Batı felsefesinin genel çizgisine göre doğru olan bunun zıddıdır. Son gerçeği doğru düşüncede bulması beklendiği için, doğru eylem önemini korumuş fakat en önemli yer doğru düşünceye verilmiştir. Dinin evriminde bu durum, dogmaların formülasyonuna, bunlar üzerinde bitmez tükenmez tartışmalara ve inançsızlara ve kiliseye karşı çıkanlara bağışlamasız bir tavra yol açmıştır. Sonunda dindar tavrın temeli Tanrı'ya inanmak olarak öne çıkmıştır. Elbette bu, kişinin doğru yaşaması gerektiği hususunda bir kavramın olmadığı anlamını taşımaz. Fakat yine de Tanrı'ya inanan kişi -Tanrı'yı yaşamasa da- kendini, Tanrı'yı içinde yaşatıp da ona inanmayan kişiden üstün tutar.
Düşünceye verilen önemin tarihsel olarak son derece önemli bir başka sonucu daha vardır. Gerçeğe düşüncede ulaşmak sadece dogmanın değil, aynı zamanda bilimin doğmasına da yol açmıştır. Bilimsel düşüncede, doğru düşünce aydın olma dürüstlüğü gerektirdiği kadar bilimsel düşüncenin pratiğe uyulmasını da (teknik) gerektirir.