Psikoloji araştırmalarına göre korku, evrensel bir biyokimyasal tepkiyi ve yüksek bireysel duygusal tepkiyi içeren ilkel bir duygudur. Korku ister fiziksel ister psikolojik olsun, tehlikenin veya zarar verme tehdidinin varlığına karşı bizi uyarır.
Bazen korku gerçek tehditlerden kaynaklanır, ancak hayali tehlikelerden de kaynaklanabilir. Korku, bazı durumlara verilen doğal bir tepki olsa da gerçek tehdide göre aşırı veya orantısız olduğunda sıkıntıya ve aksamaya yol açabilir.
Korku, panik bozukluğu, sosyal kaygı bozukluğu, fobiler ve travma sonrası stres bozukluğu (TSSB) gibi bazı zihinsel sağlık durumlarının da bir belirtisi olabilir.
Korku, algılanan bir tür tehdide karşı iki temel tepkiden oluşur: biyokimyasal ve duygusal.
Korku doğal bir duygu ve hayatta kalma mekanizmasıdır. Algılanan bir tehditle karşılaştığımızda, bedenlerimiz belirli şekillerde tepki verir. Korkuya verilen fiziksel tepkiler arasında terleme, artan kalp atış hızı ve bizi son derece uyanık hale getiren yüksek adrenalin seviyeleri yer alır.
Bu fiziksel tepki, vücudunuzun kendisini savaşa girmeye veya kaçmaya hazırladığı "savaş ya da kaç" tepkisi olarak da bilinir. Bu biyokimyasal reaksiyon muhtemelen evrimsel bir geliş.
Korkuya verilen duygusal tepki ise oldukça kişiseldir. Korku, beynimizde mutluluk ve heyecan gibi olumlu duygularla aynı kimyasal reaksiyonların bazılarını içerdiğinden, belirli koşullar altında korku hissetmek, örneğin korku filmi izlemek gibi eğlenceli olarak görülebilir.
Bazı insanlar aşırı sporlar ve diğer korku uyandıran heyecan durumlarında gelişen adrenalin arayıcılarıdır. Diğerleri, korku duygusuna olumsuz tepki verir ve ne pahasına olursa olsun korku uyandıran durumlardan kaçınır.
Fiziksel tepki aynı olsa da korku deneyimi kişiye bağlı olarak olumlu ya da olumsuz olarak algılanabilir.
Korku genellikle hem fiziksel hem de duygusal semptomları içerir. Her insan korkuyu farklı şekilde deneyimleyebilir, ancak ortak belirti ve semptomlardan bazıları şunlardır:
Korkunun fiziksel semptomlarına ek olarak, insanlar bunalmış olma, üzülme, kontrolden çıkma hissi veya yaklaşan ölüm hissi gibi psikolojik semptomlar yaşayabilir.
Korku inanılmaz derecede karmaşıktır ve tek bir birincil nedeni yoktur. Bazı korkular, deneyimlerden veya travmalardan kaynaklanabilirken, diğerleri tamamen başka bir şeyden, örneğin kontrolü kaybetmekten korkmayı temsil edebilir. Yine de fiziksel belirtilere neden oldukları için başka korkular da ortaya çıkabilir; örneğin, başınızın dönmesine ve midenizin bulanmasına neden olduğu için yüksekten korkmak gibi.
Bazı yaygın korku tetikleyicileri şunları içerir:
Bazı korkular doğuştan gelme eğilimindedir ve hayatta kalmaya yardımcı oldukları için evrimsel olarak etkilenebilirler. Diğerleri öğrenilir ve çağrışımlarla veya travmatik deneyimlerle bağlantılıdır.
Günlük yaşamda korkuyla başa çıkmak için atabileceğiniz adımlar da vardır. Bu tür stratejiler, korkunun fiziksel, duygusal ve davranışsal etkilerini yönetmeye odaklanır. Yapabileceğiniz bazı şeyler şunlardır:
Birisi size korkuların da 'özgül tadı' olabileceğini söylese şaşırır mıydınız? İnsan beyninde olan bitenlerin en önemli kaynağı hem biyolojik hem de çevresel (yetişme/deneyim) faktörlerin erken evrede eşleşmesi ile kurulan ilişkilere dayandığı bilgisinin bir çok örneği var. Zihniniz bu erken evrede 'tadları' yaratır ve bu 'tadlar' yaşanılan olaylara göre bazı şeylerle eşleşir. Bu eşleniklik o kadar güçlü bilinç altının derinlerine uzanır ki insanın ömür boyu devam edebilir.
Bir çocuk beyninde herşey 'masalımsı' bir dünya ile başlar. Bunun nedeni çocuk beyninin çok daha fazla ve kompleks nöral bağlantılar içermesi nedeniyledir. Bu bir nevi beynin daha yüksek ve zengin bir kapasite ile çalışması demek. (Kaynakta 2 yaşındaki çocuk beyninin ne kadar zengin nöral bağlantı içerdiği ve zamanla bunun 20'li yaşlara kadar değişip budanarak görece son ve daha az bağlantı içeren şeklini almaya başladığı bilgi ve görselini bulabilirsiniz.[1] ) Çocukların dünyasında lezzetler, şekerler, renkler çok daha güzel ve zengin, 'masalımsı' ama korkular da yine çok daha güçlü ve başkadır. Çocuk dünyasında zamanla gerçekler masallar (masalımsı tadların) yerini almaya başlar. Ama çocukluk masallarındaki korkularda bahsettiğimiz 'korkunun tadı' tıpkı rüyadaki korku unsurlarının gerçeğinden çok daha korkutucu ve etkili olması gibi gerçeğin çok ötesinde deneyimlenir. Çocukluktan yanınıza ne alabildiyseniz veya size ne kaldıysa sizin o kadar içinizdeki 'masalımsı' dünyanızın kaynağını oluşturacağını söyleyebiliriz. Bir Şimşeğin çakışında şuan bile duyduğunuz korku ve ümit çocukluğunuzun masal dünyasına kadar uzanabilir. Veya aşk diyerek cinselliğe bağlandığınız bir duygu da çocukluk masallarına dair zihninizin yarattıkları yeniden varlık bulmuş olabilir. Ama insan bunların kökenlerinin farkında olmayabilir. Oysa ki herşey zihninin içindeki çok çok öznel bir dünyada olup bitiyordur, adeta zihninin içinde bambaşka bir dünya vardır ve siz bazı olayları ve anları orada yaşıyorken kendinizi gerçek dünyada yaşıyor zannediyorsunuzdur oysa ki bütün bu masalımsı dünya insanın kendisinde gerçekten farksız deneyimlenmesine, deneyimlenmiş olmasına ve deneyimleniyor olmasına rağmen. Deneyimlenen şeylerin (deneyimlenmesi nedeniyle) gerçek olmadığını iddia edebilir miyiz. Yada o kişi için bu iddianın bir anlamı var mı??. Son söz olarak çocuklar 'masalların tadını' sever ve 'masalların tadı' deneyimlendiği ölçüde diğer tüm deneyimler gibi vardır, yaşanır ve gerçektir. Siz belirleyen şey tamamen zihninizin yarattığı 'tadlara' bağlı. Korku, ümit, iyilik, aşk, kötülük ve kötülükte gördüğünüz 'çirkinlik'veya tiksindiricilik, tiksindirici bulduğunuz şeylerdeki tiksinç (hem ahlaki hem de normal tiksinçlik) 'tad' veya diğer bir çok duyguda (örneğin hoobylerinizde bulduğunuz tadlar, gezmekten ve yeni bir mekandan aldığınız duygu veya bir fantastik filmin içeriğinden aldığınız tadlar) yarattığı tadlar sizi belirler. Siz bu 'tadlar'sınız ve bu 'tadlar' kadarsınız. Belki de size bu hayattan miras olarak kalacak tek şey içinizdeki bu (öznel) dünya ve içinizdeki dünyadaki 'tadlar' olacak. Tabiri caizse sonunda ya kendi 'cehennemimizi' yaratmış olacağız yada kendi 'cennetimizi' ve herhalükarda kendi zihnimize mahkumuz ve mahkum olacağız.