Antarktika'nın Buzları Altında Gizli Bir Yaşam mı Var?
/content/51ff79cc-8cad-4b9a-b360-7e763b6cc751.jpeg)
Gezegenimizin çok azı gerçekten keşfedilmemiş durumda ve geriye kalan bilinmeyenin büyük bölümü Güney Kutbu'nda yer alıyor. Antarktika'nın neredeyse tamamı ile çevresindeki okyanusun geniş kesimleri kalınlığı yüzlerce, hatta binlerce metreyi bulan buzla kaplı. Son sınır uzay olabilir ancak Antarktika onun en yakın rakibi.
Yine de dünyanın bilinmeyen bu son bölgesi sırlarını yavaş ama emin adımlarla veriyor. Yeni teknolojilerle donanan araştırmacılar, kıtanın uçsuz bucaksız buz tabakasının altına bakarak dünyanın en olağanüstü keşiflerinden birinin peşinde: buzun altında saklanan yaşam.
Ocak 2025'te George VI Buz Sahanlığı'ndan dev bir parça koptu. Bilim insanları, 150 metre kalınlığındaki buzun altında kalmış bir deniz tabanı kesitini keşfetmek için bu nadir fırsatı değerlendirdi. Uzaktan kumandalı araçları deniz tabanına gönderen ekip süngerler, deniz örümcekleri, deniz anemonları ve ahtapotlar buldu. Ortaya çıkan ekosistem şaşırtıcı derecede zengindi, üstelik yüzyıllardır güneş ışığından yoksundu.
Bu bulgular yalnızca başlangıç. Araştırmacılar kıtanın genelinde derin ve karanlık yeni sulak ortamlar bulmaya devam ediyor: buz tabakası ile altındaki kıta kayası arasında sıkışmış tatlı su gölleri. Genel bir kural olarak, su olan yerde yaşam da vardır.
ABD'deki Montana State Üniversitesinde ekoloji profesörü olan Dr. John Priscu, “Orada tam anlamıyla keşfedilmemiş bir biyosfer var.” diyor.
Priscu, bu gölleri delip mikroplarla dolu örnekler çıkaran iki başarılı görevin baş araştırmacılarından biri. Priscu bulguyu şöyle anlatıyor: "Yaşam bulduk. Canlı olduğunu biliyoruz ve genetik olarak tanımlayabildik."
Antarktika'daki buzul altı göllerinin çoğu binlerce yıldır atmosferden ve okyanuslardan ayrı duruyor. Bazılarının yalıtılmışlığı milyonlarca yıla uzanıyor olabilir. Alınan göl suyunun analizi, buradaki yaşam biçimlerinin dünyanın geri kalanından yalıtılmış halde evrimleştiğini gösterdi. Bu mikroplar ayrıca buz tabakasının derinlerindeki sert koşullarda hayatta kalmak için tuhaf yollar bulmuş.
Ancak bilim insanları bu gizli göllerin yalnızca küçük bir bölümünden örnek aldı. Buz tabakasının altında 700'den fazla gölün bulunduğu düşünülüyor ve her biri başlı başına potansiyel bir dünya. Bu göller başka hangi yaşam biçimlerini barındırıyor olabilir? Gezegenin geri kalanından milyonlarca yıl kopuk kaldıktan sonra bu organizmalar ne kadar farklı olabilir? Priscu, “Orada neler olduğunu ancak tahmin edebilirsiniz.” diyor.
Gizli Derinlikler
Antarktika dev bir buz bloğu gibi görünse de aslında Avustralya'nın iki katı büyüklüğünde bir kara kütlesi ve üzerinde kalın bir donmuş su tabakası taşıyor. Altında dağ sıraları, vadiler, tepeler ve ovalardan oluşan çok çeşitli bir arazi yatıyor. Bu dalgalı yüzeyde sıvı su birikebiliyor.
Leeds Üniversitesi İklim ve Atmosfer Bilimi Enstitüsünde buzul altı göllerini inceleyen doktora öğrencisi Sally Wilson'a göre bu göllerin suyu, buzun erimesinden geldiği için tatlı su. Wilson erimenin iki nedenini sıralıyor: jeotermal enerji (Dünya'nın merkezinden gelen ısı) ve buz taban kayasının üzerinde kayarken oluşan sürtünme.
Bilim insanları bu gizli göllerin varlığını 1970'lere kadar bilmiyordu. O yıllarda havadan radar kullanarak Antarktika buz tabakasının kalınlığını ölçmeye ve altındaki araziyi haritalamaya başladılar. Radar taramalarının çoğu buzun altında gömülü dağların ve vadilerin engebeli hatlarını ortaya koydu. Yine de arada bir araştırmacılar doğal olmayacak kadar düz ve pürüzsüz bölgeler fark etti. Akla yatkın tek açıklama, buzun kayanın üzerinde durmadığı, sıvı suyun üzerinde yüzdüğüydü.
1990'lara gelindiğinde bilim insanlarının gökyüzünde ek gözleri vardı: uydular. Uydular buz tabakasının üst yüzeyinin yüksekliğini son derece hassas ölçmeye başladı ve çok düz alanlar buldu. Bunlar da aşağıda su kütleleri olabileceğini düşündürdü.
Uydu verilerini radar ve sismik ölçümlerle birleştirmek yeni buzul altı göllerinin keşfini hızlandırdı. Bu keşifler arasında 1996'da bulunan ve Antarktika'nın en büyüğü olan Vostok Gölü de vardı.
Yüzey alanı 16.000 km² olan ve bazı yerlerde derinliği 1.000 metreyi aşan Vostok, dünyanın en büyük tatlı su göllerinden biri. Üstelik 3.700 metrelik buzun altında gizli. Keşfin ardından araştırmacılar hem bu gölü hem de diğer buzul altı ortamları incelemek için planlar yapmaya başladı.
Vostok Gölü'nün özelliklerini ortaya koyan önemli bir makalenin ortak yazarı olan Britanyalı buzulbilimci Prof. Dr. Martin Siegert (Exeter Üniversitesi), keşfin bakış açılarını nasıl değiştirdiğini şöyle anlatıyor:
Bu keşif, buzul altı göllerini yalnızca bir merak konusu olarak değil, bilimsel açıdan gerçekten değerli olabilecek yerler olarak düşünmemizi sağladı.
Siegert devamında şunları ekliyor:
Burası, alışılmadık uyumlara, mikrobiyal yaşama ve hatta belki daha karmaşık yaşama sahne olabilecek olağanüstü bir yer.
Vostok'u ilk inceleyenler Rus araştırmacılar oldu. Bir avantajları vardı: 1950'lerde gölün tam üzerine kurulmuş bir kutup araştırma istasyonu. Bilim insanları burada buz karotu çıkarmak için yüzeyin 3,5 kilometre altına kadar sondaj yapmıştı. Araştırmacılar bu delikten yararlanarak 1990'ların sonunda önce yığışım buzu örnekleri topladı. Bu buz, buz tabakasının alt yüzeyine donmuş göl suyudur. Gölün kendisinden örnek alınması ise 2013'ü buldu.
Ortaya çıkanlar hem heyecan verici hem de tartışmalıydı. Yığışım buzunun analizi, bakteriler, suda yaşayan deniz canlıları ve mantarlar dahil 3.500'den fazla türe ait genetik materyalin varlığını gösterdi. Bu türlerin birçoğu genetik olarak dünyanın başka yerlerinde bulunan türlere benziyordu. Göl suyunda da bakteriler görünüyordu. Ancak birçok araştırmacı bu yaşamın neredeyse tamamının sondaj sırasında buza taşındığına inanıyor.
Siegert, Rusların Vostok'tan aldığı örneklerin büyük olasılıkla kirlenmiş olduğunu söylüyor. Mekanik sondajda deliğin yeniden donmasını önlemek için gazyağı bazlı bir antifriz kullanıldığını açıklıyor. Sondaj ekipmanıyla birlikte yıllarca delikte duran bu sıvı, yukarı çıkarılan her şeye büyük olasılıkla yüzey mikroplarını taşımış.
Priscu da aynı görüşte ve şöyle diyor: "Rusların çok tuhaf bir planı vardı. Yararlı örnekler toplamayı başaramadılar."
2012'de Siegert, bu kirlenme sorunlarından kaçınmayı deneyen bir Britanya seferine liderlik etti. Rus bilim insanlarının aksine mekanik matkap kullanmadı. Ekip, morötesi ışık ve hidrojen peroksitle sterilize edilmiş bir sıcak su sistemiyle farklı bir buzul altı gölü olan Ellsworth Gölü'ne 3 kilometrelik bir delik açmaya çalıştı.
Görev lojistik sorunlarla boğuştu. Sondaj sistemi 24 Aralık 2012'de, göle ulaşamadan yakıtsız kaldı. Ancak bilim camiası yeni bir denemeyi uzun beklemedi.
Ocak 2013'te WISSARD adlı ABD projesi, sıcak su sondajıyla 800 metrelik buzu delerek Batı Antarktika'daki Whillans Gölü'ne ulaştı. Priscu projenin baş bilim insanıydı ve örneklerin toplanmasını yönetti. Priscu, “Yaşam bekliyordum ama bu kadar çeşitlisini değil.” diyor.
Kopan Bağlantılar
Priscu'nun ekibi Whillans Gölü'nde çok sayıda bakteri türü buldu. Priscu bunu “tamamen kaynayan bir ekosistem” diye tanımlıyor.
Genetik analiz, bulunan mikropların kirlenmeden kaynaklanmadığını kanıtladı. Aksine göllerin Antarktika'nın uzak geçmişine dair ipuçları taşıdığını ve kıtanın çevresini bugün de etkilediğini gösterdi. Priscu bulguları şöyle özetliyor:
Eski bir deniz ortamına dair kanıtlar vardı. Ayrıca su okyanusa aktığı için bu göllerin Antarktika kıyılarını gübreleyen biyokimyasal reaktörler gibi çalıştığına dair kanıtlar da vardı.
Başka bir deyişle göller, Antarktika'nın bu kesiminin bir zamanlar denizle kaplı olduğu döneme ait izleri koruyor gibi görünüyor. Su buzun altından Güney Okyanusu'na yavaşça boşalırken kıyı boyunca yaşamı destekleyen besin maddelerini de taşıyor. Bu bulgular, George VI buz sahanlığı gibi yerlerin altında neden bu kadar çok deniz canlısının saklandığına olası bir açıklama getiriyor.
Normalde deniz besin ağları, güneş ışığının okyanusa ulaştığı yerlerde büyüyen mikroskobik alglerle başlar. Yüzlerce metrelik buzun altında bu besin kaynağı büyük ölçüde kesilmiş durumda. Olası bir açıklama, buzul altı göllerinin alternatif bir kaynak sağlaması: buzun altına taşınan mikropları ve besin maddelerini salarak ekosistemi besliyor olabilirler.
WISSARD'ın başarısı daha fazla araştırmaya yönelik ani bir istek doğurdu. Priscu, “Büyük bir ivmemiz vardı” diyor. Bu ivme, 2019'da buz tabakasının 1.000 metre altındaki bir başka buzul altı gölüne, Mercer Gölü'ne inen SALSA projesine dönüştü.
Mikroplarca zengin bu örneklerin analizi hâlâ sürüyor. İlk sonuçlar, bu mikroplardan bazılarının dünyanın başka yerinde görülmemiş soy hatlarını temsil edebileceğini düşündürüyor. Ekip, buldukları genleri bilinen yaşam ağacıyla karşılaştırarak yakın zamanda bunların gerçekten benzersiz olduğunu kanıtladı. Bunlar, dünyanın geri kalanından kopuk kalıp ayrı evrimleşmiş bakteriler ve bakteriyofajlar.
Priscu şöyle diyor:
Belki de buz tabakası yokken orada evrimleştikleri yönünde bir argüman ileri sürdük. Bu organizmalar gerçekten izole.
Bu mikropların belki de en olağanüstü yanı, dünyadaki hemen her ekosistemin aksine nihayetinde güneş ışığına bağımlı olmamaları. Enerjilerinin bir kısmı, gölün en son okyanusa bağlı olduğu dönemde göle giren eski organik maddeden geliyor. Ancak tek başına bu kaynak yetmiyor.
Mikropların çoğu bunun yerine ezilmiş kayalardan açığa çıkan hidrojen, metan, demir ve kükürt gibi kimyasallardan enerji çıkarıyor. Bu sürecin adı kemolitoototrofi (İng: "chemolithoautotrophy").
Michigan Teknoloji Üniversitesinde biyolojik bilimler yardımcı doçenti olan ve SALSA'nın mikrobiyal ekologları arasında yer alan Dr. Trista Vick-Majors şöyle anlatıyor:
Bu göller, fotosentetik enerjiden gerçekten bağımsız işleyen ekosistemlerin bulunabildiği tek yer değilse bile, tek yerlerden biri.
Vick-Majors devamında şunları söylüyor:
Bu metabolizmalar belki başka yerlerde de bulunabilir; ama burada çok soğuk, çok karanlık, basınç altında ve kapalı bir ortamda yürütülüyor.
Burası, okyanusun daha derin kısımlarının birçoğundan bile daha az yeni enerji girdisi alıyor.
Enerji kıtlığı nedeniyle bu mikroplar başka yerlerdekilerden çok daha yavaş çoğalıyor. Ama hayatta kalma işini çok uzun zamandır sürdürüyorlar. Mercer'in göl suyundaki ve tortullarındaki maddelerin radyokarbon yaşlandırması sayesinde araştırmacılar, bu mikropların binlerce yıldır yalıtılmış yaşadığını tahmin ediyor.
SALSA'nın izotop jeokimyacısı ve Colorado Maden Okulunda yardımcı doçent olan Dr. Ryan Venturelli şunları söylüyor:
6.300 yıl öncesi gibi bir tarihe ulaştık, artı eksi 1.000 yıl. Biz de 6.000 ila 7.000 yıl önce diyoruz. En azından bu ortamın okyanusa en son bağlı olduğu zaman bu.
Ama Antarktika'nın gizli gölleri bilim insanlarının yalnızca bu gezegeni anlamasına yardım etmiyor. Başka yerlerdeki yaşama dair de ipuçları sunabilirler. Antarktika'nın buzul altı ortamı, Jüpiter ve Satürn'ün uydularının donmuş yüzeylerinin altında olduğu düşünülen buzlu dünyalara dünyadaki en yakın örnek.
Priscu, bunun okyanus dünyaları için elimizdeki en kesin model olduğunu söylüyor. Güney Kutbu'ndaki derin buzun altında bulunanlara dayanarak Jüpiter'in su bakımından zengin uydusu Europa'nın okyanuslarında yaşam olabileceğini öne süren araştırmalar yayımladı.
Kuru çöller ya da derin okyanus tabanındaki hidrotermal bacalar gibi son derece sert koşullarda yaşayan organizmalara ekstremofil denir. Bu canlılar dünyada da büyük önem taşıyor. Tuhaf metabolizmalara sahip bakteriler, kanser tedavilerinden yeni antibiyotiklere kadar pek çok bilimsel atılımın kapısını açtı. Hatta COVID-19 dahil bulaşıcı hastalıkların teşhisini sağlayan, bugün her yerde kullanılan genetik test yöntemi polimeraz zincir reaksiyonu da (PCR) bu bakterilerin sayesinde ortaya çıktı.
Vick-Majors şöyle diyor:
Stres, organizmaların yeni yetenekler geliştirmesine yol açacak etkenlerden biri. Bu ortamlarda başka yerlerde bulamayacağınız yararlı işler yapan hücrelerin bulunma ihtimali yüksek. Muhtemelen orada çok miktarda yararlı bilgi var.
Daha Eski, Daha Derin, Daha Tuhaf
Şimdiye kadar keşfedilenler yalnızca başlangıç. Tüm buzul altı gölleri birbirine benzemiyor. Vostok gibi bazıları durağan, yani pek değişmiyor. Ancak Whillans ve Mercer dahil birçoğu “aktif”: zamanla doluyor ve boşalıyor, aralarında da su akıyor. Uydularla bu değişimleri izlemek, daha fazla gölün nerede olduğuna dair bir ipucu daha veriyor.
Doktorası yeni gölleri bulmak için uydu gözlemlerinin kullanılmasına odaklanan Wilson, göller dolarken üstlerindeki buz yüzeyinin hafifçe yükseldiğini anlatıyor. Wilson bunu şöyle tarif ediyor: "Ben bunu bir nevi buzun altında su toplamış bir kabarcık gibi anlatıyorum."
Wilson gibi bilim insanları bu buz hareketleri sayesinde bugün hâlâ yeni göller buluyor. Ancak Batı Antarktika'daki Whillans ve Mercer aktif göller. Dolup boşalıyorlar ve okyanusa en son nispeten yakın zamanda bağlandılar. Bu yüzden yalıtılmışlıkları kıtadaki diğer su kütlelerininkinin yanında sönük kalıyor.
Vostok Gölü ise Doğu Antarktika'nın buz tabakası altında milyonlarca yıldır yalıtılmış durumda olabilir. Siegert'e göre bu, buzul altı yaşam biçimlerinin ne kadar benzersiz olabileceği sorusunun hâlâ yeterince yanıtlanmadığı anlamına geliyor. Siegert şöyle diyor:
Batı Antarktika'nın tabanı oldukça yeni; bir milyon yıl yerine 80.000 yıl kadar. Bu yüzden derin sulu bir göl kadar bilimsel açıdan ilgi çekici bir hedef değil.
Araştırmacılar Whillans ile Mercer arasında da hatırı sayılır farklar buldu. Bu durum, keşfedilecek çok daha fazla şey olduğunu düşündürüyor. Vick-Majors şöyle diyor:
Göllerin jeokimyaları gerçekten farklı. Sudaki besin ve enerji kaynakları olarak gördüklerimiz gerçekten çok farklı. Üstelik yalnızca iki gölü inceledik. Yaklaşık 700 tane var.
Siegert gibi Vick-Majors da bir sonraki hedef için daha derin ve daha yalıtılmış bir gölün en iyi seçim olabileceğini düşünüyor. Vick-Majors'a göre oradaki organizmalar büyük olasılıkla çok daha uzun süredir bulunuyor ve diğer topluluklardan ayrışmak için daha fazla zamana sahip olmuş. Vick-Majors şöyle ekliyor:
Büyük, derin, eski bir göle gitmek istiyoruz, çünkü bence gerçekten benzersiz evrimsel tarihi orada bulacağız.
Ancak Antarktika'ya dönüp yeni bir buzul altı gölüne sondaj yapmak kolay olmayacak. Amerikan ve Britanya projeleri yıllarca planlama gerektirdi. Ekipmanı dünyanın en konuk sever olmayan yerlerinden birine ulaştırmanın lojistik zorluklarının üstesinden gelmek gerekti. Araştırmalar da yüzey sıcaklığının eksi 50 °C'nin altına düşebildiği ağır koşullarda yapıldı.
Salgın ve araştırma fonlarındaki kesintiler, Amerikan ya da Britanyalı ekiplerin yakın zamanda geri dönme ihtimalini rafa kaldırdı. Buna karşılık Çin ve Güney Kore'nin planlanmış göl örnekleme projeleri var. Yeni seferler onay alırsa Vostok Gölü başlamak için çekici bir yer olabilir.
Yıllarca süren titiz analizler, orijinal Rus örneklerinde tespit edilen organizmaların neredeyse tamamının sondaj sırasında bulaşan kirleticiler olduğunu gösterdi. Ancak bazı bakteri türleri bu şekilde açıklanamadı. Bunlardan biri, ısıyı seven bilinen bir türdü: Hydrogenophilus thermoluteolus.
Bu tür başlı başına yeni bir keşif değil. Yine de araştırmacılar, türün Vostok'un yığışım buzunda bulunmasının gölün tabanının yüzlerce metre altında hidrotermal bacalar olabileceğine işaret edebileceğini düşünüyor. Bu da Antarktika buzunun altında saklanan, tümüyle keşfedilmemiş bir ekosisteme dair ipucu olurdu. Venturelli şöyle diyor:
Ay'dan, buzul altı Antarktika'dan sahip olduğumuzdan daha fazla örneğimiz var. Okyanus tabanından da buzul altı Antarktika'dan sahip olduğumuzdan daha fazla örneğimiz var. Orada öğrenilecek o kadar çok şey var ki.
Bu makale üzerine konuşmaya devam et
Topluluk sohbetine katıl, yorum bırak veya ayrıntılı bir soru sor.
- Muhteşem!0

- Tebrikler!0

- Bilim Budur!0

- Mmm... Çok sapyoseksüel!0

- Güldürdü0

- İnanılmaz0

- Umut Verici!0

- Merak Uyandırıcı!0

- Üzücü!0

- Grrr... *@$#0

- İğrenç!0

- Korkutucu!0

- Çeviri Kaynağı: BBC Science Focus Magazine | Arşiv Bağlantısı
Evrim Ağacı'na her ay sadece 1 kahve ısmarlayarak destek olmak ister misin?
Şu iki siteden biriyle hemen destek olabilirsin:
kreosus.com/evrimagaci | patreon.com/evrimagaci
Çıktı Bilgisi: Bu sayfa, Evrim Ağacı yazdırma aracıyla 03.11.2026 11:08:32 tarihinde oluşturuldu. Evrim Ağacı'ndaki içerikleri birden fazla editör sürekli gözden geçiriyor, güncelliyor ve geliştiriyor. Bu çıktıdan sonraki güncellemeleri görmek ve içeriğin en güncel hâlini okumak için şu adrese git: evrimagaci.org/s/23971
İçerik Kullanım İzinleri: Evrim Ağacı'ndaki yazılı içerikler orijinallerine hiçbir şekilde dokunulmadığı sürece izin alınmaksızın paylaşılabilir, kopyalanabilir, yapıştırılabilir, çoğaltılabilir, basılabilir, dağıtılabilir, yayılabilir, alıntılanabilir. Ancak bu içeriklerin hiçbiri izin alınmaksızın değiştirilemez ve değiştirilmiş hâlleri Evrim Ağacı'na aitmiş gibi sunulamaz. Benzer şekilde, içeriklerin hiçbiri, söz konusu içeriğin açıkça belirtilmiş yazarlarından ve Evrim Ağacı'ndan başkasına aitmiş gibi sunulamaz.