Neden çok güç ki? Günümüzde çamur zıpzıpları gibi balık olup da yaşamlarının çoğunu karalarda geçiren hayvanlar varken, sudan karaya geçiş anlaması en kolay konulardan biri olmalı evrimde. Çoğu zaman insanlar evrim gibi uzun süreçleri düşünürken aradaki tüm basamakları birkaç nesle sıkıştırarak düşünmeye meyilli. Daha fenası, canlı çeşitliliğinden ve tür içi çeşitlilikten çoğu zaman bihaber olduğumuz için (mesela çamur zıpzıpları dedim az önce; ancak o canlılar 1 tür değil; tam 6 ayrı tür yaşıyor günümüzde!), hangi çeşitlilik özelliklerinin seçilip, evrimin o yöne ne düzeyde gidebileceği konusunda çok ciddi sorunlar yaşıyoruz. Bu yüzden doğayı çok yakından tanımak ve bilimi yakından öğrenmek gerekiyor.
Sudan karaya geçişle ilgili çok sayıda yazı yazdık, sitemizde basit bir arama ile bulabilirsiniz:
Atalarımızın sulardan karaya çıkışında karşımıza çıkan ilk türler, Eusthenopteron ve Panderichtys gibi son derece balık benzeri olan, ancak lop yapılı yüzgeçleri sayesinde sığ sularda gerektiğinde karalara olabildiğince yaklaşan, hatta geçici olarak karalara çıkabilen türlerdir. Bu canlıların gözleri tıpkı günümüzdeki balıkların çoğunda olduğu gibi kafanın iki yanındadır. Çünkü daha iri balıkların avları olarak, sürekli olarak avcılarını takip etmeleri gerekir ve gözlerin kafanın iki tarafında bulunması 360 derecelik bir görüş sağlar.
/old/qna_media/e64ca3f590d6e9894daac34bc0cb9110.png)
Bu atalardan evrimleşen sonraki türler, Tiktaalik ve Acanthostega gibi türlerdir. Bu canlılar, tam geçiş noktasında bulunan canlılardır. Tiktaalik karalara rahatlıkla çıkabilmekteyken, Acanthostega büyük oranda sularda yaşamış gibi gözükmektedir. Fakat Acanthostega’nın kemik yapısı ve vücut özellikleri de, karalara çıkış konusunda önemli adaptasyonlara sahiptir. Dolayısıyla davranışsal evrimin de süreçte rol oynadığı görülmektedir: bazı canlılar, gerekli adaptasyonlara sahip olsalar bile, sularda yaşamayı tercih etmişlerdir (ya da buna mecbur kalmışlardır). Unutmayınız ki evrimin bir bilinci, yönü, istekleri, arzuları yoktur. Evrimsel süreç, var olan çevre şartları altında, türlerin yaşamlarını sürdürmesinin bir ürünüdür. Bu süreçte en uyumlular hayatta kalır, diğerleri yok olur. Karalara çıkış süreci başladı diye, illa süreçteki tüm türler karalara doğru bir yönelim sergileyecek gibi bir zorunluluk yoktur. Fakat genellikle bir yöne doğru belli bir süreç başladıysa, bunun devamı da gelir. Çünkü o evrimsel yönelimin daha en başından var olmasının nedeni, genellikle ortada bir avantaj bulunmasıdır. Bu avantaj sürdüğü sürece, o yönelim de devam edecektir. Fakat buna sık sık istisnalar da olabildiğini unutmayınız. En nihayetinde incelediğimiz 4 milyar yıllık, trilyonlarca farklı türü içeren, devasa bir ağaç figürü oluşturan evrim tarihidir. Tıpkı kısacık insanlık tarihindeki olaylarda olduğu gibi, hiçbir olay bir diğerinin tıpatıp aynısı değildir. Ancak bu olaylar arasında mantıklı ve makul ilişkiler tespit etmek mümkündür. Evrim tarihi de aynen böyledir.
Sözünü ettiğimiz canlılardan Tiktaalik artık tamamen karalara çıkabilmektedirler; ancak gerektiği zaman sulara da dönmektedir. Bu türlerin ikisinin kafatasları atalarına göre çok daha yassılaşmıştır. Gözler ise, tıpkı günümüz çamur zıpzıplarında olduğu gibi kafanın üst bölgelerinde, birbirine daha yakın olacak şekilde toplanmıştır. Bunun nedeni, kaslı ön yüzgeçleri üzerinde hafifçe de olsa doğrularak (tıpkı şınav çekerken yaptığımız gibi) uzaklara bakabilmektir. Böylece karalardaki avların yerlerini tespit edip, onlara doğru hareket edebilirler. Ayrıca bu şekildeki gözler, denize yakın kıyılarda eş arayan dişilerin erkeklerini daha kolay tespit edebilmelerini sağlamıştır. Yani Doğal Seçilim ile Cinsel Seçilim, aynı yöne doğru bir seçilim baskısı uygulamış, sudan karaya çıkış sürecini hızlandırmıştır.
Karaya çıkış, Ichtyostega ve Tulerpeton gibi torun türlerle büyük oranda tamamlanmıştır. Bu canlılarda yüzgeçler artık bacak benzeri yapılara dönüşmüş, parmaklar daha belirgin hale gelmiştir. Kafatası tıpkı denizdeki av olan hayvanların çoğunda olduğu gibi yine kafanın iki tarafına doğru bakacak şekilde özelleşmiştir. Ancak yine de halen gözler birbirine daha yakın ve kısmen öne doğru konumlanmıştır. Bu sayede bu hayvanlar karalarda da boy göstermeye başlayan av-avcı ilişkilerine adapte olmaya başlamışlardır. Karaların omurgalılar tarafından işgali resmen başlamıştır! Bu türlerin, suya olan bağımlılıkları yok denecek kadar azdır. Ve bu türlerden evrimleşecek olan torun türler, sürüngenlerin ilk temellerini atacak ve karalardaki müthiş çeşitliliğin başlangıcı olacaktır.
Canlıların suda yaşarken kara koşullarına uygun bir biçimde evrimleşmesi bir makro evrimdir. Makro evrim çok uzun yıllar içerisinde mikro evrimsel değişikliklerin birikimi ile meydana gelir. Dolayısıyla canlılar sudan karaya çok uzun bir sürede geçiş yaptı.
Bir su canlısı karada belli miktarda yaşayabilir. Yani sudan karaya adım atan ilk canlı popülasyonunun çoğu hatta neredeyse hepsi öldü. Ancak ölmeden önce ürediler ve yumurtalarını bıraktılar. Yumurtadan çıkan yavrular karaya daha fazla adapte olabiliyordu. Çünkü anne ve babalarının aksine yavrular direkt olarak karada dünyaya geldi ve bu nedenle karaya anne babalarına göre daha çok adapte olabildiler. Buna mikro evrim deniliyor. Direkt olarak makro evrim denilmemesinin sebepleri bu yavrularında anne babaları ile aynı türden olmasıydı. Yani oluşan yavrularda aslında deniz canlısıydı sadece karaya anne babalarından daha fazla adapte olabiliyorlardı.
Bu yavrular büyüdüklerinde karada daha fazla yaşayabildikleri için daha çok yavru yapma imkanları oldu. Ürediler ve onlarında yavruları oldu. Oluşan yeni yavrular anne ve babalarından aldıkları gen özellikleri sayesinde karaya daha fazla adeate olabiliyor ve bu sayede daha çok yavru yapabiliyordu...
Bu şekilde nesiller geçti ve her yeni nesil bir önceki nesilden karaya daha fazla adapte olabilme becerisi kazandı. Ancak her yeni nesil kendisinden önceki nesil ile neredeyse aynıydı. Sadece karaya daha fazla adapte olabiliyorlardı ama tür olarak aynı türe aitlerdi. Dolayısıyla her yeni nesilin karaya daha iyi uyum sağlamasına mikro evrim denildi. Her yeni nesil mikro evrim geçirdi ve nesillerin geçirdiği mikro evrimlere daha uzaktan geniş bir şekilde baktığımızda mikro evrimsel değişimler kazanan canlıların farklı bir türe dönüşmeye başladığını ama bu dönüşümün yavaş bir şekilde (nesiller arasında mikro evrimlerin birikmesiyle) olduğu fark edildi.
Ardından canlılar karaya daha fazla uyum sağladı ve karadaki ekosistemlere göre farklı yürlere ayrıldı. Elbette kara ekosistemlerine göre farklı türlere ayrılan canlılarda hemen makro evrim geçirmedi. Yavaş yavaş nesiller arası mikro evrimlerin birikmesiyle makro evrimler meydana geldi ve orataya yepyeni türler çıktı.
Öncelikle sudan karaya geçiş durumu biyolojide tamamıyla suya adapte olan canlıların aşamalı olarak kara hayatına uymaları için yeni bir yaşam alanları kurmak için evrimleştiği süreçtir.
Omurgalı canlılar arasında örnek vermek gerekirse gogonasus gibi hayvanlardan eustohenopteron gibi türlere benzeyen acanthostega gibi ilk tetrapodlara kadar olan filogenez form değişimleri akla yatkın bir şekilde yadsınarak takip edilmektedir.
Bilim insanları polonyada keşfedilen ayakları bulunan ilk organizmalarin (tetrepodların)397 milyon yıl önce çıktığını belirlenmiştir.
Yani geniş olarak düşünürsek sudan karaya geçiş canlıların dış yapılarında ve fizyolojilerinde yeni bir bir mekanizmanın gelişmesini gerekli hale getirmiştir. [1]
Umarım yardımcı olabilmişimdir iyi günler dilerim.