Dünya'daki su kapalı bir hidrolojik döngü içinde sürekli dolaşır, yani teknik olarak gezegendeki su uzaya kaçıp yok olmaz! Asıl risk, kolayca erişebildiğimiz temiz tatlı su kaynaklarının tükenmesi ve kirlenmesidir. Böyle bir senaryoda çözüm kesinlikle Mars'a gitmek değil, Dünya'daki devasa okyanus sularını arıtmak ve mevcut suyu kapalı devre sistemlerle geri dönüştürmektir.
Mars fikri harika bir bilimkurgu filmi gibi tınlasa da gerçekler çok daha karmaşık! Mars'ta yer altında ve kutup takkelerinde devasa miktarda su buzu olduğunu biliyoruz. HATTA Kızıl Gezegen'in yüzeyinin altında göller bile keşfedildi! Fakat oradaki suyu hemen bir bardağa doldurup içemeyiz, çünkü Mars buzu ve toprağı insan için son derece zehirli olan perklorat tuzları ile dolu! Bir damla su içebilmek için ölümcül radyasyon ve dondurucu soğuk altında milyonlarca kilometrelik bir lojistik operasyon yürütmek, fiziksel ve ekonomik açıdan imkansıza yakındır.
Peki temiz tatlı suyumuz biterse gezegenimizde ne yapacağız? Yanı başımızda duran ve gezegenin yüzde yetmişini kaplayan okyanuslara yöneleceğiz! Çözümün ilk basamağı desalinizasyon, yani deniz suyunu tuzdan arındırma teknolojisidir. Günümüzde ters ozmoz sistemleri kullanılarak deniz suyundaki tuz ve mineraller süzülüp içilebilir su üretilebiliyor. Enerji maliyeti yüksek olsa da Mars'a su aramaya gitmekle kıyaslanamayacak kadar erişilebilir ve pratiktir.
İkinci ve en kritik adım ise atık suların geri kazanımıdır. Uluslararası Uzay İstasyonu'ndaki astronotlar zaten yıllardır tam olarak bunu yapıyor! İstasyonda ter, solunum nemi ve hatta idrar bile özel filtrelerden geçirilerek Dünya'daki birçok şebeke suyundan daha saf hale getiriliyor. Gezegen genelinde tatlı su krizi yaşandığında, kentsel atık suların en ileri arıtma yöntemleriyle yeniden döngüye sokulması hayatta kalmamızı sağlayacak temel yöntem olacaktır.