Ökaryot ve prokaryot hücreler arasındaki yapısal uçurum, enfeksiyonun gidişatını belirlediği gibi tıptaki seçici toksisite mantığının da tek dayanağıdır. Bakterinin sahip olduğu ama insan hücresinde bulunmayan her hücresel bileşen, bağışıklık sistemimiz için hedeflenecek yabancı bir bayrak, farmakoloji içinse konağa zarar vermeden patojeni yok eden moleküler bir hedef teşkil eder.
Hücre duvarı bu ayrımın en somut basamağıdır. Bakterilerin dışını saran peptidoglikan zırh insan hücrelerinde yer almaz. Vücut bir enfeksiyonla karşılaştığında, doğuştan gelen bağışıklık reseptörleri bu peptidoglikanı doğrudan yabancı moleküler yapı olarak fişler ve hızla iltihap yanıtı başlatır. Tedavide ise penisilinler ve sefalosporinler gibi beta laktam grubu antibiyotikler tam bu duvar sentezini yıkar. Bizim hücrelerimizde peptidoglikan bulunmadığı için ilaç bakteriyi osmotik basınca yenik düşürüp patlatırken vücut hücrelerimize dokunmaz.
Hücrelerin protein fabrikası olan ribozomların boyutu da benzer bir güvenlik kalkanı sunar. Bakteriler 70S ribozom kullanırken insan hücrelerinin sitoplazmasında 80S ribozomlar çalışır. Aminoglikozit, tetrasiklin ve makrolid grubu ilaçlar doğrudan bakterinin 30S veya 50S alt birimlerine kenetlenerek mikrobun protein üretimini durdurur. Buradaki kritik evrimsel ayrıntı, ökaryotik hücrelerimizin enerji santrali olan mitokondrilerin prokaryot kökenli olması ve 70S benzeri ribozom taşımasıdır. Yüksek doz antibiyotik kullanımında görülen bazı organ toksisiteleri, işte bu ortak biyolojik geçmişin bir bedelidir.
Genetik materyalin düzenlenişi enfeksiyonun hızını ve tedavi hedeflerini doğrudan etkiler. Bakterilerde çekirdek zarı yoktur, DNA sitoplazmada serbesttir ve hücre bölünürken DNA giraz enzimiyle süper kıvrımlar oluşturur. İnsan hücreleri ise çekirdek zarı koruması altında farklı topoizomeraz enzimleri kullanır. Siprofloksasin gibi florokinolon türevleri bakteriyel DNA girazı kitleyerek bakterinin çoğalmasını durdurur. Çekirdek zarının olmaması bakteriye dakikalar içinde üreme üstünlüğü sağlasa da, bu enzimatik fark tedavi esnasında onun ölüm fermanı olur.
Metabolizma tarafında folik asit döngüsü belirleyicidir. İnsan hücresi folik asidi dışarıdan besin yoluyla hazır alırken, bakteriler bunu sıfırdan sentezlemek zorundadır. Trimetoprim ve sülfonamidler bakterinin folat sentez yolunu bloke eder, hazır folat kullanan konak hücresi ise bu metabolik kesintiden etkilenmez.
Nöbet çıkışında sosyal medyada sirkeyle veya bitki sapıyla antibiyotik devrini kapattığını iddia eden sahte tıp şarlatanlarına denk gelince insanın sabrı tükeniyor. Bakteriyel enfeksiyon tedavisi rastgele bir arınma masalı değildir. Milyarlarca yıllık hücresel evrim farklarının biyokimyasal olarak santim santim sömürülmesidir.
Kaynaklar
-
A. Dalhoff. Selective Toxicity Of Antibacterial Agents: Still A Valid Concept Or Do We Miss Chances And Ignore Risks?. Alındığı Yer:
| Arşiv Bağlantısı