Evet, insan vücudu kesinlikle hem mikrodalga hem de radyo dalgası yayar. Çoğumuz termal kameralardan yansıyan o parlak kızılötesi görüntümüze aşinayız, ancak fizik kuralları gereği ışıma spektrumumuz kızılötesinde aniden bıçak gibi kesilmez.
Olayın kalbinde, astrofizikten çok iyi bildiğimiz kara cisim ışıması yatıyor. Mutlak sıfırın, yani eksi 273 santigrat derecenin üzerindeki her nesne gibi yaklaşık 37 santigrat derece sıcaklığa sahip bedenimiz de çevreye elektromanyetik dalgalar saçar. Planck Işınım Yasası gereğince vücudumuzun yaydığı enerjinin zirve noktası kızılötesi bölgededir. Fakat bu eğri dalga boyu uzadıkça sıfırlanmaz. Dalga boyları milimetreleri, santimetreleri ve hatta metreleri bulan mikrodalga ve radyo dalgası frekanslarında da zayıf ama kesintisiz bir termal ışıma yaymaya devam ederiz.
Tabii hemen aklınıza canlı bir radyo istasyonu gibi yayın yapabileceğimiz gelmesin. Bu termal radyo dalgalarının gücü inanılmaz derecede düşüktür. Vücudumuzun yaydığı radyo frekansındaki fotonlar, çevremizdeki oda sıcaklığından kaynaklanan doğal termal gürültünün içinde adeta bir fısıltı gibi kalır. Yine de laboratuvar ortamında süperiletken alıcılar ve son derece hassas mikrodalga radyometreleri kullanıldığında, insan derisinin yaydığı terahertz altı ve mikrodalga ışıma net biçimde tespit edilebilir.
Hatta tıp dünyasında mikrodalga radyometrisi, derin dokulardaki sıcaklık değişimlerini ve iltihaplanmaları vücuda hiçbir müdahale yapmadan dışarıdan dinlemek için araştırılan harika bir yöntemdir. Kısacası gözlerimiz göremese ve alıcılarımızla müzik dinleyemesek de hepimiz uzayın derinliklerindeki kozmik cisimler gibi elektromanyetik tayfın radyo ucunda sessizce ışıldıyoruz.
Kaynaklar
-
K.A. Baksheeva vd.. The Sub-Thz Emission Of The Human Body Under Physiological Stress. Alındığı Yer:
| Arşiv Bağlantısı