İnsanlar asla tam anlamıyla özgür olamazlar. Bunu şöyle ele alalım diyelim bir restorana gittin ve yemek söyleyeceksin. Garson menüyü sunarken belli başlı önerilerini dile getirdi. Bu durumda yapacağın seçimde asla ama asla tam anlamıyla özgür olamazsın belki seçeceğin yemek garsonun ithamları sonucu önerilerden olacak belki de olmayacak ama sen yemek seçerken ki değerlendirmen dıştan bir müdahale sonucu görüşlerin değişti ya da etkilendi.
Her durumda bu böyledir sınavlarda şıkların sırası, ürün alırken ki reklam ya da pazarlanma şekli gibi seni özgür bırakmaz.
Ayrıca vereceğin en ufak kararda bile toplumun etkisi vardır. Mesela bedelli askerlik yapmak isterken kendini toplumun "Erkek adam bedelli yapmaz." yargısı yüzünden yapmayabilirsin. Bunun akside mümkündür mesela toplumda kadınlar açık giyinmemeli diye bir yargı varsa bir kadın açık giyindiğinde bunu topluma baş kaldırı mahiyetinde yapmamış olsa bile kararında bunun etkisi vardır.
Ancak insana tamamen özgürlüksüz demek de mümkün değildir. Benim görüşüm :
"İnsan prangalarını seçecek kadar özgürdür."
İrade ve Özgürlük!
İlk bakışta ve sanki salt sosyo-politik birer kavrammış gibi algılanan ve en çok hatalı kavranan iki kavram. Oysa insana özgü her kavramın aynı zamanda evrimsel-biyolojik bir temeli olduğu hep göz ardı edilir.
Hal böyle olunca da irade sanki tamamen, bilerek ve isteyerek ve her şeyden bağımsız olarak karar verme süreci olarak, özgürlük ise serbestlik ve buna bağlı alan genişletme olarak varsayılabiliyor.
Oysa irade, gerek sosyo-politik gerekse evrimsel-biyolojik temelde doğamızın ve içinde yaşadığımız toplumun sınırladığı seçenekler arasından birini tercih etmekten, özgürlük ise, aynı temel üzerinden ve aksine alan daraltmaktan başka bir şey değildir. Hatta özgür irade esasında sınırlandırılmış iradedir.
Bu kötü mü? Elbette değil. Bizcil toplumsal varlıkların varlıklarını sürdürebilme garantisidir. Tıpkı biyolojik olarak acıktığımızda yemek, susadığımızda su, uykumuz geldiğinde yatak arama derdine düşmek gibi son derece olağan. Oysa bunların hiç biri için hiç kimse kafamıza silah dayamaz. Hepsini özgür irademiz ile yaparız (mı acaba)…
Cevap, yapmasak ne olur sorusunda saklı: Yaşamsal varlığımızı sürdüremeyiz. İşte buna ustalar ve bilim insanları, gerek sosyo-politik gerekse evrimsel-biyolojik temelde zorunluluğun kavranması ismini veriyor.
Ve evet özgür irade, gerek doğamızın gerekse zorunlu olduğumuz toplumsal yapımızın ve yine bize artı şeklinde dönecek dayatmalarının akla bürünüp onaylanmasından başka bir şey değildir.
Ve evet kendinden menkul ve her şeyden bağımsız bir özgür irade evrene bile nasip değildir. Ve evet iradi her seçim (zorunluluğu kavranmış her seçim) en önemli koşullanmanın, hayatta kalmanın ve neslini sürdürmenin birer sonucudur. Sevgiyle…
İnsan tam anlamıyla özgür değil.
Hayat, doğduğun anda başlıyor seni biçimlendirmeye. Ailenin sesi, toplumun gölgesi, geçmişin izi... Her seçim, bir zincirin halkasına dokunuyor. Karar anı geldiğinde, çoğu kez o karar çoktan verilmiş oluyor, sadece seninle son şeklini buluyor.
Ama insan, sadece etkilenmekle yetinen bir varlık değil. Fark eden, düşünen, duran, içine dönüp susan bir yan var. Bu yan, kaderin elini tutup yönünü biraz değiştirebiliyor. Kimi zaman küçük bir farkındalık bile yön değiştiriyor iç dünyada. Koşulların içinde yürürken bile, nasıl yürüdüğüne sen karar veriyorsun.
Özgürlük, tüm ipleri koparmak değil. Bazılarını tanıyıp, bazılarını bilinçle taşımak. Zorla verilmiş bir rolde, kendi tonunu yaratmak. Birçok etkenin içinden geçerek, yine de kendin gibi kalmak. Bu da yeterince özgürlük. Ve bu bile başlı başına bir devrim.
Özgürlüğü ele alacak olursak:
İnsan özgürlüğe mahkûmdur.
– Sartre, Varlık ve Hiçlik
Bu söz birçok insana (ve Sartre’ye de göre), “İnsan özgür olmak zorundadır, çünkü seçim yapmaktan kaçamaz.” olarak tanımlanır efendim.
Ama hayır efendim, bu söz bu anlama gelmez. Gelemez! Özgürlük yalnızca kısıtlayıcı demektir. Özgürlük bu dünya için var olamaz, olamamıştır, olmayacaktır da! Mahkûmluk kısıtlayıcıdır, işte özgürlük öyle bir şeydir ki insanı kısıtlar, çünkü bir varlık o özgürlüğe hapsedilmiştir. O hapisten çıkabilmesi demek özgür olabilmesi demek, o hapisten çıkabilmesi demek, varlık olamaması demektir.
Bir varlığın tam anlamıyla özgür olabilmesi için varlıktan öteye çıkması gerekir efendim. Çünkü özgürlük, yalnızca belirli eylemlerde bulunabilmek değil, tüm eylemleri gerçekleştirme potansiyeline sahip olmaktır. Ancak var olan bir şey, doğası gereği sınırlıdır ve bu sınırlılık, onun özgürlüğünü kaçınılmaz olarak kısıtlar. Bizim varlığımız sürdüğü sürece, tüm eylemleri gerçekleştirmemiz mümkün değildir. Eğer bu mümkün olsaydı, biz artık varlık olmaktan çıkıp hiçliğe dönüşürdük.
Bu noktada Yüce kavramını ele alırsak – ki burada Yüce’nin var olduğunu kabul ederek konuşuyorum – onun da mutlak anlamda özgür olduğunu söylemek güçtür. Eğer Yüce belirli bir doğaya sahipse, bu doğa onun sınırlarını çizer. Herhangi bir varlığın bir özü, bir yapısı olduğu sürece, onun tamamen özgür olması imkânsızdır. O hâlde özgürlük, varlık ile çelişen bir kavramdır.
Bilginin varlığı bile özgürlüğümüzü kısıtlar. Bir şey bildiğimizde, o bilgi bizim hareket alanımızı belirler ve bizi belirli çerçeveler içine sokar. Özgürlüğün mutlak biçimde gerçekleşebilmesi için varlığın, varlık dışına çıkması, yani hiçliğe yönelmesi gerekir. Bu da gösteriyor ki biz, özgürlüğe sahip olduğumuz sürece, aslında onun sınırları içinde yaşamaya mahkûmuz. Özgürlüğümüz, onu deneyimlediğimiz anda bir çerçeveye oturur ve böylece kendini sınırlar.
Bu yüzden, insanın özgürlüğü sınırsız değildir; aksine, varlığı sürdüğü sürece özgürlüğü belirli çerçeveler içinde kalmaya mahkûmdur. Tam özgürlük ancak var olmamayı gerektirir ki bu da paradoksaldır.
Şimdi, söylediklerime karşı muhtemel sorularına gelelim efendim.
Özgürlüğün Sınırları Nasıl Belirleniyor?
Basitçe sizi kandırmak gerekirse; dışsal sınırlar ve içsel sınırlar olarak ikiye ayrılır.
Dışsal Sınırlar: Toplum, fiziksel yasalar, biyolojik gerçeklikler gibi varlığımızı çevreleyen unsurlar özgürlüğümüzü belirler.
İçsel Sınırlar: İnsan, kendi bilinci ve bilgisiyle de kendini sınırlandırır. Bilgi, farkındalık ve seçim yapma süreci özgürlüğümüzü hem artırır hem de belirli kalıplara sokar.
Bu kadar hiçlikten bahsettikten sonra, hiçlik kavramını açmazsak büyük bir eksiklik olur efendim.
Peki Ya Hiçlik İçinde de Özgürlük Var Mıdır?
Eğer hiçlik mutlak bir yokluk anlamına geliyorsa, orada özgürlükten söz etmek imkânsızdır. Çünkü özgürlük, ancak bir varlığın seçim yapabilme kapasitesiyle mümkündür. Ancak bahsettiğim "hiçlik", salt yokluk değil, varlığın kendi sınırlarının ötesine geçme potansiyelidir.
Eğer hiçlik içinde bir özgürlükten bahsedilecekse, bu ancak varoluşun sınırsız bir potansiyel taşıdığı anlamına gelir. Ancak bu noktada şu paradoks ortaya çıkar: Hiçlik içinde tamamen özgür olduğumuzu kabul edersek, artık varlıktan söz edemeyiz. O hâlde insan, özgürlüğü tam anlamıyla deneyimleyebilmek için var olmaktan vazgeçmek zorunda kalır. Bu ise, özgürlüğün kendisini yok eden bir şey olduğu anlamına gelir efendim.
Yazdığım kitaptan bir bölümü sizinle paylaşmak istedim. Sevgilerle...