Soru & Cevap: Soru Sor, Cevap Al
Bugün
Bugün bölümü hazırlanıyor.
Bugün bölümü hazırlanıyor.
Merhaba
Celal hocanın söylediğinin ana fikri doğru, lakin bunu “Tevrat, Sümer metinlerinin doğrudan kopyasıdır.” şeklinde anlamamak gerekir. Daha doğru bir şekilde ifade edecek olursam, Tevrat’taki bazı anlatıların kendilerinden daha eski Mezopotamya anlatılarıyla aynı kültürel mirastan beslenmiş ve yeniden yorumlanmış olmasıdır. Zira en belirgin örnek tufan anlatısıdır. Sümerlerin Ziusudra, Babillilerin Atra-Hasis ve Gılgamış anlatılarında büyük bir tufan, önceden uyarılan bir insan, gemi yapılması, canlıların kurtarılması, kuşların gönderilmesi ve tufan sonrasında kurban sunulması gibi Nuh anlatısıyla oldukça benzer unsurlar bulunur. Gılgamış Destanı’nın XI. tabletindeki tufan anlatısı bugün fiziksel olarak da elimizdedir. Yaratılış anlatısı ile Babil’in Enuma Eliş metni arasında da benzerlikler bulunmaktadır. Keza Yale Üniversitesinin açık derslerinde bu bağlantılar karşılaştırmalı biçimde ele alınıyor buradan inceleyebilirsiniz. Öte yandan, Jean Bottero – Eski Yakındoğu: Sümer’den Kutsal Kitap’a ve aynı yazarın kaleme aldığı Mezopotamya Mitolojisi , Samuel Noah Kramer – Tarih Sümer’de Başlar. Özellikle Eski Yakındoğu: Sümer’den Kutsal Kitap’a doğrudan merak ettiğiniz bağlantıya yöneliyor. Tarih Sümer’de Başlar ise karşılaştırmadan ziyade Sümer kültürünü tanımak için güzel bir temel oluşturur. Bu kitapların Türkçe baskıları da bulunmaktadır. Şayet internetten başlamak isterseniz Oxford Üniversitesinin Sümer Edebiyatı Elektronik Metin Arşivi’nden metinlerin çevirilerini, Metropolitan Museum’un “Flood Stories” çalışmasından tufan anlatılarının karşılaştırmasını ve Yale’in “Introduction to the Old Testament” derslerini inceleyebilirsiniz. Ve bence burada asıl ilginç olan, bir anlatının diğerinden “çalınıp çalınmadığı” değil binlerce yıl boyunca farklı toplumların aynı hikayeyi kendi Tanrı, insan ve ahlak anlayışlarına göre nasıl değiştirdiğidir. Saygılarımla.
AVM ve Havaalanlarinda kullanılan guvenlik amaçlı cihazlar metal dedektorleridir, bunlar manyetik alan ile çalışır sadece çantaların içine bakan ve içlerini gösteren cihazlar radyasyon ile çalışır ve o kabinleri içine canli girmesi tehlikelidir ve uzerlerinde bu uyarı mevcuttur. tıpta kullanılan görüntüleme cihazlari ise cok sik kullanılmamaktadır şartı ile canlılara zararı azdır hatta yok bile diyebiliriz. ama bu tipta kullanılan goruntuleme cihazlarını gerekmedikçe kullanmamak gerekiyorhatta refakatçi olarak bile durmamak gerek.
Benim cevabım fikir birliği olamayabilir her anarşist zaten farklıdır...
Anarşizmin Düzeni, Devlet ve Hükümet Karşıtlığı Üzerine Bir Cevap
Anarşistlerle konuştuğunuzda duyduğunuz o "düzen" fikrinin size devlet gibi gelmesi çok doğal; çünkü günlük dilde "düzen ve organizasyon" ile "devlet ve tahakküm" kavramlarını birbirine karıştırıyoruz. Oysa anarşistler tek bir gruptan ibaret değildir; kime sorarsanız farklı bir nüans duyarsınız (çoğunluğu anarko-komünistler ve anarko-sendikalistler oluşturur, şiddet yanlısı terörist eylemleri de büyük çoğunluk reddeder). Ancak temelde anarşistler kaosu veya örgütsüzlüğü değil, yönetici sınıfını ve zorbalığı reddederler. Yani sizin "monoton düzen" dediğiniz şey, aslında kuralları olan ama başında zorba bir yöneticinin bulunmadığı yatay bir organizasyondur.
1. Devlet Nedir? Komün Bir Devlet midir? Devleti tanımlarken sosyolog Max Weber’in tanımını kullanmak en doğrusudur: Devlet, belirli bir toprak parçası üzerinde meşru şiddet kullanma tekelini elinde bulunduran kurumdur. Pasifist anarşist manifestoda da belirtildiği gibi devlet, insanların kaostan kaçmak için sığındığı bir "çatı şiddet" kurumudur. Mafyadan farkı, şiddeti o kadar kurumsallaştırmış olmasıdır ki, bize bunu "adalet" veya "kanun" adıyla unutturur.
Eğer "devlet" kelimesinden kastınız kamu hizmetleri, yolların yapılması, sağlık sistemi, afet yönetimi ve insanların yardımlaşma ihtiyacını karşılayan ortak idare ise; evet, anarşistlerin savunduğu Komün de bir devlettir. Ancak bu; başsız, yöneticisiz ve şiddetsiz bir devlettir. Anarşizm organize olmayı reddetmez; enerjiden bilişime, lojistikten üretime kadar her şeyin Sektörel Komünler, Bölgesel Konfederasyonlar ve yüzde yüz şeffaf bir Dünya Meclisi ile yönetildiği çok sıkı, kuralcı bir düzeni savunur.2. Anarşistler Hükümete mi Yoksa Devlete mi Karşıdır? Anarşistler aslında "hükmetme" (tahakküm) eylemine ve şiddet tekeline karşıdır. Yani;
3. Anarşist Düzenin Bildiğimiz Devletten Farkı Nedir? Sizin "İyi de bu düzen zaten devlet değil mi?" sorunuzun cevabı, işleyişteki şu keskin farklarda yatar:
En azından ben böyle bir anarşiye inanıyorum...
Hayır, bildiğimiz fizikte böyle bir temas sizi Backrooms'a götürmez. Backrooms bir internet kurgusu (2019'da 4chan'da paylaşılan bir fotoğraftan doğdu), fiziksel bir mekân olarak ortaya konmuş bir kanıt yok. Ayrıca sorudaki mekanizma, yani bir maddeye "tepki verebileceğinden daha hızlı" dokunmak, fizikte tanımlı bir şey değil.
Ama bu fikrin altında gerçek bir fizik sezgisi var, o yüzden onu ayıralım:
Backrooms tarzı "sınır dışı mekân" fikrini bilimsel olarak en çok çağrıştıran şey ise noclip. Bu video oyunu terimi, oyun motorunda çarpışma hesabının (collision detection) başarısız olmasıyla karakterin duvarın içinden geçmesi demek. Hatta oyunlarda hız yüzünden olur: karakter bir karede duvarın diğer tarafına atlar ve motor teması fark etmez. Backrooms'un hissi tam olarak buradan geliyor, yani simülasyonun bir hatasından. Gerçek evrenin ise "kare hızı" olan bir motoru olduğuna dair bir kanıt yok.
Özetle: çok hızlı dokunmak size bir hasar, ısı ya da kırılma getirir, başka bir mekân getirmez. Backrooms korkutucu ve etkileyici bir hayal ürünü, ama bilim onu şimdilik gerçek bir yer olarak desteklemiyor.
Aslında beynin geleceği hatırlayabileceğini düşünmüyorum ama bence mesele tam olarak şu: İleride üretilebilecek devasa bir süper bilgisayara evrenin simülasyonunu yükleyebilirsek ve bunu kendi evrenimizle %100 entegre edebilirsek, zamanı ileri sarıp gelecekte yaşanacakları deneyimleyebiliriz.
Küçük bir örnek vereyim: Sürtünmesiz boşlukta 100 km hızla giden bir cismin 10 saniye sonra nerede olacağını (başka bir çarpışma olmadığını varsayarsak) kesin olarak biliriz. Temelde mantık aynı; sistemi bütün olarak süper bilgisayara aktarabilirsek geleceği de kesin olarak hesaplayabiliriz diye düşünüyorum.
Günümüzdeki mekaniklere ve yasalara bakarsak geleceğin mikro ölçekte belirlenmesi imkansıza yakın. Makro ölçekte geleceği görebilirsiniz. Mesela bir saatin çarkı çalıştığı zaman çark kuantum durumunda olmaz sadece tek bir yöne döner. Belki kuantum durumunda olmayan farklı alanlar da vardır evrenin içinde mesela gezegenlerin dönüşleri ve hareketi bir kuantum durumu değildir. Tek bir doğrultuda ilerleyen determinist şeylerdir. Aynı zamanda Newton'un keşfettiği kütle çekim kanunu da deterministdir. Yani evrenimiz mutlak anlamda belirsiz veya determinist değil. Soruya gelicek olursak ise Evren'in içinde belirsizlik de olduğu için mutlak anlmada geleceği bilemezsiniz. Tabii ki bunlar günümüzdeki fizik yasaları ile imkansız özellikle Heisenberg belirsizliği. Hiçbiri tek doğru olarak hükmetmiyor ama hepsi de etkisini sürdürüyor.