Hirudoterapi, tıbbi sülükler kullanılarak hastalıkları tedavi etmek amacıyla uygulanan antik kökenli bir tedavi şeklidir. Sülükler kan emerken aynı zamanda bu dokuya, içerisinde birçok biyoaktif maddenin bulunduğu bir salgıyı enjekte ederler. Bu biyoaktif maddeler; analjezik, antikoagülant, anti-inflamatuar, vazodilatör, vasküler sirkülasyon düzenleyici gibi ilaç benzeri farklı etkiler oluşturmaktadırlar. Türkiye’de tıbbi sülüklerin üretim ve ticareti yapılmakta olup, sülük ihracatında önde gelen ülkelerdendir. Türkiye, doğal ortamlarından toplanılarak sülük ihracatı yapan tek ülke olmasının yanında, 2011 verilerine göre dünya sülük ihracatının ⅔’ünü elinde bulundurmaktadır. T.C. Sağlık Bakanlığı tarafından 2014 yılında yayınlanan Geleneksel ve Tamamlayıcı Tıp Uygulamaları Yönetmeliği’ne göre sülük uygulamalarına standart getirilmiş ve tedaviyi destekleyici bir şekilde sertifikalı tabip tarafından uygulanması gerektiği belirtilmiştir. Hirudo medicinalis kendi ağırlığının ortalama 5.83 (3-10) katı kan emebilmekte ve 1 yıla kadar beslenmeksizin hayatta kalabilir. Fakat tedavinin etkinliği emilen kan miktarından ziyade salgılanan biyoaktif madde miktarı ile ilgilidir. Başta venöz konjesyon kaynaklı rahatsızlıklar olmak üzere, hirudoterapinin endike olduğu diğer durumlar arasında; postoperatif yara tedavisi, kronik ve akut artritis, dejeneratif eklem hastalıkları, flep cerrahi sonrası görülen venöz dolaşım yetmezlikleri ve epikondilit sayılabilir. Hemofili, anemi, hamilelik, deri mantar hastalıkları ve alerji şüphesi gibi durumlarda ise kontrendikedir. Ayrıca, sülük uygulama alanında kan akışının bozulması yara enfeksiyonu riskini artırmaktadır. Aeromonas hydrophila, A. veronii kontaminasyonu gibi enfeksiyon riskleri muhtemel komplikasyonlar arasındadır. Hirudoterapi kaynaklı üst solunum yolu obstrüksiyonu, bebek ve çocuklarda aşırı kanamaya bağlı ölümler, septisemi ve menenjit gibi olgular bildirilmiştir. Sülüklerin HBV, HCV ve HIV gibi patojenler için potansiyel bir vektör olabileceği de akıldan çıkarılmamalıdır. Son yıllarda veteriner ve beşeri pratikte hirudoterapinin yaygınlığı gittikçe artmaktadır.
Sülük parazit bir canlıdır, insanın kanıyla beslenir. Kanı emebilmesi içinse damarların genişlemesi, geçirgenliğinin artması, damarın delinmesi(bu sayede sülüğe kapı açılır) ve kanın pıhtılaşmasının engellenmesi gereklidir. Pıhtılaşma engellenmezse veya damar hızlıca onarılırsa veya kanamaya tepki olarak damar vasoconstrict olup kan akışını azaltırsa bu sülük için zorluk yaratır.
İşin aslı sülük yemeğini daha iyi yiyebilmek için bölgeye olan kan akışını artırır. Ancak bu etki bölgeseldir ve geçicidir, geçici bir süre için küçük damarları genişletse ve hatta kısa süreliğine açabilse bile vücut için gerçekten önemli ve ciddi hastalıklara ve hatta ölümlere sebep olan damar tıkanıklıklarına karşı etkili olabileceğini gösteren bir çalışma bilmiyorum.(Belki vardır, ben bilmiyorum.)
Tıbbi sülüklerin yaklaşık 60 farklı protein içeren tükürük salgıladıkları tespit edilmiştir. Bunlar, sülük beslenirken, kanı sıvı halde tutmaya ve etkilenen bölgedeki kan akışını artırmaya yardımcı olarak sülük için yararlı olan çok çeşitli hedeflere ulaşır. Salgılanan bu proteinlerin birçoğu antikoagülan (hirudin gibi), trombosit agregasyon inhibitörleri (özellikle apiraz, kollajenaz ve kalin), vazodilatörler ve proteinaz inhibitörleri olarak görev yapar. Sülük ısırıkları genellikle ağrılı olmadığı için tükürüğün anestezik içerdiği de düşünülmektedir.[1][2][3]
Sülük tedavisi 2004 yılında ABD Gıda ve İlaç Dairesi tarafından tıbbi bir cihaz olarak sınıflandırılmıştır.
Tıbbi sülükler, greft dokusundaki venöz tıkanıklığın tedavisi için FDA onaylı bir tedavidir ve plastik cerrahi hastalarında nonoperatif doku kurtarma için düşünülmelidir. Sülükler, uygun şekilde uygulandığında flep neovaskülarizasyonu gerçekleşene kadar yeterli bir venöz çıkış sağlayabilir.[5]