Tüm Reklamları Kapat

Gazel ve Kaside Nedir? İki Nazım Biçimi Birbirinden Nasıl Ayrılır?

Gazel ile Kasideyi Ayıran Uzunluk, Konu ve İşlevdir.

13dk
Süslü bir çerçevenin içinde iki sütun halinde dizilmiş boş beyit satırları duruyor, satır aralarında gül, kadeh, servi, pervane ve hilal motifleri, satır sonlarında ise yanan kandiller var.
Tüm Reklamları Kapat

Gazel ve kaside, Divan edebiyatı geleneğinde Arap-Fars kökenli niceliksel ölçü sistemiyle yazılan, beyitler halinde kurulan ve şiir boyunca tek bir vezin ile tek bir ana kafiyeyi sürdüren iki temel nazım biçimidir. Her iki biçim de aynı yapı taşları üzerinde yükselmektedir. Ancak gazel daha kısa yapısıyla başta aşk, bahar, şarap ve tasavvuf olmak üzere yoğun lirik temaları işlerken, kaside çok daha uzun kuruluşuyla bir devlet büyüğünü veya dini bir şahsiyeti övmek amacıyla farklı bölümler halinde genişlemektedir.[1], [3]

Gazel ile kasideyi kafiye düzeni ayırmamaktadır, çünkü ikisi de aynı düzeni kullanmaktadır. Kaside biçim bakımından gazele benzer, fakat ondan çok daha uzundur. Bir gazeli okurken sözcüklerin sadece sözlük anlamlarını bilmek, bütün çağrışımları açıklamaya yetmemektedir. Fars gazeli çoğunlukla kesintisiz bir olay anlatısı izlemediği için her örneği hikaye gibi okumak uygun değildir.[6] Gazeli anlamak için beytin yapısını, vezin kurallarını ve geleneğe özgü tema, motif ve imgeleri tanımak gerekmektedir.

Divan Şiirinin Ortak Zemini: Beyit, Vezin ve Kafiye

Klasik Türk edebiyatında şairlerin çeşitli şiirlerini bir araya getirdiği kitaplara divan adı verilmektedir.[2] Bir şairin kaleme aldığı farklı nazım biçimleri bu kitaplarda toplanmaktadır. Ancak mesneviler genellikle divanların dışında kalmaktadır. Çok uzun olan bu eserler, hacimlerinin büyüklüğü nedeniyle kendi başlarına ayrı birer kitap oluşturmaktadır.

Tüm Reklamları Kapat

Bu biçimsel disiplinin en küçük tam birimi beyit (İng: "couplet") olarak adlandırılmaktadır. Her beyit, aynı vezin (İng: "metre") ile yazılmış iki mısradan (İng: "hemistich") meydana gelmektedir. Burada bir ayrıntıya dikkat etmek gerekmektedir. Bir beyti oluşturan iki mısranın kendi aralarında kafiyeli olması, bu iki dizenin beyit sayılması için şart değildir. Yani iki mısra kendi içinde kafiyelense de kafiyelenmese de aynı vezni taşıdığı sürece bir beyit bütünlüğü kurmaktadır.

Beyitlerin içindeki bu ritmik düzeni sağlayan ölçü sistemi aruz veznidir. Divan geleneğindeki edebi şiirlerin tamamında kullanılan Arap-Fars kökenli bu ölçü sistemi, hecelerin niceliksel (İng: "quantitative") değerlerini esas almaktadır.[1] Başka bir deyişle aruzda hecelerin uzunluk ve kısalık bakımından taşıdığı ritmik değerler belirleyici olmaktadır. Şiir boyunca kesintisiz korunan bu tek niceliksel ve ritmik ölçü, birbirinden ayrı beyitleri biçimsel olarak birbirine bağlayan ana unsurdur.

Aruz vezninin sağladığı bu ritmik birliğe, dize sonlarındaki ses uyumu eşlik etmektedir. Gazel ve kaside, baştan sona tek bir vezni ve tek bir ana kafiye (İng: "rhyme") sesini sürdürmektedir. Bunun yanında kafiyeli mısraların sonuna, her defasında tamamen aynı biçimde bir ek veya bir ya da birden fazla sözcük eklenebilmektedir. Dize sonlarında aynen tekrarlanan bu ek veya sözcüklere redif denmektedir. Redif sadece bir ses süsü değildir. Dahası bu tekrar sözcükleri, şiirin vezin çözümlemesine de doğrudan dahil edilmektedir.

Redifin varlığı, şiirde kafiyenin aranacağı yeri doğrudan değiştirmektedir. Çünkü mısra sonlarında aynı biçimde tekrarlanan redif sözcükleri hiçbir durumda kafiye yerine sayılmamaktadır. Bu nedenle bir şiirde asıl kafiye her zaman rediften hemen önce gelen seslerde aranmaktadır. Öte yandan bu geleneğin biçim kuralları içinde redif isteğe bağlı bir unsurdur. Dolayısıyla her şiirde redif bulunması şart değildir. Şairler redif kullanmadan sadece kafiyeye dayanan şiirler de kaleme alabilmektedir.

Tüm Reklamları Kapat
Şema: üç mısra sonunda turuncu kutularda usanmaz, yanmaz ve sanmaz sözcükleri, mavi kutularda tekrarlanan mı soru sözcüğü.
Fuzuli'nin gazelinde mısra sonlarında değişen sözcükler ve aynen tekrarlanan mı soru sözcüğü.
Evrim Ağacı

Gazel Nedir? Yapısı, Beyit Adları ve Konuları

Ortak yapı taşlarını kullanan gazel, adını Arapça kökenli bir sözcükten almaktadır.[5] Bu nazım biçimi, erken İslam döneminde müstakil bir tür haline gelmiştir. Tarihsel süreçte 7. yüzyılda eski Arap kasidesinin başında yer alan aşk içerikli lirik giriş bölümünün bağımsızlaşması, gazelin ayrı bir şiir biçimi olarak doğmasını sağlamıştır. Yine de bağımsızlaşan bu yeni biçim, şiir boyunca tek vezin ve tek ana kafiye kullanma ilkesini korumaya devam etmiştir.

Farsça gazelin kuralları belirginleşmiş teknik bir biçim olarak var olduğunu gösteren tarihsel veriler, 11. yüzyılın son çeyreği ile 12. yüzyılın başına işaret etmektedir.[5] Fakat bu tarihlendirmeyi tüm gazel geleneğinin ilk doğuş tarihiyle karıştırmamak gerekmektedir. Çünkü 7. yüzyıldaki erken bağımsızlaşma süreci ile Fars şiirindeki teknik kurumsallaşma birbirini izleyen iki ayrı tarihsel basamağı temsil etmektedir.

Osmanlı divanlarındaki gazel de aruz ölçüsüyle ve kimi zaman redifle kurulan beyitlerden oluşmaktadır. Divan şiirinde bir gazelin uzunluğu belirli bir beyit aralığında seyretmektedir. Osmanlı gazelinde yaygın uzunluk beş ile on beş beyit arasında değişmektedir.[7]

Matla‘dan Makta‘a: Beyitlerin Adları

Gazelde bazı beyitler, şiir içindeki konumlarına göre özel bir teknik ad almaktadır. Gazelin ilk beytine matla‘ adı verilmektedir. Bu başlangıç beytinin iki mısraı her zaman kendi arasında kafiyeli (musarra‘) olmak zorundadır. İlk beyitten hemen sonra gelen ikinci beyit ise teknik olarak hüsn-i matla‘ diye adlandırılmaktadır.

Şiirin sonuna gelindiğinde beyit adlandırması kapanış görevine göre değişmektedir. Şiiri kapatan beyit makta‘ adını taşımaktadır. Son beytin hemen üstünde yer alan, yani kapanıştan bir önceki beyit ise hüsn-i makta‘ olarak anılmaktadır. Şairler genellikle kapanış beytinde mahlas denilen adlarını geçirerek şiirin altına bir imza (İng: "signature") atmaktadır.[4] Örneğin Fuzuli'nin yedi beyitlik gazelinde şairin adı yedinci beyitte yer almaktadır.[10] Ancak son beyitte şair imzasının bulunması çok yaygın bir gelenek olsa da istisnasız bir zorunluluk değildir.

Konuma bağlı bu dört teknik adın dışında, beyitlerin estetik değerini belirten ayrı bir adlandırma daha bulunmaktadır. Bir gazelin en başarılı ve en güzel sayılan beyti şah beyit olarak adlandırılmaktadır. Bu ad, beytin şiirdeki sırasına bağlı değildir. Ayrıca aynı nitelikteki bu seçkin beyit için kaynaklarda beytü’l-gazel terimi de kullanılmaktadır.

Kafiye Düzeni: AA, BA, CA…

Gazelde matla‘ beytinin iki mısraı birbiriyle kafiyelendikten sonra, izleyen beyitlerin kafiye bağlantısı belirli bir kurala göre ilerlemektedir. Buna göre ikinci beyitten itibaren her beytin ilk mısraı serbest kalırken, ikinci mısralar matla‘ ile aynı kafiyeye bağlanmaktadır. Dolayısıyla altı beyitlik bir gazelin kafiye şeması AA, BA, CA, DA, EA, FA biçiminde okunmaktadır. Bu düzenin gerçek bir metin üzerinde nasıl işlediği ve asıl kafiyenin rediften önce aranması ilkesi, Fuzuli'nin yedi beyitlik gazeli üzerinde adım adım incelenebilmektedir. Gazelin ilk iki beyti şöyledir:

Beni candan usandırdı cefadan yar usanmaz mı / Felekler yandı ahımdan muradım şem‘i yanmaz mı / Kamu bimarına canan deva-yı derd ider ihsan / Niçün kılmaz baña derman beni bimar sanmaz mı.
Altın yaldızlı tezhip ve çiçek desenli kenarlarla çevrili, Arap harfli metin içeren bir el yazması sayfası.
Fuzuli Divanı'nın tezhipli bir sayfası. Şairin gazelleri bu tür el yazması divanlarda bir araya getirilmiştir.
Unknown author, Kamu malı

Bu dizelerde sevgilinin (yar, canan) ettiği eziyetten (cefa) ötürü aşığın canından usanması, çektiği ah yüzünden göklerin (felekler) tutuşması ve dilek mumunun (muradım şem‘i) yanmayacak mı diye sorulması anlatılmaktadır. İkinci beyitte ise sevgilinin bütün hastalarına (kamu bimarına) dert devası (deva-yı derd) bağışladığı (ihsan) halde aşığa neden çare (derman) kılmadığı ve kendisini hasta (bimar) sayıp saymadığı sorulmaktadır. Çözümlemenin ilk adımında mısraların bitiş sözcükleri kontrol edilmektedir. İlk beytin iki mısraı "usanmaz mı" ve "yanmaz mı" ifadeleriyle biterek kendi içinde kafiyelenmekte ve AA düzenini kurmaktadır. İkinci beyitte ise ilk mısra "ihsan", ikinci mısra "sanmaz mı" ile sona ermekte, böylece AA düzeninden BA düzenine geçilmektedir.

İkinci adımda, kafiyeli mısraların sonundaki "yar usanmaz mı", "şem‘i yanmaz mı" ve "bimar sanmaz mı" bitişleri yan yana getirilerek tekrar eden unsurlar ayrılmaktadır. Her üç mısranın sonunda "mı" soru sözcüğü aynı biçimde tekrarlanmaktadır. Bu sabit tekrar ayrıldığında, bu sözcükten hemen önce gelen ve mısradan mısraya değişen "usanmaz", "yanmaz" ve "sanmaz" sözcükleri ortaya çıkmaktadır. Böylece okur, dize sonundaki soru tekrarını değişen kafiye sözcüklerinden kolayca ayırarak okuyabilmektedir.

Üçüncü adımda, aynı kafiye ve tekrar düzeninin şiirin kapanışında nasıl korunduğuna bakılmaktadır. Gazelin yedinci ve son beyti (makta‘) şu dizelerden oluşmaktadır:

Tüm Reklamları Kapat
“Fuzuli” rind-i şeydadır hemişe halka rüsvadır / Sorun kim bu ne sevdadır bu sevdadan usanmaz mı.

Şair bu kapanış beytinde kendisini her zaman (hemişe) halka rezil olmuş (rüsva), dünya işlerine aldırmayan çılgın bir rint (rind-i şeyda) olarak tanımlamaktadır. Ardından bu tutkudan (sevda) usanıp usanmayacağını sormaktadır. Yedi beyitlik bu neşrin yedinci beytinde "Fuzuli" mahlası açıkça geçmektedir. Dahası ikinci mısra da "usanmaz mı" ile biterek ilk beyitteki bitişi şiirin son beytinde de sürdürmektedir.

Gazelin Konuları ve Beyitlerin Bağımsızlığı

Biçimsel çatısı bu şekilde kurulan gazelin konu dünyasında aşk önemli bir yer tutmaktadır. Örneğin bir gazelde sevgilinin büyüleyici güzelliği, sevgiliye kavuşmanın doğurduğu coşkulu sevinç ve ayrılığın ya da sevgilinin sertliğinin yol açtığı derin acı işlenebilmektedir. Öte yandan gazelin konu alanı sadece dünyevi aşkla sınırlı değildir. Nitekim şarabın keyfi, bahar mevsiminin güzellikleri ve talihin değişkenliği de bu nazım biçiminin alışılmış konuları arasında yer almaktadır. Hatta Fars gazel geleneğinde romantik aşk özleminin yanı sıra dini inanç ve tasavvuf düşüncesi de ele alınmıştır.

Konular beyitlere yerleştirilirken her beyitte kendi başına tamamlanmış bir düşüncenin bulunması beklenmektedir. Bu düşüncenin de eksiksiz ifade edilmesi gerekmektedir. Fars gazeli çoğunlukla kesintisiz bir olay anlatısı izlememektedir. Bu yüzden her gazeli başı ve sonu olan bir hikaye gibi okumak uygun değildir. Ne var ki beyitlerin anlam bakımından bağımsız olması, bütün gazellerin dağınık konulu olduğu anlamına gelmemektedir. Çünkü kimi zaman bir şair, seçtiği belirli bir konuyu veya tek bir düşünce çizgisini şiirin tamamı boyunca sürdürebilmektedir.

Konu bütünlüğünü şiir boyunca koruyan gazellere somut bir örnek olarak Baki'nin sonbahar gazeli gösterilebilir.[2] Bu bütünlük, özgün Türkçe dizeler yerine E. J. W. Gibb'in İngilizce manzum çevirisi üzerinden, birinci, ikinci ve beşinci beyitlerde adım adım izlenebilmektedir. Çevirinin ikinci beytinde şu dize yer almaktadır:

Bleak stand the orchard trees, all clad in tattered dervish rags.
Minyatür: sarıklı ve tüylü başlıklı atlılar ile yaya askerlerden oluşan kalabalık bir alay yeşil bir yamaçtan geçmektedir.
Bir Baki Divanı nüshasından minyatür.
Unknown author, Kamu malı

Gibb'in İngilizce çevirisinin ilk beytinde, bahar güzelliğinden hiçbir iz veya işaret kalmadığı ve bütün görkemleri boşa çıkan yaprakların bahçenin ortasına döküldüğü anlatılmaktadır. Alıntılanan ikinci beyitte ise meyve bahçesindeki ağaçların çıplak ve ıssız durduğu, hepsinin yırtık derviş hırkalarına büründüğü belirtilmektedir. Tabiat tasviri burada somut bir benzetmeyle kurulmaktadır. Beşinci ve son beyitte (makta‘) şairin mahlası geçmektedir. Aynı beyitte bahçede yatan sayısız düşmüş yaprağın kader rüzgarlarından yakınır gibi göründüğü söylenmektedir. Böylece ilk beyitte başlayan sonbahar tasviri, makta‘ beytine kadar sürmektedir.

İster tek bir konuyu sürdürsün ister her beyitte farklı bir nüansa yönelsin, gazeli doğru anlamak için bu geleneğe özgü tema, motif, imge ve anlatım kurallarını tanımak şarttır. Çünkü sözcüklerin tek başına sözlük anlamlarını bilmek, beyitlerdeki çağrışım ağını açıklamaya yetmemektedir. Örneğin Fuzuli'nin gazelinin dördüncü beyti, ayrılık gecesi (şeb-i hicran), ağlayan gözün (çeşm-i giryan) kan dökmesi, feryadın (efgan) halkı uyandırması ve buna karşılık uyanmayan "kara baht" imgelerini aynı beyitte birleştirmektedir. Okur, kan ağlayan göz ile uykudan uyanmayan kara baht arasındaki karşıtlığı tanıdığında, beytin aşk acısını ses ve imge ortaklığıyla nasıl kurduğunu kavrayabilmektedir.

Bir Beyti Aruzla Okumak: Fuzuli'nin Matla‘ı

Gazelin ritmini sağlayan aruz vezni, Türkçe bir beyit üzerinde fiilen nasıl çözümlenir? Bir beytin veznini araştırırken aruzla yazılan mısraları veznin tef‘ile (cüz) adı verilen ritmik parçalarına göre bölme işlemine takti‘ (İng: "scansion") denmektedir.[9] Takti‘ işleminde Türkçe mısraların heceleri son seslerine göre iki sınıfa ayrılmaktadır. Ünlüyle biten heceler açık, ünsüzle biten heceler kapalı hece sayılmaktadır. Mısra sonundaki açık heceler ise aruz çözümlemesinde kapalı kabul edilmektedir.[9]

Tüm Reklamları Kapat

Bu kuralların gerçek bir beyit üzerinde nasıl çalıştığı, Fuzuli'nin aynı gazelinin ilk beyti olan matla‘ üzerinde izlenebilmektedir.

Çözümlemenin ilk adımında beytin yazıldığı aruz kalıbı ve bu kalıbın ritim şeması belirlenmektedir. Fuzuli'nin bu matla‘ beyti, mefailün tef‘ilesinin her mısrada dört kez tekrarlandığı kalıpla yazılmıştır.[11] Bu kalıptaki her bir tef‘ile, sırasıyla bir kısa (K) ve üç uzun (U) konumdan oluşmaktadır. Dolayısıyla beytin her mısrası "K U U U / K U U U / K U U U / K U U U" ritim şemasını izlemektedir.

İkinci adımda, her iki mısra hecelerine ayrılarak bu dört mefailün tef‘ilesine yerleştirilmektedir. Tam beyit birlikte çözümlenirken ilk mısra "Be-ni-can-dan / u-san-dır-dı / ce-fa-dan-yar / u-san-maz-mı" biçiminde dört parçaya ayrılmaktadır. İkinci mısra ise aynı dört tef‘ileye "Fe-lek-ler-yan / dı-a-hım-dan / mu-ra-dım-şem / i-yan-maz-mı" şeklinde yerleşmektedir. İkinci mısranın kaynaktaki bölümlemesine, yani "Felekler yan / dı ahımdan / muradım şem’ / i yanmaz mı" dizilişine dikkatle bakıldığında önemli bir özellik göze çarpmaktadır. Buradaki "yandı" ve "şem‘i" sözcükleri tam tef‘ile sınırında ikiye bölünmektedir. Çünkü aruzda tef‘ile sonu sözcük sonuyla çakışmak zorunda değildir.

Üçüncü adımda, ilk mısradaki hecelerin açıklık ve kapalılık değerleri "K U U U" şemasıyla karşılaştırılmaktadır. İlk tef‘ile olan "Be-ni-can-dan" ve ikinci tef‘ile olan "u-san-dır-dı" dizilerinde "Be" ve "u" heceleri ünlüyle bittiği için açık (K) konuma, ünsüzle biten "can", "dan", "san" ve "dır" heceleri ise kapalı (U) konuma doğrudan uymaktadır. Ancak "Beni" sözcüğünün sonundaki "ni" hecesi ile "usandırdı" sözcüğünün sonundaki "dı" hecesi ünlüyle bitmesine rağmen kalıpta uzun (U) konuma denk gelmektedir. Bu noktada imale kuralı devreye girmektedir. Türkçe bir kelimenin açık hecesi vezin gereği uzatılarak kapalı hece değerinde okunmaktadır. Her iki mısranın en sonunda bulunan açık "mı" hecesi ise mısra sonundaki açık hecelerin kapalı sayılması kuralı gereğince üçüncü uzun (U) konumu karşılamaktadır.

Bu uygulamalı çözümlemenin ardından, aruz okumasıyla ilgili iki yaygın yanılgıya da dikkat çekmek gerekmektedir. Birincisi, takti‘ şiiri güzel okumakla aynı şey değildir. Çünkü bir şiiri takti‘ ile mekanik olarak tef‘ilelere bölerek okumak, sadece vezni denetlemeye yarayan teknik bir işlemdir. İkincisi, günümüzde İngilizce yazılan gazel denemelerinde vezin zorunlu tutulmamaktadır. Ancak modern İngilizce uygulamalardaki bu serbestlik, Divan gazelinin aruz vezniyle okunmasına ilişkin kuralları hiçbir biçimde geçersiz kılmamaktadır.

Tablo: Beni candan usandırdı cefadan yar usanmaz mı mısraının on altı hecesi dört gruba ayrılmış, her grup bir kısa ve üç uzun değer taşımaktadır.
Fuzuli'nin matla‘ mısraı, mefailün kalıbının dört tekrarına yerleşmektedir.
Evrim Ağacı

Kaside Nedir? Uzunluğu, İşlevi ve Bölümleri

Aynı vezin ve kafiye zeminini kullanan bir diğer büyük nazım biçimi kaside olarak adlandırılmaktadır.[7] Gazel ile kasideyi birbirinden ayıran temel özellik kafiye düzeni değildir. Biçim ve kafiye örgüsü bakımından kaside gazele benzemektedir, ancak hacimce gazelden çok daha uzundur. Türk edebiyatında kasideler için yaygın uzunluk otuz üç ile doksan dokuz beyit arasında verilmektedir.[8] Dolayısıyla kaside için verilen en düşük değer bile, gazelin yaygın uzunluğunun üst sınırını belirgin biçimde aşmaktadır.

Osmanlı saray şiirinde kasidenin temel işlevlerinden biri hükümdar (sultan), vezir veya şeyhülislam gibi yüksek makam sahibi bir kişiyi övmektir. Bu işlev, giriş ve övgü gibi bölümlerle birlikte gelişen uzun bir kuruluşa yol açmıştır, ancak her kaside bütün bölümleri taşımamaktadır.

Klasik edebiyatta kasideler adlandırılırken üç ölçüt kullanılmaktadır. Bir kaside, giriş bölümünde işlenen tasvirin konusuna göre başlık alabilmektedir. Bunun yanı sıra kasideler, mısra sonlarında tekrarlanan redif sözcüğüne göre ya da şiirde redif yoksa kafiye sözcüklerinin son harfine göre de adlandırılabilmektedir.

Kasidenin Bölümleri: Nesibden Duaya

Kasidenin iç kuruluşu incelenirken genel çerçeve ile ayrıntılı bölüm adlarını birbirine karıştırmamak gerekmektedir. Gibb, kasidenin geniş kuruluşunu giriş niteliğindeki nesib (İng: "exordium") ve şiirin asıl amacı olan övgü kısmı, yani maksad veya maksud (İng: "panegyric") olmak üzere iki ana kısım üzerinden açıklamaktadır. Daha ayrıntılı bölüm sınıflandırmasında ise şiirin ilk basamağını nesib veya teşbib adı verilen giriş bölümü oluşturmaktadır. Bu giriş bölümünün mutlaka doğrudan övülen kişiyi anlatması gerekmemektedir. Örneğin şiirin sunuluş vesilesine bağlı olarak ramazan ayı, bayram kutlaması, yeni bir sarayın tamamlanması veya bir bahçenin düzenlenmesi bu girişte tasvir edilebilmektedir. Ayrıca şair bu girişte ilkbahar, yaz, sonbahar veya kış gibi mevsimlerin canlı bir tablosunu da çizebilmektedir.

Giriş bölümündeki tasvir tamamlandığında bir bağlantı basamağı gelmektedir. Nesib bölümünden asıl övgü konusuna geçişin yapıldığı bu beyit için teknik olarak güriz veya gürizgah adı kullanılmaktadır. Gürizgah beytinin hemen ardından, kasidenin girişini izleyen övgü bölümü olan methiye başlamaktadır. Şair, girişteki tabiat veya mekan tasviri ile methiyedeki övgü gibi iki farklı konuyu birbirine bağlarken uzak bir benzerlikten veya anlık bir çağrışımdan menteşe gibi yararlanabilmektedir.

Kaside yapısı içinde yer alabilen iki özel bölüm daha vardır. Bunlardan ilki olan tegazzül, kasidenin içinde yer alan bir gazeldir. Kasidenin içine alınan bu gazel, kasidenin bütünüyle aynı vezin ve kafiyeyi taşıyabilmektedir. Böylece giriş tasviri, övgü ve ek gazel gibi farklı görevler aynı uzun şiirde toplanabilmektedir. Diğer bölüm ise şairin kendisini övdüğü fahriye (veya fahriyye) bölümüdür. Ancak her kasidede tegazzül bulunması zorunlu olmadığı gibi, her kasidede fahriye bölümünün yer alması da zorunlu değildir. Nitekim tegazzül ve fahriye olmadan yazılmış kasideler de mevcuttur.

Tüm Reklamları Kapat

Şairin kendi adını söylediği beyit ise teknik olarak taç beyit (İng: "crown") diye anılmaktadır. Gazeldeki şah beyit kavramına karşılık gelecek biçimde, bir kasidenin en güzel beytine beytü’l-kasid adı verilmektedir. Kaside, övülen kişinin esenliği için edilen bir dua bölümüyle sona erebilmekte, böylece övgü iyi bir dilekle kapanmaktadır.

Bir Örnek: Fuzuli'nin Su Kasidesi

Kasidenin biçim ve işlev kurallarının gerçek bir metinde nasıl uygulandığı ve bu kuralların ne ölçüde esnek olabildiği, Fuzuli'nin Kaside Der Na‘t-ı Hazret-i Nebevi başlığını da taşıyan Su Kasidesi üzerinden incelenebilmektedir. Kaside şu iki beyitle açılmaktadır:

Kare çini pano: lacivert ve turkuaz çerçeve içinde minareler, küçük bir kubbe, hurma ağacı ve Arap harfli yazılar.
Medine'deki Mescid-i Nebevi'yi betimleyen 17. yüzyıldan bir Osmanlı çinisi. Su Kasidesi, övgüsünü Hz. Muhammed'e yöneltmektedir.
Unknown author, Kamu malı
Saçma ey göz eşkden gönlümdeki odlara su / Kim bu denlü dutuşan odlara kılmaz çare su / Ab-gundur günbed-i devvar rengi bilmezem / Ya muhit olmış gözümden günbed-i devvara su.

Şair bu giriş beytinde gözüne seslenerek gönlündeki ateşlere (odlara) gözyaşından (eşkden) su saçmamasını istemekte, ikinci mısrada ise bu derece (bu denlü) tutuşan ateşlere suyun çare olmayacağını söylemektedir. İkinci beyitte ise dönen gök kubbenin (günbed-i devvar) renginin kendi doğası gereği mi su renginde (ab-gun) olduğunu, yoksa gözünden akan yaşların mı gök kubbeyi çepeçevre kuşattığını (muhit olmış) bilmediğini ifade etmektedir. İlk adımda şiirin veznine bakılmaktadır. Bu kasidenin vezni failatün / failatün / failatün / failün olarak verilmektedir. Fuzuli'nin mefailün kalıbıyla yazılan gazeli bu vezinle karşılaştırıldığında, gazel ve kaside için tek ve aynı aruz kalıbının zorunlu olmadığı açıkça görülmektedir.

İkinci adımda kafiye ve redif örgüsü kontrol edilmektedir. İlk beyit (matla‘) "odlara su" ve "çare su" ile biterken, ikinci beyitte ilk mısra "bilmezem", ikinci mısra ise "devvara su" ile sona ermektedir. Yani ilk beyitteki ortak bitişin sonraki beyitte sadece ikinci mısrada sürmesi (AA / BA şeması) kasidede de aynen işlemektedir. Mısra sonlarındaki "odlara su", "çare su" ve "devvara su" bitişlerinde "su" sözcüğü aynı biçimde tekrarlanmaktadır. Dolayısıyla "su" bu kasidede sözcük redifidir. Üçüncü adımda, kasidenin övgü işlevinin kime yöneldiğini anlamak için yirmi altıncı beyte bakılmaktadır. Şair burada dudakları susuzluktan kuruyanların (leb-teşneler) yanıp sürekli (hemvara) su dilemesi gibi özlem duyduğunu (müştakunam) söylerken doğrudan "Ya Habiballah" (Ey Allah'ın Sevgilisi) ve "Hayre’l beşer" (İnsanların En Hayırlısı) diyerek Hz. Muhammed'e seslenmektedir. Bu somut örnek, kasidenin övgü işlevinin sadece yaşayan bir devlet büyüğüne yönelmek zorunda olmadığını göstermektedir.[12]

Dördüncü adımda, taç beyit konumunu ve şiirin toplam uzunluğunu sınamak için otuzuncu ve otuz ikinci beyitler karşılaştırılmaktadır. Fuzuli mahlası otuzuncu beyitte, "Yümn-i na’tünden güher olmış Fuzuli sözleri" dizesinde geçmekte ve şair, peygamber övgüsünün bereketiyle (yümn-i na’tünden) sözlerinin mücevhere (güher) dönüştüğünü belirtmektedir. Oysa metin bu beyitte bitmemektedir. Şiir otuz ikinci beyte kadar devam etmektedir. Şair bu son beyitte kıyamet gününde (ruz-ı haşr) mahrum kalmamayı umduğunu ve kavuşma çeşmesinin (çeşme-i vaslun), sevgilinin yüzüne susamış (teşne-i didara) kendisine su vermesini dilediğini söyleyerek şiiri duayla kapatmaktadır.

Mahlasın otuzuncu beyitte geçip şiirin otuz ikinci beyitte tamamlanması, kasidede taç beyit ile son beytin aynı beyit olmak zorunda olmadığını göstermektedir. Ayrıca otuz iki beyitlik bu neşir, Türk kasideleri için verilen yaygın otuz üç ile doksan dokuz beyit aralığının istisnasız bir sınır olmadığını da ortaya koymaktadır.

Tüm Reklamları Kapat

Sonuç

Gazel ve kaside, Divan şiirinde tek vezin ve tek ana kafiye zemini üzerinde yükselen, ancak uzunlukları, işlevleri ve iç bölümleriyle birbirinden ayrılan iki nazım biçimidir.[8] Gazel daha kısa bir biçimdir ve aşk özleminin yanında dini inanç ve tasavvufu da işleyebilir. Kaside ise övgü işlevi doğrultusunda nesib ve isteğe bağlı tegazzül gibi bölümlerle genişlemektedir.

Bununla birlikte incelenen metinler, bu kuralların donmuş birer kalıp olmadığını göstermektedir. Örneğin yaygın kaside uzunluğuna uyulması, bütün bölümlerin tek bir şiirde bulunması veya mahlas beytinin mutlaka en sonda yer alması istisnasız birer zorunluluk değildir. Ayrıca mekanik takti‘ işlemi tek başına güzel okuma sağlamadığı gibi, sözlük anlamları da geleneğin imge dünyasını tek başına açıklamamaktadır.

Dolayısıyla bu biçimsel özellikler ezberlenecek birer kural listesi değil, okurun herhangi bir klasik şiiri kendi başına çözümlemesini sağlayan işlevsel birer araçtır. Okur, örneğin "veda gazeli" adıyla anılan bir gazelle karşılaştığında, ilk beyitteki matla‘ uyumunu, sonraki beyitlerdeki AA / BA şemasını, varsa redif tekrarını ve kapanıştaki mahlas izini sürerek metnin biçimini ve anlam örgüsünü çözebilmektedir.

Rastgele Yazıya Git
0
Alt Başlıklar
Makale Sonrası

Bu makale üzerine konuşmaya devam et

Topluluk sohbetine katıl, yorum bırak veya ayrıntılı bir soru sor.

Bilimsel bir hata mı gördün?
Bu Makale Sana Ne Hissettirdi?
  • Muhteşem!
    Muhteşem!
    0
  • Tebrikler!
    Tebrikler!
    0
  • Bilim Budur!
    Bilim Budur!
    0
  • Mmm... Çok sapyoseksüel!
    Mmm... Çok sapyoseksüel!
    0
  • Güldürdü
    Güldürdü
    0
  • İnanılmaz
    İnanılmaz
    0
  • Umut Verici!
    Umut Verici!
    0
  • Merak Uyandırıcı!
    Merak Uyandırıcı!
    0
  • Üzücü!
    Üzücü!
    0
  • Grrr... *@$#
    Grrr... *@$#
    0
  • İğrenç!
    İğrenç!
    0
  • Korkutucu!
    Korkutucu!
    0
Kaynaklar ve İleri Okuma
Tüm Reklamları Kapat

Evrim Ağacı'na her ay sadece 1 kahve ısmarlayarak destek olmak ister misin?

Şu iki siteden biriyle hemen destek olabilirsin:

kreosus.com/evrimagaci | patreon.com/evrimagaci

Çıktı Bilgisi: Bu sayfa, Evrim Ağacı yazdırma aracıyla 07.11.2026 13:13:27 tarihinde oluşturuldu. Evrim Ağacı'ndaki içerikleri birden fazla editör sürekli gözden geçiriyor, güncelliyor ve geliştiriyor. Bu çıktıdan sonraki güncellemeleri görmek ve içeriğin en güncel hâlini okumak için şu adrese git: evrimagaci.org/s/24106

İçerik Kullanım İzinleri: Evrim Ağacı'ndaki yazılı içerikler orijinallerine hiçbir şekilde dokunulmadığı sürece izin alınmaksızın paylaşılabilir, kopyalanabilir, yapıştırılabilir, çoğaltılabilir, basılabilir, dağıtılabilir, yayılabilir, alıntılanabilir. Ancak bu içeriklerin hiçbiri izin alınmaksızın değiştirilemez ve değiştirilmiş hâlleri Evrim Ağacı'na aitmiş gibi sunulamaz. Benzer şekilde, içeriklerin hiçbiri, söz konusu içeriğin açıkça belirtilmiş yazarlarından ve Evrim Ağacı'ndan başkasına aitmiş gibi sunulamaz.

Keşfetmeye Devam Et