Devrim Erbil’in İstanbul’unda çizgiler bir kenti anlatırken bakışımızı da yönlendiriyordu. Çatıların, sokakların ve kıyıların tekrarları arasında İstanbul’u tanıyor; aynı zamanda resmin ritmini izliyorduk. Bu kez tanıdık kent siluetinden uzaklaşıp renklerin ve biçimlerin ilişkilerine bakalım. Fahrelnissa Zeid ile Bridget Riley, farklı sanat dilleriyle, görmenin gündelik hayatta pek fark etmediğimiz yönlerini açığa çıkarıyor.
Zeid’in renkli parçalarından nasıl bir bütün kuruyoruz? Riley’nin düz yüzeyi neden bazen bükülmüş, titreşen ya da hareketli görünüyor? Bu sorular, sanat eserlerini nörobilimle birlikte okumak için elverişli. Ancak bir resmin algısal etkisini açıklamak, onun tarihini, kişisel anlamını ve estetik değerini bütünüyle açıklamak değildir.