Tüm Reklamları Kapat

Atina Vebası

Salgın Hastalıklar Tarihi Yazı Dizisi-1

3dk
Atina Vebası
  • Blog Yazısı

Malumunuz 2020 ve 2021 yıllarına damgasını vuran COVID-19 pandemisi, salgın hastalıklar gerçeğiyle yüzleşmeyi unutan bir neslin üzerinde soğuk duş etkisi yarattı. Pandemi bize bir kere daha salgın hastalıklar tarihinin önemini ve bu tarihten çeşitli dersler çıkarmamız ve gelecekteki muhtemel salgınlar için de bir acil eylem planımız olması gerektiği gerçeğini yüzümüzde vurdu. Salgın hastalıkların varlığı modern çağdan önce aslında Antik Yunan ve Antik Mısır dönemlerinde çeşitli şekillerde tarif edilmiştir. O çağlarda yaşayan insanlar bunların, bizim bildiğimiz şekliyle salgın hastalık olduğunu bilmiyorlardı ancak varlıklarına dair çeşitli kaynaklar günümüze ulaşmıştır. Bu hastalıklardan bazıları Çiçek, Çocuk Felci, Cüzzam ve Tüberküloz'dur.

Hastalıklarla olan mücadelemizin ve aşıların, hijyen ve sanitasyonla yaptığı işbirliği sonucunda antik çağda 25-35 yaş arasında değişen insan ömrünü neredeyse 80’lere kadar çıkarmasına rağmen bugün bile salgınlardan bir hayli korkuyoruz. Yazı dizimin başlangıcı olan Atina Vebası, tarihte kayıtlara geçmiş ilk salgın hastalıktır. İnsanlığın yaklaşık 11 bin yıl önce neolitik çağda avcı-toplayıcı topluluktan tarım toplumuna geçmesi salgın hastalıklar için kritik bir dönemdir. Bunun sebebi çoğu araştırmacıya göre bu salgınların neredeyse tamamının insan-hayvan teması ile ortaya çıktığıdır. Muhtemelen mikro evrimsel değişimler ve mutasyonlar, hayvanlarda hastalık yapan mikropların (özellikle de virüsler) insanlara adapte olması ile sonuçlanmıştır.

Bir Antik Yunan tarihçisi olan Atinalı general Thukididis, Atina ile Sparta arasında yaklaşık 27 yıl süren (M.Ö. 431–404) ünlü Peloponez Savaşı sırasında yaşamış ve bu savaşa dair günümüze kadar ulaşan bilgiler sağlamıştır. Günümüze ulaşan bilgilere göre Etiyopya’da ortaya çıktığı sanılan salgın Mısır ve Libya’ya, oradan da dönemin önemli bir liman kenti olan Piraeus’a sıçramıştır. İnsanlık tarihinin kayıtlara geçmiş, bilinen ilk salgını olan Atina Vebası, Atina ile Spartalılar arasında geçen Peloponez Savaşı’ndan kısa süre önce Atina’da patlak vermiş ve savaşın kaderini Spartalılar lehine değiştirmiştir. Her ne kadar savaşın galibi Sparta olsa da her iki taraf da zayıf düşmüş ve bu durum doğudaki Pers imparatorluğunun dikkatini çekmişti. Hem savaş hem de Atina Vebası’nın getirdiği ekonomik yıkım Yunan şehir devletlerinde geniş çapta can kaybına neden oldu. Ancak bu durumdan istifade etmek isteyen yalnızca Persler değildi. Sonuç olarak kuzeydeki Makedonya imparatoru II. Filip savaşın ve salgının zayıf düşürdüğü Atina şehir devletlerini işgal etti.

Tüm Reklamları Kapat

Hastalığa kendisi de yakalanan ve kurtulacak kadar şanslı olan Thukididis’in, gözlemlerine göre tipik veba belirtileri (ateş, vücutta yaralar, ishal, aşırı susuzluk vb.) görülmüştü. Yazılı tarihin kurucu babalarından biri sayılan Thukididis batı literatürü ve tıp tarihi için çok önemli verileri içeren döneme ait bilgileri not edecek ve anılarında, hastalıktan şu şekilde bahsedecekti :

“Hiç kimsenin daha önceden bilmediği bir kıran gelmişti. Durmadan yayılıyor ve öldürüyor… Hekimler hastalığa çare olamadıkları gibi kendi dertlerine düşmüşlerdi. Çünkü en çok onlar ölüyordu. Bu kıranın nereden geldiği ve nasıl yayıldığı meçhul. Ben yorumlamayı işin ehillerine bırakıyorum ve sadece gözlemlerimi yazıyorum. Olur da günün birinde tekrar ortaya çıkarsa bilen birileri olur…”

Bir gözlemci olarak çağdaşı Hipokrat’tan etkilenen Thukididis, hastalığın çok bulaşıcı olduğunu ve insandan insana geçtiğini fark etmişti. Yine de sonuç olarak Thukididis bir hekim değildi ve tıbbi terminoloji o çağda henüz geliştirilmemişti; kimi kavramları karıştırmış olabilir veya notları yanlış çevrilmiş olabilir. Thukididis’in notları ve tarihi bilgilere göre Piraeus, Etiyopya'dan gelerek Mısır ve Libya'yı geçen ticaret gemilerinin seyrüsefer yaptığı bir liman kentiydi. Hastalığın da bu hareketlilikten ve insan temasından patlak verdiği sanılmaktadır. Atina Vebası, uzmanlarca klasik anlamda bir Bubonik Veba olarak tanımlanıyordu. Neredeyse 6 asır sonra ortaya çıkacak ve tarihe Galen Vebası olarak geçecek olan Antonin Vebası da geçen sürede hastalığın tabiatındaki değişimin bir sonucu olabilir. Yine de Atina Vebası’nın Thukididis’in notları ve bilimsel araştırmalar doğrultusunda Afrika’dan Atina’ya gelen Ebola benzeri bir viral hastalık olabilmesi de söz konusudur. Fakat bu düşük bir ihtimal. 1999 yılında ise Duke Üniversitesi’nden Dr. David Durack, Atina Vebası’nı bir Epidemik Tifüs olarak olarak tanımlamıştı.

Çağdaş tıbbın babası kabul edilen Hipokrat, Atina Vebası salgınında dini nitelikte olmayan, tıbbi nitelikteki yöntemleri uyguladığı bilinen ilk insandır . Hastalığın günümüze kadar ulaşan bilgilerine göre bugün salgına dair modern tıpta iki olası görüş hâkimdir. Hastalık muhtemelen ya bir Çiçek salgını ya da Tifüs salgınıydı. Yaş, cinsiyet ve etnisite gözetmeyen hastalık herkesi vuruyordu. Atina orduları komutanı Perikles de hastalıktan nasibini almış ve harp meydanlarında kılıçların, okların öldüremediği komutanı bu hastalık 65 yaşında öldürmüştü. Hastalığın nasıl bulaştığı tam olarak bilinmiyor ancak bilinen belirtilere ve hızlı yayılımına göre solunum yoluyla bulaştığı tahmin ediliyor. Salgında toplu ölümler görülüyor, sık sık vurduğu hanedeki aileyi tamamen öldürüyordu. Çoğu ceset gömülememiş, insanlar öldükleri yerde bırakılmıştı diye yazıyordu Thukididis. Salgın ekonomik ve sosyal bir yıkım yaratmış, Yunan tarihini değiştirmişti.

Atina vebasına dair 20. asırda çokça bilimsel araştırma yürütülmüştü. Thukididis’in notlarından yola çıkan modern klinisyenler arasında salgının bir Çiçek hastalığı olabileceği fikri ağır basmıştı. 1934 yılına gelindiğinde ise Tifüs aşısını bulan ve bu hastalığa dair çoğu araştırmanın öncüsü olan Amerikalı bakteriyolog Hans Zinsser, Atina vebasının endemik bir Tifüs olabileceğini ifade etmişti. Salgının 4 ya da 5 yıl sürdüğü tahmin ediliyor. Modern çağdan önce ortaya çıkan çoğu salgında olduğu gibi Atina vebası da gemiler aracılığıyla yayılmış ve öncelikle liman kentini vurmuştu.

Yine de 21. asırda gerçekleşmesine rağmen COVID-19 pandemisinde bile vaka ve ölüm sayılarını tam bir kesinlikle bilemiyoruz. Bu yüzden 20 asır önce ortaya çıkan bir salgına dair verilerin ne kadar kısıtlı olduğunu tahmin edebilirsiniz...

Kaynaklar ve İleri Okuma
Rastgele Yazıya Git
5
Alt Başlıklar
Bu Blog Yazısı Sana Ne Hissettirdi?
  • Tebrikler!
    Tebrikler!
    1
  • Muhteşem!
    Muhteşem!
    0
  • Bilim Budur!
    Bilim Budur!
    0
  • Mmm... Çok sapyoseksüel!
    Mmm... Çok sapyoseksüel!
    0
  • Güldürdü
    Güldürdü
    0
  • İnanılmaz
    İnanılmaz
    0
  • Umut Verici!
    Umut Verici!
    0
  • Merak Uyandırıcı!
    Merak Uyandırıcı!
    0
  • Üzücü!
    Üzücü!
    0
  • Grrr... *@$#
    Grrr... *@$#
    0
  • İğrenç!
    İğrenç!
    0
  • Korkutucu!
    Korkutucu!
    0

Evrim Ağacı'na her ay sadece 1 kahve ısmarlayarak destek olmak ister misiniz?

Şu iki siteden birini kullanarak şimdi destek olabilirsiniz:

kreosus.com/evrimagaci | patreon.com/evrimagaci

Çıktı Bilgisi: Bu sayfa, Evrim Ağacı yazdırma aracı kullanılarak 15.10.2026 05:13:06 tarihinde oluşturulmuştur. Evrim Ağacı'ndaki içeriklerin tamamı, birden fazla editör tarafından, durmaksızın elden geçirilmekte, güncellenmekte ve geliştirilmektedir. Dolayısıyla bu çıktının alındığı tarihten sonra yapılan güncellemeleri görmek ve bu içeriğin en güncel halini okumak için lütfen şu adrese gidiniz: evrimagaci.org/s/15833

İçerik Kullanım İzinleri: Evrim Ağacı'ndaki yazılı içerikler orijinallerine hiçbir şekilde dokunulmadığı müddetçe izin alınmaksızın paylaşılabilir, kopyalanabilir, yapıştırılabilir, çoğaltılabilir, basılabilir, dağıtılabilir, yayılabilir, alıntılanabilir. Ancak bu içeriklerin hiçbiri izin alınmaksızın değiştirilemez ve değiştirilmiş halleri Evrim Ağacı'na aitmiş gibi sunulamaz. Benzer şekilde, içeriklerin hiçbiri, söz konusu içeriğin açıkça belirtilmiş yazarlarından ve Evrim Ağacı'ndan başkasına aitmiş gibi sunulamaz.

Hemen Paylaş
Bu blog yazısını sevdin mi?
Paylaşarak başkalarına da ilham ol!
Keşfetmeye Devam Et