Eşeyli üreme ve cinsiyetlerin ayrışması, popüler kültürün iddia etmeyi çok sevdiği o ruhların birbirini tamamlaması ya da dişil eril enerji dengesi gibi romantik bir fantezi değildir. Ortada tamamen parazit baskısına karşı geliştirilmiş bir savunma stratejisi ve hücre düzeyindeki kaynak paylaşımının getirdiği bir çıkar çatışması vardır. Cinsiyetlerin sadece iki adetle sınırlı kalması ise hem eş bulma olasılığını maksimize eden pratik bir optimizasyon hem de hücre içi organellerin yıkıcı bir iç savaşa girmesini önleme zorunluluğudur.
Eşeysiz üreyip kendinizi klonlamak varken genlerinizin sadece yarısını aktarmak, ilk bakışta biyolojik açıdan epey maliyetli bir fedakarlık gibi durur. Ancak tek tip bir genetik kopya yaratmak, hızla mutasyon geçiren parazitler ve patojenler karşısında tüm türün savunmasız kalması anlamına gelir. Kızıl Kraliçe Hipotezi bu durumu net bir biçimde açıklar. Aynı yerde kalabilmek için bile sürekli koşmak, yani gen kombinasyonlarını durmaksızın karıştırmak zorundayız. Eşeylilik, gen havuzunu sürekli çeşitlendirerek patojenlere karşı biyolojik sınırlarımızı korumamızı sağlar.
İki belirgin cinsiyete ayrılmamız ise anizogami olarak adlandırılan süreçle ilgilidir. Başlangıçta aynı büyüklükte gametler üreten atalarımız vardı ancak bu eşitlik zamanla bozuldu. Evrimsel süreçte yıkıcı bir seçilim devreye girdi. Bir taraf embriyoya yüksek miktarda besin ve enerji sağlayarak hayatta kalma şansını artıran büyük, hareketsiz yumurtalar üretmeye yatırım yaptı. Diğer taraf ise bu zengin kaynağa hızla ulaşıp dölleme şansını artırmak için sayıca çok ve hareketli spermler üretme stratejisini benimsedi. Ortada kalan orta boyutlu hücreler iki stratejinin de avantajını yakalayamayarak elendi. Biyolojide dişi ve erkek tanımı, üstlerine yüklenen toplumsal rollerden tamamen bağımsız olarak, sadece bu iki farklı gamet yatırımının adıdır.
Neden üç veya dört cinsiyetin birleşmesi gerekmedi sorusuna gelince, burada lojistik ve hücre içi barış devreye girer. Üremek için üç farklı cinsiyetin aynı anda denk gelmesi gerekseydi, eş bulma ihtimali ciddi bir olasılık krizine dönüşürdü. Daha da önemlisi, sitoplazmik kalıtım kuralıdır. Hücrenin enerji santrali olan mitokondriler yalnızca tek bir ebeveynden, yani yumurtadan aktarılır. Eğer iki veya daha fazla taraftan mitokondri aktarılsaydı, hücre içinde organeller arası ölümcül bir genetik rekabet başlardı. Evrim bu potansiyel kaosu engellemek için sınırları son derece net çizdi. Biri organel ve sitoplazma sağlayan, diğeri sadece çekirdek genetiğini ileten iki taraflı bir sistemde karar kıldı. Bazı mantar türlerinde binlerce çiftleşme tipi bulunsa da günün sonunda gerçekleşen füzyon yine sadece iki birey arasındadır.
Kaynaklar
- Geoff A. Parker, Robin R. Baker, Victor G. Smith. The Origin And Evolution Of Gamete Dimorphism And The Male Female Phenomenon. Alındığı Yer: | Arşiv Bağlantısı
- Laurence D. Hurst, William D. Hamilton. Cytoplasmic Fusion And The Evolution Of Sexes. Alındığı Yer: | Arşiv Bağlantısı