PARANIN AHLAKI VE SINIFSAL DAMGALAMA: MAUPASSANT EDEBİYATINDA İKTİSADİ DÜŞÜNCENİN İNŞASI
/content/9abb4056-1e5c-464c-a122-13fac58a2ebf.jpeg)
- Blog Yazısı
Blog Yazısı
19. yüzyıl Fransa’sı; yükselen burjuvazinin iktisadi gücü eline geçirdiği ve paranın vicdanları da yönetmeye başladığı bir geçiş çağıydı. Bu çağda iktisadi gerçeklik; aile, aşk, dostluk ve ahlak gibi insani değerleri de dönüştürmeye başladı.
Fransız edebiyatının en cesur temsilcilerinden biri olan Guy de Maupassant, sistemin bu soğuk yüzünü en iyi ortaya koyan yazarlardan biridir. Maupassant’ın öykülerinde birey; ya cebindeki para kadar değer gören bir aktör, ya toplumun önyargılarına kurban giden bir öteki, ya da sınıfının beklentileri uğruna kendi kalbini feda eden bir özne konumundadır.
Karl Marx Kapital’de metalaşmayı formüle etmeden, Michel Foucault modern iktidarın damgalama mekanizmalarını çözmeden veya Pierre Bourdieu sembolik şiddet kavramını literatüre sokmadan onlarca yıl önce; Maupassant bu toplumsal olguları öykülerinde edebi bir önseziyle çoktan kurgulamıştı.
1. Jules Amcam: Akrabalığın Gelir Gider Tablosuna Dönüşmesi
Maupassant’ın Jules Amcam öyküsü, bir ailenin pazar günü deniz kenarında yürüyüşe çıkarak güzel bir gün geçirme arzusuyla başlar. Ailenin tek bir hayali vardır: Amerika’ya gidip zengin olduğunu düşündükleri Jules Amca’nın bir gün büyük bir servetle dönmesi.
Jules Amca, fakirken ailenin yüz karası bir aylak ve yüzsüzdür. Ancak Amerika’dan gelen ilk mektupta zengin olduğunu ima ettiği an, bir gecede ailenin kurtarıcısı ve yaşama amacı haline gelir. Ailedeki kız kardeşin evlilik piyasasındaki konumu bile Jules Amca’nın vaat ettiği muhtemel mirasa endekslenir.
Karl Marx’ın tam da dikkat çektiği nokta burasıdır: Kapitalist düşünce, metalarla birlikte aile bağlarını ve sevgiyi de birer mübadele değerine dönüştürür. Bireysel ilişkiler şeyleşir ve bireyin değeri, sağladığı iktisadi faydayla ölçülür. Luckas tarafından geliştirilen şeyleşme de aslında bu konunun teori hâline getirilmesidir.
Öykünün kırılma noktası bir gemi yolculuğunda yaşanır. Aile, lüks bir vapurda istiridye satan sefil, yaşlı ve üstü başı perişan bir tayfa görür. Bu adam, para kazanamayıp batan ve geri dönen Jules Amca’nın ta kendisidir. Jules Amca’nın ekonomik varlığının yok olduğunu gören aile için amca kavramı hemen silinir. Baba, çocuklarını adamdan uzaklaştırır, anne ise adamı dolandırıcı ve ailenin sırtındaki parazit olarak konumlandırır. Annenin tepkisi çok acımasızcadır:
“…Şimdi Joseph’e para ver de gitsin o istiridyelerin hesabını görsün, Bir de bu dilenci kendisini tanırsa tamam olur. Hadi kalkın öbür uca geçelim. Sen öyle davran ki bu adam bize yaklaşmasın.”
Jules Amca bir servete sahip olduğu sürece aileden biridir. Ancak parasını kaybettiği an sistemin dışına itilmesi gereken bir yabancıya dönüşür. Maupassant, burjuva ailesinin gelir gider prensibine dayalı olarak çalışan rasyonel bir işletme olduğunu edebi bir biçimde ortaya koyar.
2. Sicim: İktidarın Suç Üretimi
Maupassant’ın Sicim öyküsü, pazar günü Goderville kasabasına inen köylü Hauchecorne’un hikâyesini anlatır. Yerde küçük bir ip parçası gören yaşlı köylü, lazım olur düşüncesiyle eğilip ipi cebine atar. Ancak bu hareketi küs olduğu bir köylü tarafından görülür. Aynı gün kasabada bir cüzdanın kaybolduğu haberi yayılınca, ipi cebine atan Hauchecorne derhal hırsızlık suçlamasıyla belediye başkanının karşısına çıkarılır.
Hauchecorne cebindeki ipi çıkarıp gösterir, suçsuz olduğunu söyler, hatta cüzdanı bulan gerçek kişi ertesi gün onu teslim eder. Ancak toplumsal yargı mekanizması bir kez çalışmaya başlamıştır. Kasabalılar için Hauchecorne artık suçunu gizlemeyi başarmış kurnaz bir hırsızdır. Yaşlı köylü, bu sınıfsal ve toplumsal damgalanmanın neden olduğu psikolojik çöküntüyle aklını kaybeder. Hauchecorne'un can çekişirken söylediği sözlerle öykü sonlanır.
"Küçük bir sicim... İşte bakın, Bay Başkan… Küçük bir sicim."
Michel Foucault’nun ortaya attığı disipline edici iktidar ve Louis Althusser’in ideolojik çağrı kavramları bu öyküde kendilerini gösterir. Toplum, sınıfsal olarak aşağıda gördüğü yoksul köylüyü zihninde baştan potansiyel bir suçlu olarak konumlamıştır. Sınıfsal yargı bir kez suçlu etiketini yapıştırdıktan sonra, somut delillerin veya gerçeğin hiçbir önemi kalmaz. Bu mekanizma bireyi yok edene kadar çalışmaya devam eder.
3. Bayan İnci: Burjuva Evinde Bir Melek
Bayan İnci, burjuva ahlakının en yıkıcı yönlerinden birini ortaya koyar. Chantal ailesi, yıllar önce sokakta terk edilmiş olarak buldukları yetim bir kız çocuğunu evlerine almış, daha sonra adını Bayan İnci koymuş ve onu büyütmüşlerdir. Bayan İnci aile içinde ailenin koruyucu meleği olarak anılır. Ancak bu söylemin arkasındaki gerçeklik bambaşkadır: Bayan İnci, evin tüm ağır işlerini üstlenen ama hiçbir zaman maaş almayan bir karşılıksız ev işçisi konumundadır.
Öykünün en trajik yönü ise evin beyi Chantal ile Bayan İnci arasındaki gizli aşktır. Chantal, Bayan İnci’ye aşık olmuş, Bayan İnci de bu aşkı kalbine gömmüştür. Ancak Chantal onunla asla evlenemez. Çünkü burjuva toplumunda evlilik, sermayelerin ve aile soylarının birleştirildiği iktisadi bir sözleşme olarak görülür.
Anlatıcının neden onunla evlenmediniz sorusu üzerine Chantal, o istemedi diye cevap verir. Ancak gerçeklik öykünün içindeki şu cümlede gizlidir: “…Kendisine bir kâhya kadından ileri, bir akrabadan geri sayılacak biçimde dostça davranılıyordu…”
Pierre Bourdieu’nün sembolik şiddet kavramı bu öyküye çok uygundur. Bourdieu’ye göre zorbalık, her zaman açık bir biçimde uygulanmaz, aksine sevgi, minnet ve ailevi bağlar kılıfı altında normalleştirilir. Bayan İnci’ye duyulan aşkın ve geleceğinin sınıfsal engellerle kapatılması, burjuva mülkiyet ve statü rejiminin birey üzerindeki etkisini gösterir.
Sonuç: Edebiyatın İktisadi Önsezisi
Guy de Maupassant; Jules Amcam’da akrabalığın kâr-zarar hesabına dönüşmesini, Sicim’de mülkiyet düzeninin sınıfsal suçlamasını, Bayan İnci’de ise burjuva ahlakının insani duyguları yok edişini başarıyla anlatmıştır.
19. yüzyılın bu büyük yazarı, iktisatçıların ve sosyologların henüz geliştirmediği toplumsal yasaları kendi kurgu dünyasında çok önceden tespit etmiştir. Maupassant’ın öyküleri bize kapitalizmin en derin insani duyguları, aile bağlarını ve vicdanı kendi mantığına göre nasıl yeniden şekillendiren bir anlayış olduğunu gösterir.
KAYNAKÇA / İLERİ OKUMA
Althusser, L. (2003). İdeoloji ve devletin ideolojik aygıtları, çev. Alp Tümertekin, İstanbul: İthaki Yayınları.
Bourdieu, P. (2006). Pratik nedenler: Eylem kuramı üzerine (HU Tanrıöver, Çev.). Hil Yayınları.
Foucault, M. (2000). Hapishanenin doğuşu (çev. MA Kılıçbay, 2. basım). Ankara: İmge Kitapevi Yayınları.
Lukács, G. (1963). The ideology of modernism. The Meaning of Contemporary Realism, 24.
Marx, K. (1990). Kapital (Çev. A. Bilgi). Sol Yayınları.
Maupassant, G. D. (2000). Seçme Öyküler: Jules Amcam, Sicim, Bayan İnci (Çev. Enver Behiç Koryak). Cumhuriyet Dünya Klasikleri Dizisi.
- Tebrikler!1

- Muhteşem!0

- Bilim Budur!0

- Mmm... Çok sapyoseksüel!0

- Güldürdü0

- İnanılmaz0

- Umut Verici!0

- Merak Uyandırıcı!0

- Üzücü!0

- Grrr... *@$#0

- İğrenç!0

- Korkutucu!0

Evrim Ağacı'na her ay sadece 1 kahve ısmarlayarak destek olmak ister misin?
Şu iki siteden biriyle hemen destek olabilirsin:
kreosus.com/evrimagaci | patreon.com/evrimagaci
Çıktı Bilgisi: Bu sayfa, Evrim Ağacı yazdırma aracıyla 02.11.2026 10:34:28 tarihinde oluşturuldu. Evrim Ağacı'ndaki içerikleri birden fazla editör sürekli gözden geçiriyor, güncelliyor ve geliştiriyor. Bu çıktıdan sonraki güncellemeleri görmek ve içeriğin en güncel hâlini okumak için şu adrese git: evrimagaci.org/s/23942
İçerik Kullanım İzinleri: Evrim Ağacı'ndaki yazılı içerikler orijinallerine hiçbir şekilde dokunulmadığı sürece izin alınmaksızın paylaşılabilir, kopyalanabilir, yapıştırılabilir, çoğaltılabilir, basılabilir, dağıtılabilir, yayılabilir, alıntılanabilir. Ancak bu içeriklerin hiçbiri izin alınmaksızın değiştirilemez ve değiştirilmiş hâlleri Evrim Ağacı'na aitmiş gibi sunulamaz. Benzer şekilde, içeriklerin hiçbiri, söz konusu içeriğin açıkça belirtilmiş yazarlarından ve Evrim Ağacı'ndan başkasına aitmiş gibi sunulamaz.