İntihar düşüncesinin bilimsel, evrimsel ve psikolojik çerçevede neden bir "destek ihtiyacı" olarak değerlendirildiğini ve yaşamın neden sürdürülmesi gerektiğini objektif olarak iki temel nedende ele alabiliriz:
1. İntihar isteği neden bir "psikolojik destek ihtiyacı" olarak görülür?
Evrimsel biyoloji ve nörobilim açısından, doğadaki her organizmanın en temel mekanizması "hayatta kalmak" ve "öz-koruma" (survival) üzerine kuruludur. İnsan beyni bu en temel biyolojik kodu aşıp kendi varlığını sonlandırma eğilimine giriyorsa, modern tıp ve psikoloji bunu beynin aşırı stres, travma veya kimyasal bir dengesizlik (örneğin nörotransmitter eksiklikleri) altında olduğunun somut bir göstergesi olarak kabul eder.
Yoğun psikolojik acı çeken bir beyin, bilişsel olarak "tünel vizyonu" (tunnel vision) adı verilen bir daralma yaşar. Bu durumda zihin, alternatif çözümleri sentezleyemez hale gelir ve o anki acının kalıcı olduğu, asla bitmeyeceği yanılgısına düşer. Psikolojik destek, kişiyi yargılamak veya toplum standartlarına zorlamak için değil; beynin geçici bir kriz ve "hata" durumundayken, geri dönüşü olmayan kalıcı bir karar almasını engellemek, yani bozulan sağlıklı karar verme mekanizmasını onarmak için sunulan bilimsel bir müdahaledir.
2. Neden intihar etmek yerine yaşamalıyız?
Bu sorunun rasyonel yanıtı "olasılıkların devamlılığı" kavramında yatar. Ölüm; bilincin ve nörolojik faaliyetlerin kalıcı olarak sona ermesi, yani sistemdeki tüm potansiyel ve olasılıkların matematiksel olarak kesin bir şekilde "sıfırlanmasıdır".
Yaşam ise ne kadar zorlayıcı görünürse görünsün dinamik ve değişime açık bir süreçtir. İnsan beyni "nöroplastisite" (yapısal olarak değişme, yeni sinir ağları inşa etme ve uyum sağlama) özelliğine sahiptir. Bu biyolojik gerçeklik sayesinde, bugün kesinlikle aşılamaz ve kalıcı gibi görünen karanlık psikolojik durumlar zamanla değişebilir, adapte olunabilir veya tedavi edilebilir. Yaşamak, hayattaki olasılık havuzunu açık tutmaktır. İntihar, gelecekte meydana gelebilecek tüm olumlu değişimlerin, uyum süreçlerinin ve yeni deneyimlerin ihtimalini sonsuza dek yok eder.
Özetle bilim ve psikoloji yaşamı "her zaman kusursuz" olduğu için değil, iyileşmeye, değişime ve farklı olasılıklara imkan tanıyan yegane "gerçeklik alanı" olduğu için savunur.
( Buradaki yazılan cevap orijinal aslına sadık kalarak yapay zeka ile noktalama, cümle bütünlüğü ve kelimeler arası bağlar yapay zeka desteği ile düzenlenmiştir. )
İnsanın canlı olmasıyla ile alakalı bir durum ve bu canlılık zamanla toplumsal normları oluşturdu. Bu normları türün devamlılığını sağlama istenci dışında oluştuğunu düşünmemek lazım. Yani evliliğin bu kadar kutsallaştırılması veya çocuk sahibi olmaya teşvik edilmesi de aynı sebepten.
Neden intihar etmek yerine yaşamalıyız?
Çünkü yaşıyoruz ve ölüp ölmemek tamamen sana kalmış ama başta da dediğim gibi kendini öldürmen çok zor bir durum. Bunun da sebebi vücudundaki her zerre genellikle daha fazla yaşamaya çalışmak şekilde gelişti. Bulundurduğun stres sistemi veya diğer birçok şey bu sebepten evrimleşti kendini öldürmen için değil. Psikolojik destek konusu ise insanın işlevsel bir varlık olarak görülmesi yani kimse işlevsel bir aletin ortadan kalkmasını istemez. Bu aynı zamanda empatik de bir şey yani birçok etken var.
Devletler için her insan bir sermayedir hiç bir devlet sermayesini çöpe atmak istemez, yaşamanın pohpohlanması bu sebeptendir. Bakınız[1] dünyanın en çok intihar edilen yeri olan Afrika'da dahi intihar meyillerini azaltmak için suç olmaktan çıkartılıp destek veriliyor. Bunu devlet insanın yaşam süresi boyunca kendine sağlayacağı faydayı düşünerek yaptığına inanıyorum.
Bu soruyu sorduğuna göre psikolojik olarak zorlu bir dönemden geçiyorsun muhtemelen . Hayat inişli çıkışlı. İyi zamanlar olduğu gibi kötü geçirilen zamanlarda oluyor. Ve ortalam bir insan ömrünün 70 sene civarında olduğunu tahmin edersek bu gibi durumları çok fazla . Her gecenin bir sabahı var. Sabahı göremeden geceden pes etmemen ve bu zorlu süreci profosyonel bir insanla atlatmak oldukça önemli. Maalesef cogu insan bosver salla gec onemsiz diyerek insanı yiyip bitiren duyguları yok sayıyorki burda devreye psikolojik destek giriyor.
Neden yaşamın iyi birşey olarak sunuldugunu bende çözemedim henüz.
Yanıtımın önüne eklemek istiyorum, hayat değerlidir, sen de yaşamın bilinen en üst düzeyine ulaşan biri olarak değerlisin. Yaşam entropinin, insan ise bildiğimiz yaşam biçimlerinin en yüksek stabilite hâlidir. En basit bir yaşam formu olan bir bakteriyi veya arkeyi yaratabileceğin moneküller doğada serbest halde mevcut, ama mevcut teknolojimizle bunu yapamazsın, bunun için doğa milyarlarca yıllık fiziksel kimyasal ve biyolojik evrim süreçleri oluşturdu ve mevcut teknolojimiz bunun simülasyonunu dahi yapamıyor. Sadece "canlı" olabilmek için bile bu kadar aşama gerekirken, insan olmanın gerektirdiği karmaşıklıktan bahsetmeme gerek bile yok sanırım. Yani yaşam öyle basit bir şey değil, insan düzeyinde karmaşık bir yaşam mevcut teknolojimizle sağlam bir bedene basit bir virüsün veya mutasyona uğrayan bir kanser hücresinin verdiği hasarı bile tam doğrulayamacak düzeyde. Zaten maksimum bir asır civarı bir (120 küsür yıl yaşayan istisnalar hariç, ortalama 1 asırdan da düşük) yaşam süresi olan, bu kadar karmaşık sistemlere, duyulara ve hislere sahip bir varlık, neden kendi hayatını sonlandırmayı, hatta bunun için acı çekmeyi veya başaramayıp sakatlanmayı bakıma muhtaç bir aciziyeti göze alsın? Bu düşünce nasıl "iyi" olarak sunulabilir? Tabiki bu bilişsel saptırmaların kökenini farketmek için psikolojik bir destek almak yararlı olur. İlayda'cım, sorudan bağımsız olarak söylüyorum, eğer bunu felsefi olarak soruyorsan sorduysan naçizane yanıtım yukarıdadır, ama kendin için soruyorsan, rica ediyorum bir uzmana danış. Eğer bir uzmana danışmaktan çekiniyorsan bizler de bu konuda sana bir profesyonel kadar yardımcı olamasak da en azından içini dökebileceğin ve bilişsel çarpıtmalarını keşfetmeni sağlayabilecek araçlar olabiliriz. İnsanlar bildiğimiz kimyasal biyolojik tüm evrimlerin en üst düzeyidir. Kendini sorgulayan yaşamın önemini sorgulayan insanlar da insanların en üst düzeyinde farkındalık sahibidir. Yani senin yaşamın 8 milyar insan arasında bile nadir bir değere sahip, eğer aklına böyle sorular gerçekten geliyorsa, profesyonel bir destek alman sadece senin için değil, insanlık için de çok değerli.
Yaşam, evrende çok düşük ihtimallerin sonucu ortaya çıkan ve bazı spesifik türler için "hastalıklı" bir durum olarak nitelendirilen, entropi karşıtı bir durumdur.
Peki neden bu durumu sürdürmekteyiz?
Sen, cosmos'un farkında bile olmadan var ettiği, bu varlık üzerine özel bir anlam atfetmeyen ve kendi varlığını ve anlamını var edebilecek nadide bir türsün: Homo sapiens, yani insan. Çokça ihtimali düşünen, meraklı bir tür. Kendi türdaşlarını çoğu durumda yaşama çekmesinin nedeni aslına bakarsak evrimsel süreçte ortaya çıktı: Sürüyü koruma içgüdüsü. Lakin işin içine felsefi bir anlam olarak bakarsak işler değişir.
Yaşamın sürekliliği ve gerekliliği nedir?
Bu soru uğruna bolca filozof veya düşünür çokça çaba sarf etmiş. Neden varlığımızı ve kimyamızı daim etmeliyiz ve neden bunun aksini yapmamalıyız?
Çünkü yaşam ve varoluş, özünde güzel olan bir tablodur. Detaylar bize haz katar.
Dünyaya dıştan bakarsan sadece mavi bir toprak su karışımı görürsün; ama yaklaşırsan bir toplum, bir millet ve en önemlisi yaklaşık 8 milyar, ayrıca evren görürsün. Kozmik zihinlerin kendi düşünsel varlıklarını nasıl daim ettiklerine tanıklık edersin. Güneş sistemine dışarıdan bakıp bir anlam atfedemeyebilirsin; ama her bir gezegenin o eşsiz varoluşuna tanıklık edersen değeri ve anlamı artar. Yaşama kıyıdan köşeden bakma; yaşam bizzat senin varlığın dahilinde sürdürülen bir yapı: Sen ve ben ve tüm evren.
Dolayısıyla, uzaktan baktığın bu tabloda ömrünün yetemeyeceği kadar güzel detay var ve sadece bir kere geldiğin bu yaşamda bunları görme şansın bir kere. Bundandır ki diğer insanlar da bunun hazzını bilir ve çokça desteklediler. Yaşam, fark etmeden çokça anlamla bürünmüş bir kumaş. Keşfedilecek çokça şey var.
Sevgilerle..