Dağlar olmasaydı sadece dümdüz bir yeryüzünde yürüyor olmazdık, Dünya iklimi, tatlı su sistemleri ve biyolojik çeşitlilik bugünkünden bütünüyle farklı, son derece tekdüze ve kırılgan bir yapıya bürünürdü. Dağlar gezegenin doğal su kuleleri, atmosferik hava seti ve küresel karbon dengesinin ana merkezleridir, onların yokluğu karasal yaşamı temelinden sarsardı.
Öncelikle küresel su ve yağış dengesi kökten değişirdi. Dağ sıraları, okyanuslardan gelen nemli hava kütlelerini yükselmeye zorlayarak orografik yağışları tetikler ve zirvelerindeki buzullar ile kar örtüsü sayesinde nehirleri sürekli besler. Dağlar bulunmasaydı hava akımları kıtaların içlerine dirençle karşılaşmadan akar, yağışlar öngörülemez biçimde dağılır ve Amazon, Ganj veya Tuna gibi kıtaları boydan boya besleyen tatlı su damarları doğamazdı. Nehirler yerine durgun sığ bataklıklar ile kavurucu kurak ovaların hakim olduğu geniş araziler görürdük.
İkinci kritik darbe gezegenin termostatına inerdi. Dağ oluşumuyla yüzeye çıkan taze silikat kayaları, yağmur suyuyla kimyasal tepkimeye girerek atmosferdeki karbondioksiti bağlar ve nehirler yoluyla okyanus tabanına kilitler. Bu kimyasal ayrışma Dünya'nın aşırı ısınmasını önleyen en güçlü doğal frendir. Dağların olmadığı bir dünyada bu mekanizma durma noktasına gelir, atmosferde sera gazları kontrolsüzce birikir ve iklim aşırı sıcak, dengesiz dönemlere savrulurdu. Ayrıca okyanuslara taşınan fosfor ve demir gibi mineraller kesileceği için denizel besin zinciri de tabandan çökerdi.
Jeolojik açıdan baktığımızda ise dağların bulunmaması, levha tektoniğinin hiç çalışmadığı anlamına gelirdi. Levha hareketleriyle yükselmeyen bir gezegende rüzgâr ve su aşındırması durmaksızın işler, yüz milyonlarca yıl içinde tüm kıtaları deniz seviyesine kadar aşındırıp düzleştirirdi. Sonuçta kara parçaları yükseltisini kaybedip sular altında kalır, gezegen devasa ve sığ bir okyanus dünyasına dönüşürdü.
Biyolojik açıdan ise canlı evrimi bugünkü zenginliğinin yanına bile yaklaşamazdı. Dağlar sundukları rakım farkları, farklı sıcaklık basamakları ve mikroiklim cepleriyle canlı popülasyonlarını birbirinden yalıtır. Bu coğrafi izolasyon türleşmenin en büyük motorudur. Dümdüz bir yeryüzünde canlılar birbirinden kolayca ayrılamaz, yeni türlerin evrimi fazlasıyla yavaşlar ve fosil kayıtlarında izlediğimiz o büyüleyici canlı çeşitliliği hiçbir zaman ortaya çıkamazdı.
Kaynaklar
-
Maureen E. Raymo, William F. Ruddiman. Tectonic Forcing Of Late Cenozoic Climate. Alındığı Yer:
| Arşiv Bağlantısı
-
Carsten Rahbek et al.. Building Mountain Biodiversity: Geological And Evolutionary Processes. Alındığı Yer:
| Arşiv Bağlantısı