Canlılığın tek bir anda, tek bir hücrenin belirmesi ve bölünmesiyle başladığı fikri doğru değildir. Burada iki temel olguyu birbirinden net bir sınırla ayırmamız gerekir: Cansızlıktan canlılığın doğuşunu açıklayan abiyogenez ve günümüzdeki tüm canlıların soyunun dayandığı Son Evrensel Ortak Ata (LUCA).
Canlılığın ortaya çıkışı tek bir günde gerçekleşen bir kırılma değil, yüz milyonlarca yıla yayılan kademeli bir kimyasal evrim sürecidir. İlkel Dünya koşullarında basit inorganik moleküller, hidrotermal bacalar ve benzeri jeokimyasal ortamlarda amino asitler ve nükleotidler gibi organik yapı taşlarına evrildi. Ardından hem bilgi depolayan hem de tepkimeleri katalizleyen RNA benzeri yapılar ve lipit zarlarla korunan öncül hücreler ortaya çıktı. Başlangıçta bölünüp dünyayı fetheden yalnız bir hücre yoktu, karmaşık kimyasal tepkime ağlarının ve ilkel veziküllerin oluşturduğu zengin bir havuz vardı.
Dünya üzerindeki tüm canlıların tek bir hücreden gelip gelmediği sorusu ise bizi LUCA kavramına götürür. Yaşayan tüm hücresel organizmaların aynı genetik kodu, ribozomları, ATP döngüsünü ve yirmi temel L-amino asidi ortak biçimde kullanması, hepimizin aynı kökenden geldiğini kanıtlar. Bilim insanları bu sonuca karşılaştırmalı genomik, filogenetik ve biyokimyasal analizlerle ulaşmıştır. Ancak modern evrimsel biyoloji, LUCA'nın da ıssız bir denizde yüzen tekil bir hücre olmadığını, yoğun biçimde yatay gen transferi gerçekleştiren ilkel bir mikroorganizma popülasyonu olduğunu ortaya koymaktadır.
İnsan zihni, karmaşık ve kaotik süreçleri tek bir kök nedene veya masalsı bir başlangıç anına indirgemeyi sever. Oysa biyolojik gerçeklik böylesi mucizevi tekilliklerle değil, birbirine temas eden dinamik yapılar ve sabırlı süreçlerle işler.
Kaynaklar
-
Weiss, M. C. ve ark.. The Physiology And Habitat Of The Last Universal Common Ancestor. Alındığı Yer:
| Arşiv Bağlantısı
-
Woese, C.. The Universal Ancestor. Alındığı Yer:
| Arşiv Bağlantısı