Bir çok deneyim, sadece maddeyle sınırlı bir evrenin olmadığını gösteriyor. Türlerin, maddenin çeşitliliği nasıl çok fazlaysa, varoluşun katmanları ve türleri de öyle. Biz ölçemiyoruz, ışığın 10 milyarda birini gören gözümüz (daha maddenin minik bir kısmını görürken) görmüyor diye YOK DİYEMEYİZ. Bunu kabul etmek zorundayız.
Bireylerin çıkarları söz konusu olmaksızın inatla ve anlaşmış sözleşmiş gibi aynı deneyimleri dile getirmesini sadece o sırada bilimsel yöntemlerle gözlemlenip ölçülememiş diye yalandır, yoktur demek, duygusal ve geçersiz bir yaklaşım olur.
Nasıl bazı zihinler herşeyi geleneğe din e bağlıyorsa (oysa bilimsel ve net açıklaması varken), aynı şekilde herşeyi sadece bilimsel deney ve gözlem sonucuna indirmek de bir körlük ve anlamama isteğidir.
Her kültür ve her popülasyonda özel ruhsal deneyimler olacak. Kişiler bu yolla etki mekanizmalarını çalıştıracak. Yürüyecek ve yol alacaklar. Bizim var ya da yok dememizin bir önemi yok. Bunun izlerini en antik kültürlerden günümüze kadar görüyoruz.
Deprem gibi ne olduğunu anlayamadığımız durumlarda böyle iddialar çok yaygındır ancak işin içine bir dini karıştırmadığımız sürece böyle bir durum mümkün değildir. "Ölüme yakın deneyimler (NDE)" yaşayan insanlarında bazıları beyaz ışık gördüğü, cennete gidip geldiği vb. iddialarda bulunmuşlardır ancak bunların hiçbiri bilimsel olarak kanıtlanamamıştır.
Konunun kendisinde birçok sorun olmasının yanında sorunun soruluş biçimi de biraz sıkıntılı. Buna benzer sorular bu şekilde soruldukça, girişte bu uyarıyı yapmak zorunda kalıyorum: Elimizde net olarak "olmadığını" gösteren bir kanıt olmadığı sürece "Evet, mümkün." diyebiliriz. Kanıtsızlıktan doğan bu cevabın kendisi, kişide "o olayın varlığına yönelik bir kanıt" izlenimi yaratıyor. O yüzden, tam da burada bilimsel şüphecilik devreye girmeli. O yüzden "Mümkün mü?" sorusu çok iyi bir soru değil. "Buna yönelik veriler, bulgular, kanıtlar nelerdir?" diye sormak kişileri doğru yönlendirme açısından daha faydalı olacaktır.
Öncelikle hiçbir deneyim, kontrollü olarak test edilmediği sürece hiçbir şey göstermez. İnsan, kendini çok rahat kandırabilen bir varlık. Odadaki bazı eşyaların gölgesini canavar sanmasından tutun, yaşadığı basit olayları üzerine yaratık oturması sanabilen kişilerden bahsediyoruz. Bu, "normal" zamanda yaşadığımız yanılgılardan sadece birkaçı. Bir de kriz anlarında algıların ne kadar sağlıklı olduğunu düşünün. Popülasyonun ne kadarının kriz anlarında böyle şeyler deneyimlediği de ayrı bir konu. İşte tam da bu yüzden bilimsel olarak şüpheci olmalıyız, yoksa bilime ne gerek kalırdı ki? Ruhu gördün, bitti gitti. Kapanırdı konu.
Kişi, ölüme yakın deneyimler yaşadığında beyin daha da çabalıyor ve gerçek dünyadan gelen veriler daha da çoğalabiliyor, bununla birlikte gördükleri hayaller rüyalar da daha gerçekçi gelebiliyor. Toplumsal olarak ruh gibi beklentiler kültürümüzde yer ettiği için o gerçekçilik algısı da bunlardan besleniyor. Yaşadığı dehşeti dizginleyebilmek için depersonalizasyon yaşayıp kendini ve duygularını soyutlayıp savunmaya geçebiliyor. Ruh gibi varlıklar gördüğünü iddia etmenin bazı kimyasalların kullanılması veya nörokimyasal işleyişinin olması da göz önünde bulundurulduğunda yaşanılan kriz durumuna yönelik açıklamalar gayet makul. Elbette yaşanan kriz anında bu deneyimler krizi kontrol altına almak için önemli, elde edilen açıklamalar da bu duruma işaret ediyor.
Kişilerin yaşadıkları bu deneyimler, kişilere nesnel gerçek olarak gelebildiğinden bilimin yaptığı ve ilk paragrafta sözünü ettiğim abartma izlenimini kırpma işlemini "fazla maddecilik" veya "görmemek için çabalamak" olarak görebilseler de aslında bilim, makul düzeyde şüpheci yaklaşarak olayları anlamak için çok önemli.
Ruhun kanıtı yok diye ruhun kesin olarak olmadığını iddia edemem ama ortada gayet makul açıklamalar dururken elimizde "ruh görmediklerine yönelik" kanıt yok diye, "bilimin ve insanların her şeyi bilemediği" açıklaması arkasına sığınıp ruhsal açıklamaları makul göstermek tabii ki saçma olacaktır.
Bunu iddia etmek için iki sebep olabilir. Normalde de bu tarz şeylere inanan ya da inanmaya meyilli bir kişi, bu denli dehşet verici bir olayın tetiklediği ileri seviye stres sonucuna bağlı olarak bunu gerçekten deneyimlediğini zannetmiş olabilir ya da çevrenin etkisi fark etmeksizin bu fikri zaten hep ileri sürebilen bir kişi, ortamın böyle bir fikre inanılma ihtimalini güçlendireceğini düşündüğü için durumdan yararlanmış olabilir. İlk olasılık bu şartlar altında çok normal olacaktır. İkinci olasılık sanrılı bir kişiliğe işaret etse de, içine doğduğumuz medeniyetin inanışlara yönelik çok uzun zamanda kökleşmiş yapı taşlarının olması ve bu yapı taşlarının belirli toplulukların sosyal yapılarında daha çok etkili olabilmesinin bazı insanların bu sanrılara kapılmasına sebep olması da aslında normaldir.
"Olmadığını kanıtlayamıyorsan yok diyemezsin" argümanı aslında rasyonel, bilimin metoduna uygun ve bakış açımızda olması gereken bir önermedir. Ancak bu önerme görüldüğü üzere tehlikeyi de beraberinde getiriyor, kendini ve insanları kandırabilmek için mükemmel bir zemin hazırlıyor, olmadığının kanıtlanması imkansız olacak şekilde dizayn edilebilen fikirlere olanak sağlayarak insanlığın üzerinde "Yok diyemediğine göre olabilir"lerle örülmüş bir karanlık yaratıyor. Olmadığının kanıtlanamamasından ötürü, doğal olarak bunların olmadığının kanıtlanması imkansız olacak şekilde dizayn edilmiş fikirler olduğu kanıtlanamayacağı için bu kısır döngünün içerisinde çırpınıp duruyoruz. Bilimin etrafımızda olup bitenin ne olabileceğiyle ilgili yarattığı perspektif, düşen yıldırımı anlamlandırmak zorunda bırakan zekayla korkunun tanışması ve bu tanışmanın ürünü olarak dünyanın öküzün boynuzları üzerinde durduğunu zannetmemizin üzerinden çok vakit geçmediğini göz önünde bulunduracak olursak, cinler, periler, ruhlar, melekler, şeytanlar ve benzerlerinin, yokluğu kanıtlanamasa da hiçbir gerçekliği bulunmayan hayal ürünleri olduğu kolaylıkla söylenebilir.
Böyle iddialarda bulunan kişilerin varlığı mümkündür.
Bu kişilerin dürüst-samimi olması da mümkündür, bilincimiz bize stres altında oyunlar oynuyor olabilir.
Gerçekten metafizik bir karşılaşma yaşanmışta olabilir ama milyonda-milyarda bir ihtimal mümkündür demek mümkündür demek midir?