Soru & Cevap: Soru Sor, Cevap Al
Bugün
Bugün bölümü hazırlanıyor.
Bugün bölümü hazırlanıyor.
Selamlar,
Bana göre bu sorunun, cevabı doğuştan gelen veya gelmesine de gerek olmadan gelişime karşı bir tutumda bulunmaktır, hayatta çaba göstermemek zaten başlı başına bir potansiyel kayıptır. İnatla gösterilen çaba er ya da geç meyvesini verecektir bu bazen istediğimiz gibi olur bazen ise başka şekillerde gerçekleşir ancak herhangi bir tecrübeye kayıp demek çokta mantıklı gelmiyor doğrusu. Hayat sürekli devinim halindeyken insanın da hareket halinde olması onu canlı tutacaktır zira durmak çoğu zaman paslanmak, yıllanmak ve sonunda ölmek demektir - burada bazen durmanın gerekliliği üzerinden bir karşı görüş sunulabilir ancak buradaki asıl mana potansiyelimizin olduğumuz noktada gelişmeyeceği gerçeğidir-
Sevgiler
bir olgu üzerine genel kabul varsa bence doğruluğundan yeteri kadar emin olabiliriz ama toplum dediğimiz kitlenin de beynimizin bir oyunu olma ihtimali var bu sebeple hiçbir şeyden %100 emin olamayız bence
ANO (Ağırlıklı Not Ortalaması) sadece okuduğun tek bir dönemin anlık fotoğrafıyken, AGNO (Ağırlıklı Genel Not Ortalaması) üniversiteye başladığın ilk günden itibaren aldığın bütün derslerin kümülatif filmidir! Sene sonunda ortalama ile yapacağın yatay geçişte kesinlikle tek bir dönemin notu değil, bütün bu akademik yolculuğunu gösteren AGNO dikkate alınır.
Bu iki kavramın farkı ve ne işe yaradıkları temel olarak şöyle ayrılır:
Yatay geçiş sürecinde ise Yükseköğretim Kurulu mevzuatı gereğince genel akademik başarı esastır. Dolayısıyla başvuruda tek bir dönemin ortalaması değil, birinci sınıfın güz ve bahar dönemlerini kapsayan sene sonu AGNO değerin kullanılır. Kontenjan sıralamaları ve değerlendirmeler tamamen bu kümülatif başarı üzerinden yapılır.
Canlıların evrensel ortak özelliği akciğer veya solungaçla yapılan mekanik gaz alışverişi yani fizyolojik solunum değil, hücrelerin besinleri yıkarak ATP üretmesidir. Karışıklığın asıl sebebi eski kaynakların ve özensiz anlatımların yarattığı devasa kavram kirliliğidir! Doğrudan ve net söyleyelim: Fermantasyon bir hücresel solunum türü değildir ve tüm canlılar hücresel solunum yapmaz, ortak olan temel mekanizma hücresel düzeyde ATP sentezidir.
Fizyolojik solunum ile hücresel solunum birbirine karıştırılmaması gereken apayrı süreçlerdir. Fizyolojik solunum, organizma düzeyinde dış ortamla yapılan gaz alışverişidir. Tek hücreli bir bakteride ya da bir bitkide solunum sistemi veya nefes alıp verme arayamazsınız. Hücresel solunum ise glikoz gibi organik besinlerin hücre içinde parçalanarak kimyasal bağ enerjisinin açığa çıkarılmasıdır.
Biyokimyasal tanımıyla hücresel solunum, bir elektron taşıma zinciri (ETS) kullanılarak ATP sentezlenen katabolik yoldur ve ikiye ayrılır:
İşte en büyük kavram kargaşası ve ezber felaketi tam burada patlıyor! Fermantasyonda hiçbir şekilde elektron taşıma zinciri bulunmaz! Hücre, glikoliz evresinde ürettiği net iki ATP ile yetinir. Glikolizin devam edebilmesi için indirgenmiş olan koenzimlerin (NADH) yeniden yükseltgenmesi gerekir. Hücre bu krizden çıkmak için pirüvat veya asetaldehit gibi organik molekülleri son elektron alıcısı olarak kullanır, laktik asit veya etil alkol üretir. Dolayısıyla fermantasyon kesinlikle bir hücresel solunum türü değildir, ETS olmaksızın glikolizin sürmesini sağlayan alternatif bir sitoplazmik yoldur.
Sonuç olarak, ETS taşımayan ve yalnızca fermantasyonla yaşayan zorunlu anaerop canlılar vardır. Bu mikroorganizmalar hücresel solunum yapmadığına göre, canlıların ortak özelliği hücresel solunum değil, hücresel ATP üretimidir. Yeryüzündeki mikroskobik bir arkeden insana kadar tüm yaşam formlarının paylaştığı asıl mucizevi ortak miras ise glikoliz evresidir. Milyarlarca yıldır korunan bu hücresel mimariye hayran kalmamak imkansız!
Yaşam, evrende çok düşük ihtimallerin sonucu ortaya çıkan ve bazı spesifik türler için "hastalıklı" bir durum olarak nitelendirilen, entropi karşıtı bir durumdur.
Peki neden bu durumu sürdürmekteyiz?
Sen, cosmos'un farkında bile olmadan var ettiği, bu varlık üzerine özel bir anlam atfetmeyen ve kendi varlığını ve anlamını var edebilecek nadide bir türsün: Homo sapiens, yani insan. Çokça ihtimali düşünen, meraklı bir tür. Kendi türdaşlarını çoğu durumda yaşama çekmesinin nedeni aslına bakarsak evrimsel süreçte ortaya çıktı: Sürüyü koruma içgüdüsü. Lakin işin içine felsefi bir anlam olarak bakarsak işler değişir.
Yaşamın sürekliliği ve gerekliliği nedir?
Bu soru uğruna bolca filozof veya düşünür çokça çaba sarf etmiş. Neden varlığımızı ve kimyamızı daim etmeliyiz ve neden bunun aksini yapmamalıyız?
Çünkü yaşam ve varoluş, özünde güzel olan bir tablodur. Detaylar bize haz katar.
Dünyaya dıştan bakarsan sadece mavi bir toprak su karışımı görürsün; ama yaklaşırsan bir toplum, bir millet ve en önemlisi yaklaşık 8 milyar, ayrıca evren görürsün. Kozmik zihinlerin kendi düşünsel varlıklarını nasıl daim ettiklerine tanıklık edersin. Güneş sistemine dışarıdan bakıp bir anlam atfedemeyebilirsin; ama her bir gezegenin o eşsiz varoluşuna tanıklık edersen değeri ve anlamı artar. Yaşama kıyıdan köşeden bakma; yaşam bizzat senin varlığın dahilinde sürdürülen bir yapı: Sen ve ben ve tüm evren.
Dolayısıyla, uzaktan baktığın bu tabloda ömrünün yetemeyeceği kadar güzel detay var ve sadece bir kere geldiğin bu yaşamda bunları görme şansın bir kere. Bundandır ki diğer insanlar da bunun hazzını bilir ve çokça desteklediler. Yaşam, fark etmeden çokça anlamla bürünmüş bir kumaş. Keşfedilecek çokça şey var.
Sevgilerle..