Tüm Reklamları Kapat

Ergenekon Destanı: Konusu, Kaynakları ve Anlamı

Dağlarla Çevrili Bir Vadide Çoğalan Boyların Demir Dağı Eritip Çıkışı Kaynaklarda Nasıl Anlatılır, Bozkurt Hikayeye Ne Zaman Girdi?

9dk
Altay Dağları'nda ormanlı yamaçlarla çevrili geniş, yeşil bir vadi
Altay Dağları'nda dağlarla çevrili bir vadi.
Дамир Салямов / Pexels
Tüm Reklamları Kapat

Bu Makalede Neler Öğreneceksin?

Bu bölümü yapay zekâ hazırlar.
  • Reşidüddin ve Ebülgazi’nin Ergenekon anlatılarında, Kıyan ile Nüküz’ün soyundan gelen topluluk vadide çoğalır ve yetmiş körükle demir dağı eriterek dışarı çıkar.
  • Bu eski metinlerde yolu gösteren bozkurt ve 21 Mart tarihi yoktur; bozkurt motifi 1913’te, Nevruz bağlantısı ise 1980’lerin sonu ve 1990’larda yaygınlaşır.
  • Ergenekon ile 7. yüzyıl Çin kaynaklarındaki Aşina anlatısı kapalı yurt, çoğalma ve demircilik gibi motifleri paylaşır; ancak doğrudan bağlantıyı kanıtlayan bir kaynak bulunmamıştır.

Ergenekon Destanı, bir savaşta neredeyse tamamen yok edilen bir topluluğun dağlarla çevrili bir vadiye sığınmasını, orada yüzyıllar boyunca çoğalmasını ve sonunda bir demir dağı eritip açtığı yoldan dışarı çıkmasını anlatır. Hikayenin elimizdeki en eski yazılı biçimi, İlhanlı veziri Reşidüddin'in Gazan Han'ın isteğiyle 14. yüzyılın başında hazırladığı Camiü't-Tevarih'te yer alır.[1], [2] İkinci büyük anlatım, Harezm hanı Ebülgazi Bahadır Han'ın 1663'te yazmaya başladığı Şecere-i Türk'tedir ve Ebülgazi, Reşidüddin'in kitabını önünde tuttuğunu açıkça yazar.[2] İki metnin kahramanları da Moğol boylarının ataları Kıyan ile Nüküz'dür. İki metinde de dışarıya giden yolu bir kurt değil, demir cevherini eritmek için kurulan yetmiş körük açar.[1], [2]

Bugün Türkiye'de en çok bilinen anlatımda ise yolu bir bozkurt gösterir ve çıkış günü 21 Mart olarak kutlanır. Bu iki ayrıntı, Reşidüddin'in ve Ebülgazi'nin metinlerinde geçmez.[1], [2] Yol gösteren kurt, Ziya Gökalp'in 1913'te yayımlanan Ergenekon şiirinde açıkça yer alır. 21 Mart bağı ise 1990'larda devletin resmi Nevruz kutlamalarıyla yaygınlaşır.[7], [9] Kurt motifinin kendisi çok daha eskidir: 7. yüzyılda yazılan Çin hanedan tarihleri, Göktürk hükümdar ailesi Aşina'nın bir dişi kurttan türediğini ve bu kurdun dağlarla çevrili bir mağarada on oğul doğurduğunu kaydeder.[3] Aşağıda önce Ergenekon'u kendi kaynaklarının anlattığı biçimiyle okuyacak, sonra Çin yıllıklarındaki Aşina hikayesiyle karşılaştıracak ve bugünkü anlatımın nasıl oluştuğunu izleyeceğiz.

Reşidüddin'in Anlattığı Ergenekon

Reşidüddin hikayeyi Moğol boylarının kökenini anlattığı bölümde verir ve olayları kendi zamanından yaklaşık iki bin yıl önceye yerleştirir.[1] Anlatıya göre eskiden Moğol diye anılan boy, "diğer Türk boyları" ile kavgaya tutuşur ve bu kavga savaşa döner. Güvenilir kişilerden aktarılan rivayete göre öteki boylar Moğolları yener ve öyle bir kırım yapar ki geriye iki erkek ile iki kadından fazlası kalmaz.[1] Bu iki aile düşmandan korkarak çevresi dağlar ve ormanlarla kaplı, hiçbir yönden yolu olmayan bir yere kaçar. Buraya sadece büyük güçlükle geçilebilen dar bir patika ulaşır, dağların arasında ise otu bol, havası sağlıklı bir bozkır uzanır.[1]

Tüm Reklamları Kapat

Reşidüddin bu yerin adını Ergune-kun olarak verir ve adı kendisi açıklar: "kun" yamaç, "ergune" sarp demektir, yani ad "sarp sırt" anlamına gelir.[1] İki erkeğin adları Nüküz ve Kıyan'dır. Bu aileler ve torunları uzun yıllar burada kalır ve çoğalır.[1] Her kol zamanla kendi adıyla anılan ayrı bir obak (Reşidüddin'in açıklamasıyla aynı kemikten ve aynı soydan gelenler) olur, obaklar da yeniden kollara ayrılır. Bu kollardan doğan boylar Darlekin Moğolları diye anılır.[1] Kıyan adı Moğolcada dağlardan ovaya inen coşkun, hızlı ve güçlü "büyük akıntı" demektir. Kıyanlar cesur ve yiğit oldukları için bu adı almıştır, Kıyat ise Kıyan'ın çoğuludur.[1] Reşidüddin aynı yerde Moğol adının ilk başta "mungol" diye söylendiğini ve "güçsüz, saf yürekli" anlamına geldiğini de yazar.[1]

Vadi kalabalıklaşıp toprak dar gelmeye başlayınca halk, bu sarp boğazdan ve dar dağ geçidinden kolayca çıkmanın yolunu konuşmak için toplanır. Sonunda eskiden beri demir eritilen bir demir cevheri yatağı bulunur.[1] Halk hep birlikte ormandan bol odun ve yük yük kömür toplar, yetmiş öküz ve at keser, derilerini bütün halinde yüzüp demirci körüğü yapar. Odun ve kömür yamacın dibine yığılır ve yetmiş körük aynı anda çalıştırılır. Reşidüddin sonucu şöyle anlatır:[1]

> Yamaç eriyinceye kadar ateşi körüklediler. Oradan sayısız miktarda demir çıkarıldı ve aynı zamanda bir geçit açıldı. Hep birlikte göç ettiler ve dar boğazdan bozkırın genişliğine çıktılar.

Reşidüddin körükleri asıl olarak Kıyan'a dayanan ana kolun çektiğini, Nüküz boyu ile onların kollarından Uryangkatların da körük çektiğini yazar.[1] Başka boylar da körük çekme payını kendine yazar, ama körüğü çeken boylar bunu kabul etmez. Anlatıya göre Kongıratlar kimseye danışmadan herkesten önce çıkar ve öteki boyların ocaklarını çiğner. Kongıratlarda görüldüğü söylenen ayak hastalığı da bu saygısızlığa bağlanır.[1] Bu ayrıntı, hikayenin boylar arasındaki sırayı ve itibarı da açıklayan bir köken anlatısı olarak kullanıldığını gösterir. Reşidüddin şüpheci bir not da düşer: Ergune-kun'u görmüş olan Moğollara göre burası yaşamak için zor bir yerdir, ama anlatıldığı kadar değildir. Dağı eritmelerinin amacı da kendilerine şan getirecek yeni bir yol açmaktır.[1]

Tüm Reklamları Kapat

Hikayenin Cengiz Han açısından önemi soy ağacındadır. Alan Goa'nın kocası Dobun Bayan, Kıyan soyundandır, Alan Goa ise Kurlas boyundandır ve Cengiz Han'ın soyu bu çifte dayanır.[1] Reşidüddin bu yüzden Cengiz Han'ın ailesinin dağı, demir eritmeyi ve demirciliği unutmadığını yazar ve bir töreni anlatır:[1]

> Cengiz Han'ın soyunda, yeni yılın başladığı gece demirci körüğünü, ocağı ve kömürü hazırlama adeti vardır. Biraz demiri kızdırır, örsün üzerine koyup çekiçle döver ve uzatırlar. Bunu kurtuluşlarına şükran olarak yaparlar.

Reşidüddin'in anlatımında bozkurt, kurttan türeyiş ya da adı verilen bir demirci yoktur. Çıkış için bir tarih de verilmez, sadece yeni yıl gecesindeki tören anılır.[1] Kıyan ve Nüküz düşmandan kaçan iki insandır ve dışarıya giden yolu topluluğun ortak emeği açar. Hikayenin merkezinde kurtuluş, çoğalma ve demir vardır.

Ebülgazi Bahadır Han'ın Şecere-i Türk'ündeki Anlatım

Ebülgazi Bahadır Han, Şecere-i Türk'ün başında Reşidüddin'in eserini ve on yedi Cengizname'yi elinde tuttuğunu yazar.[2] Ergenekon bölümü Reşidüddin'in iskeletini izler, ama olaylara isim, sebep ve süre ekler. Ebülgazi'ye göre Moğolların başında İl Han, Tatarların başında Süyünüç Han vardır.[2] Süyünüç Han Kırgızların hükümdarını ve başka boyları yanına çeker, savaşı ise geri çekiliyormuş gibi yaparak kazanır. Moğollar kırılır, İl Han'ın oğlu Kıyan ile yeğeni Nüküz hanımlarını ve geride kalan hayvanlarını alıp kaçar.[2]

Kaçanların yolu bir kurdun gösterdiği yol değil, argalilerin (yabani dağ koyunlarının) açtığı bir patikadır. Patika öylesine tehlikelidir ki bir deve ya da keçi bile buradan bin güçlükle geçebilir.[2] İçeride ırmaklar, pınarlar, otlaklar, meyve ağaçları ve av hayvanları vardır. Ebülgazi adı Reşidüddin'den farklı açıklar: Ebülgazi'ye göre "erkene" dağın kuşağı, "kun" ise dik ve sarp demektir.[2] İki yazarın aynı adı farklı çözmesi, bu açıklamaların kesin bir etimoloji değil, yazarların kendi yorumları olduğunu gösterir.[1], [2] Kıyan'ın torunlarına Kıyat denir, Kıyan sözcüğü burada da "sel" anlamında açıklanır.[2]

Ebülgazi'nin anlatımında topluluk vadide dört yüz yıldan fazla kalır.[2] Bu sürenin sonunda dışarıdaki ata yurdunun Tatarların önderliğindeki boylar tarafından ele geçirildiğini hatırlarlar ve çıkmanın yolunu ararlar. Bir demirci, dağda tek bir katmandan oluşan bir demir madeni gördüğünü söyler.[2] Bütün halk odun ve kömürden pay verir, yetmiş yerde yetmiş büyük körük kurulur ve maden eriyince yüklü bir devenin geçebileceği genişlikte bir geçit açılır.[2] Reşidüddin'de hiç geçmeyen demirci burada ortaya çıkar, ama Ebülgazi de demirciye bir ad vermez. Reşidüddin ise vadide geçen süre için sadece "uzun yıllar" der.[1], [2]

Ebülgazi'nin metni, bugünkü bayram anlatısının çıkış noktası sayılabilecek bir ayrıntı da içerir. Moğollar kurtuldukları ayı, günü ve saati tam olarak not eder ve bundan sonra her yıl bu günü kutlar.[2] Bayramda önce han kızdırılmış bir demir parçasını örsün üzerinde çekiçle döver, ardından bütün beyler aynı şeyi yapar. Ebülgazi bu günün takvimdeki yerini vermez (metinde 21 Mart, Nevruz ya da bahar başı geçmez).[2] Çıkışın önderi de bir hayvan değil, Kıyan soyundan ve Kurlas kolundan gelen hükümdar Börte Çine'dir. Börte Çine bütün boylara elçi gönderir. Kimi boylar elçileri dostça karşılar, kimi düşmanca. Tatarlar savaş açar ve Moğollar galip gelir.[2] Ebülgazi'nin deyişiyle Moğollar atalarının öcünü yenilgiden dört buçuk yüzyıl sonra alır.[2]

Çin Kaynaklarında Aşina ve Dişi Kurt

Çin kaynaklarındaki köken anlatılarında ne Ergenekon adı ne de demir dağın eritilmesi vardır, ama dağlarla çevrili bir sığınaktan çıkış teması orada da işlenir.[3] Göktürk hükümdar ailesi Aşina'nın kökeni Zhoushu ve Suishu (636) ile Beishi (659) gibi 7. yüzyıl hanedan tarihlerinde anlatılır.[3] Tarihçi Peter B. Golden, bu anlatıların ayrı hikayeler gibi görünse de tek bir anlatı olarak okunması gerektiğini savunur. Golden'ın Birinci Kurt Hikayesi adını verdiği metne göre Türklerin ataları Batı Denizi'nin sağ kıyısında yaşar ve Hunların (Çin: "Xiongnu") ayrı bir koludur, aile adları Aşina'dır.[3]

Komşu bir devlet bu halkı yok eder ve geriye sadece on yaşında bir oğlan kalır. Askerler çocuğun ayaklarını keser ve otlarla kaplı bir bataklığa atar.[3] Bir dişi kurt çocuğu etle besler. Çocuk büyüyünce kurtla birleşir ve kurt gebe kalır. Düşman kral oğlanın yaşadığını duyunca onu öldürmek için yeniden adam gönderir, dişi kurt ise Gaochang'ın (Turfan yakınındaki Koço) kuzeyindeki ya da kuzeybatısındaki bir dağa kaçar.[3], [4] Dağda bir mağara, mağaranın içinde de çevresi yüzlerce li (eski Çin uzunluk birimi) tutan, dört yanı dağlarla kapalı, otu bol bir düzlük vardır. Kurt burada on oğul doğurur. Oğullar dışarıdan kadınlarla evlenir ve içlerinden biri Aşina adını alır.[3] Birkaç kuşak sonra topluluk mağaradan çıkar (Beishi'ye göre Axian adlı bir önderin peşinden), Rouranların (Juan-juan) uyruğuna girer ve Altay dağlarının güney yamaçlarında Rouranlar için demircilik yapar.[3]

Aynı kaynaklar Türk adını da bu yurda bağlar. Altay'ın biçimi bir miğfere benzer, miğfere de "tujue" dendiği için topluluk kendine bu adı verir.[3] Golden bu açıklamanın büyük olasılıkla bir halk etimolojisi olduğunu belirtir. Beishi ve Suishu'ya göre aralarından en akıllısı hükümdar olur ve kökenlerini göstermek için ordugahın kapısına kurt başlı bir sancak diker.[3] Zhoushu bu ayrıntıyı şöyle verir:[3]

Tüm Reklamları Kapat

> Sancaklarının tepesine altın bir kurt başı koyarlar. Hükümdarın muhafız birliğine de "kurt" anlamına gelen fuli adı verilir. Türkler bir dişi kurttan gelir ve kökenlerini unutmak istemezler.

Golden'ın İkinci Kurt Hikayesi dediği Zhoushu anlatımında atalar Hunların kuzeyindeki Suo devletindendir. Kardeşlerden biri olan Yizhi Nishidu bir dişi kurttan doğmuştur.[3] Suishu'nun kurt hikayesinden önce verdiği tarihsel anlatımda ise kurt yoktur. Bu anlatıma göre Türklerin ataları Pingliang'dan gelen karışık Hu halklarıdır. Kuzey Wei imparatoru Taiwu, Kuzey Liang devletini 439'da yıkınca Aşinalar beş yüz aileyle Rouranlara sığınır ve kuşaklar boyunca Altay dağlarında demir aletler yapar.[3] Demircilik bu kaynaklarda bir efsane süsü değil, bir geçim yoludur. Bumın'ın 552'deki ayaklanmasından önce Rouran kağanı, Bumın'ın bir Rouran prensesiyle evlenme isteğini hor görerek reddeder ve Bumın'a "benim demirci kölem" der.[3]

Çin kaynakları bir mağara kültünden de söz eder. Zhoushu'ya göre hükümdar her yıl soyluları atalarının mağarasına götürüp kurban sunar, Suishu da Batı Türklerinin her yıl atalarının yaşadığı mağaraya yüksek bir görevli gönderdiğini yazar.[3] Golden, bu anlatılardaki "kapanma ve çıkış" temasının dağ, ağaç, mağara, su ve dişi bir ruhu birleştiren daha geniş bir temalar ağına ait olduğunu belirtir.[3] Kapalı bir yurtta çoğalma, demircilik ve dışarı çıkış, Ergenekon ile Aşina hikayesinin ortak noktalarıdır. Aşina hikayesinde demir dağ eritilmez, Reşidüddin'in ve Ebülgazi'nin Ergenekon anlatımlarında da kurttan türeyiş yoktur.[1], [2], [3]

Bozkurt Hikayeye Ne Zaman Girdi?

Kurdun Ergenekon'la yan yana anılmasının bir yolu Moğol soy geleneğinden geçer. 13. yüzyılda yazılan Moğolların Gizli Tarihi, Cengiz Han'ın soyunu şu cümlelerle başlatır:[5]

> Başlangıçta, yazgısı yüce Gök tarafından belirlenmiş olarak doğan boz bir kurt vardı. Karısı soluk sarı renkli bir dişi geyikti. Tenggis'i aşarak geldiler.

Bu kurdun Moğolca adı Börte Çino'dur, karısının adı ise Qo'ai Maral'dır.[5] Ebülgazi'nin Ergenekon'dan çıkışı yöneten hükümdarı Börte Çine de aynı adı taşır, ama Ebülgazi bu hükümdarı bir kurt olarak değil, bir insan olarak anlatır.[2], [5] İran'da yazılan bir tarihte de benzer bir anlatım vardır: Hamdullah Müstevfi'nin 1330 tarihli Tarih-i Güzide'sinde Kıyan ile Nüküz iki kadındır ve Ergene Kun'da bir kurtla birleşirler.[6] Berger'in aktardığına göre 14. yüzyılda Ergenekon'a kurttan türeyiş katan bir anlatım vardır. Bu anlatımda kurt bir ata olarak yer alır, yol gösteren bir rehber olarak değil.[5], [6]

Yol gösteren bozkurdun elimizdeki en eski örneği 20. yüzyılın başındandır. Acta Fabula dergisindeki bir söyleşiye göre Ziya Gökalp'in 8 Mayıs 1913'te Türk Duygusu dergisinde yayımlanan "Türk An'anesi: Ergenekon" şiirinde demircinin adı Bozkurt'tur, yolu gösteren kurt ise Börteçine adını taşır.[7] Kaynak, motifi Gökalp'in icat ettiğini söylemez. Gareth Jenkins'in özetlediği modern milliyetçi anlatımda ise Ergenekon, Altay dağlarında ulaşılmaz bir vadidir ve Türk boyları buradan Asena adlı boz bir dişi kurdun rehberliğinde çıkar.[11] Jenkins, bu efsanenin Cumhuriyet'in ilk yıllarında, ulusal bilincin kimliğin temeli yapılmak istendiği dönemde güçlü biçimde yayıldığını yazar.[11]

Tüm Reklamları Kapat

Destan Kimin?

Ergenekon'un kime ait olduğu sorusunun cevabı, hangi metne baktığımıza göre değişir. Elimizdeki iki ana anlatım hikayeyi Moğol boylarının kökeni olarak verir: kahramanlar Kıyat ve Nüküz boylarının atalarıdır, soy ağacı Alan Goa ve Dobun Bayan üzerinden Cengiz Han'a uzanır.[1], [2] Öte yandan Reşidüddin Moğolların düşmanlarını "diğer Türk boyları" diye anar, yani Moğolları da geniş anlamıyla Türk boyları arasında sayar.[1] Ebülgazi de eserine Şecere-i Türk (Türklerin soy ağacı) adını verir.[2]

Türk kültürü araştırmacılarının birçoğu ise destanın aslında Göktürklere ait olduğunu, Reşidüddin'in eski bir Göktürk hikayesini Moğollaştırarak yazdığını savunur.[8] Golden ise Çin kaynaklarındaki dişi kurt hikayelerinin Aşina ailesini anlattığını, öteki Türk halklarının kurtlu ya da kurtsuz kendi köken anlatıları olduğunu vurgular.[3] Golden'ın aktardığına göre Denis Sinor, Göktürklerin Türk olmayan unsurları da barındıran bileşik bir etnik yapıya sahip olduğu sonucuna varmıştır.[3] Ataların bugünkü yurttan uzak bir yerden geldiğini söylemek de Golden'a göre soy ve hanedan kuruluş efsanelerinde sık görülen bir kalıptır.[4]

Kaynakların gösterdiği şey, iki hikayenin ortak motifler taşıdığıdır: kapalı bir yurt, orada çoğalan bir topluluk, demircilik ve dışarıya çıkış.[3] Ergenekon'un Aşina hikayesinden doğrudan türediğini gösteren bir metin ise yoktur. Bugün elimizdeki Ergenekon metinleri 14. ve 17. yüzyıllarda Cengiz Han soyundan gelen hükümdarların çevresinde yazılmıştır ve bu soyun kökenini anlatır. Aşina hikayesi ise 7. yüzyılda Çin yıllıklarına geçmiş bir Göktürk hanedan anlatısıdır.[1], [2], [3] İkisini aynı geniş bozkır geleneğinin iki ayrı kolu olarak görmek, kaynakların izin verdiği en temkinli okumadır.

Ergenekon, Nevruz ve Modern Türkiye

Ergenekon'un 21 Mart ile bağı yakın tarihlidir. Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluşundan 1991'e kadar Nevruz resmi bir kutlama değildi. Kültür Bakanı Namık Kemal Zeybek'in yönergesiyle devlet, 21 Mart 1991'de Nevruz'u ülke çapında kutlamaya başladı.[9] Yanık'ın andığı yayınlardan biri, milliyetçi akademisyen Abdülhaluk Çay'ın 1988 tarihli "Türk Ergenekon Bayramı Nevruz" kitabıdır. Bağı milliyetçi yazarlar 1980'lerin sonunda kurdu, devlet onu 1990'larda benimsedi.[9] Siyaset bilimci Lerna K. Yanık'ın incelemesine göre 1990'larda devlet törenlerinde ve Nevruz mesajlarında Nevruz'un sadece baharın gelişi olmadığı, Türk boylarının Ergenekon'dan kurtuluşunun da yıl dönümü olduğu anlatıldı. Bir devlet kurumu olan TİKA'nın Avrasya Dosyası dergisi de 2001'de bu günü "Ergenekon Bayramı" olarak andı.[9]

Yanık'ın aktardığı konuşmalarda bu bağ açıkça kurulur. Süleyman Demirel 1994'te Nevruz'un Ergenekon Destanı'nın kuşaktan kuşağa kutlanması olduğunu söyledi, Tansu Çiller de bir Nevruz konuşmasında "Ergenekon Destanı Nevruz'un kökünde yatar" dedi.[9] 1998'de Türk Devlet ve Toplulukları Kurultayı'nda Cumhurbaşkanı Demirel'in de katıldığı bir demir dövme töreni yapıldı. Tören, Türk boylarının demirden dağları eriterek Ergenekon'dan çıkışını simgeliyordu.[9] Fransız tarihçi Étienne Copeaux da Türk tarih yazımı üzerine incelemesinde ateşi, demiri, demirci ocağını ve kurdu efsanenin temel malzemeleri olarak sayar ve resmi "Ergenekon Bayramı"nın 1993 baharından itibaren kutlandığını belirtir.[10]

Ergenekon adı 2000'lerde bambaşka bir bağlamda da gündeme geldi. Haziran 2007'de İstanbul'da bir gecekonduda bir sandık el bombası bulunmasıyla başlayan soruşturma, adını iddia edilen gizli örgütün adından aldı ve Türkiye'nin yakın tarihindeki en büyük ve en tartışmalı yargı süreçlerinden biri oldu.[11] Davanın konusu destan değildir, ama adı bugün destanla birlikte anılır.

Sonuç

Ergenekon Destanı, elimizdeki en eski metinlerde, savaşta yok olmanın eşiğine gelen bir topluluğun dağlarla çevrili bir vadide çoğalmasını, ortak emekle demir dağı eritip dışarı çıkmasını ve Cengiz Han soyunun yeni yıl gecesi demir dövme geleneğini anlatır.[1], [2] Reşidüddin'de ve Ebülgazi'de dışarıya giden yolu bir kurt değil, yetmiş körük açar ve bu iki metinde 21 Mart tarihi de yoktur.[1], [2] Bu metinler Cengiz Han soyunun kökenini anlatır.[1], [2] Aşina hikayesiyle kapalı yurt, çoğalma, demircilik ve çıkış gibi ortak motifler taşırlar, ama incelenen kaynaklarda Ergenekon'un bu hikayeden doğrudan türediğini gösteren bir metin yoktur.[1], [2], [3]

Bugün Türkiye'de bilinen anlatım, kaynaklara göre bu çekirdeğe sonradan eklenen katmanlarla oluşmuş görünür.[7], [9] Bu iki kaynakta rehber kurt ilk kez Gökalp'in 1913 tarihli şiirinde yer alır, 21 Mart bağı ise 1980'lerin sonundaki milliyetçi yayınlardan 1990'ların devlet törenlerine uzanır.[7], [9] Kurttan türeyiş motifi Ergenekon'dan ayrı ve daha eski bir gelenektir, 7. yüzyıl Çin yıllıklarındaki Aşina hikayesinde yaşar.[3] Eldeki kaynaklarda bu motifi Ergenekon'a bağlayan tek metin, Berger'in aktardığı Müstevfi anlatımıdır.[6] Destanın kime ait olduğu sorusunun cevabı da hangi metne bakıldığına göre değişir.[1], [2], [8]

Rastgele Yazıya Git
0
Alt Başlıklar
MAKALE SONRASI

Bu makale üzerine konuşmaya devam et

Topluluk sohbetine katıl, yorum bırak veya ayrıntılı bir soru sor.

Bilimsel bir hata mı gördün?
Bu Makale Sana Ne Hissettirdi?
  • Muhteşem!
    Muhteşem!
    0
  • Tebrikler!
    Tebrikler!
    0
  • Bilim Budur!
    Bilim Budur!
    0
  • Mmm... Çok sapyoseksüel!
    Mmm... Çok sapyoseksüel!
    0
  • Güldürdü
    Güldürdü
    0
  • İnanılmaz
    İnanılmaz
    0
  • Umut Verici!
    Umut Verici!
    0
  • Merak Uyandırıcı!
    Merak Uyandırıcı!
    0
  • Üzücü!
    Üzücü!
    0
  • Grrr... *@$#
    Grrr... *@$#
    0
  • İğrenç!
    İğrenç!
    0
  • Korkutucu!
    Korkutucu!
    0
Kaynaklar ve İleri Okuma
Tüm Reklamları Kapat

Evrim Ağacı'na her ay sadece 1 kahve ısmarlayarak destek olmak ister misin?

Şu iki siteden biriyle hemen destek olabilirsin:

kreosus.com/evrimagaci | patreon.com/evrimagaci

Çıktı Bilgisi: Bu sayfa, Evrim Ağacı yazdırma aracıyla 30.10.2026 02:38:30 tarihinde oluşturuldu. Evrim Ağacı'ndaki içerikleri birden fazla editör sürekli gözden geçiriyor, güncelliyor ve geliştiriyor. Bu çıktıdan sonraki güncellemeleri görmek ve içeriğin en güncel hâlini okumak için şu adrese git: evrimagaci.org/s/24037

İçerik Kullanım İzinleri: Evrim Ağacı'ndaki yazılı içerikler orijinallerine hiçbir şekilde dokunulmadığı sürece izin alınmaksızın paylaşılabilir, kopyalanabilir, yapıştırılabilir, çoğaltılabilir, basılabilir, dağıtılabilir, yayılabilir, alıntılanabilir. Ancak bu içeriklerin hiçbiri izin alınmaksızın değiştirilemez ve değiştirilmiş hâlleri Evrim Ağacı'na aitmiş gibi sunulamaz. Benzer şekilde, içeriklerin hiçbiri, söz konusu içeriğin açıkça belirtilmiş yazarlarından ve Evrim Ağacı'ndan başkasına aitmiş gibi sunulamaz.

Keşfetmeye Devam Et