Manifestoda kaynak olarak gösterilen yazıların akademik makalelerini de belirttikleri zaman cevap vermeye değer bir argüman ortaya çıkabilir. O zaman gelene kadar bu sitede okuduğunuz bilimsel içerikler bilimin yolunu yeterince açık edecektir.
Arın Bey gerekli cevabı vermiş elinize sağlık ancak bu saçmalığın daha detaylı bir şekilde ele alınması ve tabiri caizse rezil edilmesi taraftarıyım. Hem gülmek hem de bir cevap yazmak için oturdum bütün "manifesto"yu okudum. Sonuç:
Bu çakma "Yaratılış Manifestosu" oturmuş bilimsel teorilere karşı bazı argümanlar sunuyor ama bu argümanlar evrim ve kozmoloji gibi modelleri destekleyen geniş bilimsel kanıtlarla çelişiyor. Doğal seçilimle evrim, Charles Darwin tarafından ortaya atıldı ve genetik araştırmalarla (örneğin, Lenski ve ark., 2015) geniş çapta destekleniyor; bu da yaşamın çeşitliliğini ve karmaşıklığını açıklamak için bilinçli bir tasarımcıya gerek olmadığını gösteriyor. Mutasyonlar bazen zararlı olabilir ama aynı zamanda evrimsel adaptasyonun itici gücüdür ve faydalı değişimlere yol açabilir (Nei, 2013).
Manifestonun kuantum belirsizliği ve Büyük Patlama teorisine yaklaşımı bu kavramları tam anlamıyla kavrayamadığını gösteriyor. Kuantum mekaniği, olasılıksal doğasına rağmen sağlam bir matematiksel çerçeveye sahiptir (Heisenberg, 1927) ve fiziksel olayları açıklamak için dışsal bir iradeye ihtiyaç duymaz. Büyük Patlama teorisi, kozmik mikrodalga arka plan radyasyonu gibi gözlemlerle desteklenir (Planck Collaboration, 2018) ve evrenin erken dönemden bugüne nasıl evrildiğini uzay ve zamanın ötesindeki metafizik varlıklara başvurmadan açıklar.
"Webb teleskopunun verilerine göre ise evrenin yaklaşık 26,7 milyar yıl önce ortaya çıktığı ve fiziksel yasalar çerçevesinde genişlediği açıklandı."
Bu cahillik değil başka bir boyut. Gupta'nın boş hipotezini adam gibi kabul eden bile yok. Çünkü neredeyse her şeyle çelişiyor. Ottawa'da fizik profesörü bir de bu herif. Bu zil zurna cahiller yetmiyormuş gibi bir de bunlarla uğraşıyoruz. Buyrun ben de hipotez sunayım, evreni 100 milyar yıl önce çok gelişmiş su samurları yaratmış olabilir.
/qna/901eb6ef-8b84-469c-a2c4-a82ca7626dd1.jpeg)
Aha bu da kanıtı. Gerçi buna bile inanabilir bu cahiller, bu hipotezimi ciddiye almayın.
Bilincin ve insan bilişinin kökenine gelince, nörobilimdeki gelişmeler bilincin karmaşık sinirsel süreçlerden kaynaklandığını gösteriyor (Koch ve ark., 2016). İnsanların teori üretme ve soyut düşünme yeteneği beynimizin evrimsel gelişimine dayanır (Dehaene ve Changeux, 2014). Bu doğal açıklamalar insan bilincini açıklamak için daha yüksek bir bilinç veya "tasarımcı" varsayımına ya da hikayesine ihtiyaç duymaz.
Entropi ve termodinamiğin ikinci yasasıyla ilgili argümanlar entropinin dışarıdan enerji alan açık sistemlerde azalabileceğini göz ardı ediyor—mesela Dünya, güneşten sürekli enerji alıyor (Schneider ve Sagan, 2005). Bu yaşam formlarında gözlemlediğimiz karmaşıklığın artmasına izin veriyor. Fizik yasaları ve doğal süreçler, gözlemlenen fenomenleri açıklamak için gayet yeterli; yani bilimsel açıdan "Zorunlu Bir Varlık" fikrine gerek yok.
Ayrıca "Yaratılış Manifestosu"nda pek çok dilbilgisi ve kavramsal hata var ki bu da argümanlarını zayıflatıyor gerçi hoş buna argüman bile denmez ama biz diyelim. Örneğin "DNA’daki amino asitlerin hep doğru kararlar vererek büyümesi zorunlu yasadır."... Bu, DNA'nın aslında nükleotitlerden oluştuğunu düşündüğümüzde, temel bir moleküler biyoloji cahilliğinin varlığını gösteriyor. Evrenin yaşıyla ilgili tutarsız ve kaynak gösterilmeyen tahminler de belgenin güvenilirliğini iyice düşürüyor. Uzun lafın kısası boş konuşuyorlar.
Kaynaklara bak:
Tatlı, Adem: Akıllı Tasarım Teorisi
Çengel, Yunus: Bilim ve Risale-i Nur’ a bilimsel yaklaşım
Tarhan, Nevzat: Akıldan Kalbe Yolculuk Bediüzzaman Modeli Timaş 2022 İstanbul
Kaynağın kaynak olmayışını geçiyorum, kaynak almayı bile doğru yapamamışlar ay çıldırıcam 😂😂😂😂😂
Bazı insanların cehaletlerinin derinliği, evrenin gizemlerinden bile daha karanlıktır.
Bu manifestoya karşı çıkacak bir durum yok. Bir bilim yuvasında! bilim dışı aktivitelerden başka bir şey değil. Bilim denen kavramın daha ne olduğunu anlayamayan, kavrayamayan insanlara cevap üretseniz ne olur, üretmeseniz ne olur.
Bir şeyi reddetmekle aksini kanıtlamış olmayız!
İlk başta ve hezeyanla bu soruya cevap vermeye kalkışırsak yapacağımız tek şey cevabı tek ve kısa bir soru ile bitirmek olurdu. Soru da şöyle olurdu: HANGİ ÜNİVERSİTE?
Ancak; Aklı ve bilimi ciddiye almak lazım kuşkusuz. Fakat cehaleti, hele ki örgütlü ve diplomalı ise, daha fazla.
Neticede akıl ve bilim bağışlayıcıdır oysa cehalet, hele ki diplomalı ise amansıdır...
Diplomalı cehalet, aklın nezaketini ve tevazusunu zaaf belleyip hızlı yayılan virüs gibidir. Öyle bir virüs ki, nüve iken tavizsiz savaşılmadığında, değil M-RNA aşısı, alfabedeki tüm harflerin RNA' aşıları bir araya gelse baş edemez.
Fakat yine de uyarımızı yapmaktan geri durmayalım:
“Birisinin imkânsızlığı ispatlanırsa yani olmayana ergi (Reductio ad absurdum ) akıl yürütme yöntemi ile ikincinin doğruluğu anlaşılır.” Savı o denli tehlikeli bir sav ki; Yarın tam tersi olduğunda, inancı siyasi bir ranta çevirenler, samimi inananlara bunu izah edemezler. Çünkü tanrılarını ellerinden , hem de küstahça bir kibrin ve iflah olmaz bir menfaatin karşılığı olarak almış olurlar.
Ki bilim dediğimiz olguyu tarihsel olarak geri sarıp yeniden oynattığımızda, bilim tarihinin, önceden imkansız sanılanın hep mümkün kılınışı ile dolu olduğunu görürüz.
Onlar da görüyor elbette.
Acı olan, evrime karşı manifesto yazacak kadar diş bileyenlerin, hayatlarının tamamında ve sahip oldukları her şeyde, diş biledikleri evrimin sırtına binerek bugüne kadar gelebilmiş olmaları ve bunu yapmalarıdır.
Bu da bizi zorunlu olarak bir tespite götürür: Burada bir cehalet değil, iradi bir tercih vardır: Cehaleti virüs gibi yayıp kolayca yönetebilme tercihi…
Bu tespitten sonra tartışmamızın arenası artık evrim eksenli bilim yahut yaratılış eksenli inanç olmaktan çıkar. Bundan sonraki tartışma politiktir…Dolayısı ile bu tartışmayı politik zeminin dışında , bilim insanı olarak bilim zemininde ve bilim ile bilim insanının tarafsızlığı palavrası ile sürdürdüğümüz an, manifesto sahipleri ellerini “başardık” şeklinde ovuşturmaya başlar.
Çünkü böyle bir tartışma zemini simlidir. Ancak üstünü kazıma cesareti gösterdiğimizde gerçek su yüzüne çıkar. O da duygusaldır (ekonomiktir) ve bunu yönetmek anlamına gelen politikanın ta kendisidir. Çürümektedir ve kokusu yayılıp tüm gözleri , dikkatleri bu koku üzerinden üstüne çekmemek için çürümeyi ve dolayısı ile kokuyu her yere yayma derdindedir.
Yeni de değildir. Ta köleci toplumla, özel mülkiyet ile başlayıp ortaçağ karanlığında ve karanlık kilise duvarlarının ardında, cennetin anahtarlarını, endülüjans belgelerini sattıran engizisyonda doruk yapan aklın devamıdır.
Bu akıl ile uzlaşılmaz, savaşılır…