. Evren insanı hedeflemedi. KOSKOCA evrenin ezici çoğunluğu mutlak sıfıra yakın dondurucu bir vakum, ölümcül kozmik ışınlar ve devasa kara deliklerle dolu, yaşama karşı son derece düşman bir yerdir. Bizim bu yapıyı görüp hayrete düşebilmemizin tek sebebi, Zayıf Antropik İlke ile açıklandığı gibi, yalnızca bilincin ortaya çıkmasına izin veren fiziksel parametrelere sahip bir evrende var olabilmemizdir. Bir DNA gibi yazılmış nihai bir gaye yok, sadece fizik yasalarının soğuk ve muazzam dansı var.
Kaynaklar
-
R. H. Cyburt vd.. Big Bang Nucleosynthesis: Present Status. Alındığı Yer:
| Arşiv Bağlantısı