Kısa ve net cevap, hiçbir şey deneyimleyemezdiniz, çünkü ortada ne etrafı ölçecek bir sensör kalırdı ne de bu veriyi işleyecek bir donanım. Popüler kültürün kuantum aleminde atomların arasında kaykayla gezen minyatür insan fantezisi, daha ilk optik ve termodinamik hesapta patlıyor. Bir insanı biyolojisini bozmadan atom altı seviyeye indirme fikri, doğanın temel ölçeklendirme kanunlarına tamamen aykırıdır.
Farz edelim ki fizik kurallarını bir anlığına askıya aldık ve tüm algı mekanizmanız o boyuta sığdı, yine de etrafı göremezdiniz. Görme eylemi temelde bir dedektörün foton yakalamasıdır. Görünür ışığın dalga boyu 400 ile 700 nanometre arasındayken, tipik bir atom yaklaşık 0,1 nanometredir. Kuantum boyutundaki bir gözlemci için görünür ışık fotonu, kilometrelerce büyüklükte devasa bir dalga gibidir ve sizin ölçeğinizdeki hiçbir detayı çözemez. Boyutunuza uygun, yani nanometre altı dalga boyuna sahip yüksek enerjili bir gama fotonu ise çarptığı anda momentum transferiyle sizi paramparça eder veya uzayın boşluğuna fırlatır.
Süperpozisyon veya dalga fonksiyonu gibi hissetme konusuna gelirsek, kuantum mekaniği öyle mistik ve romantik bir bilinç hali sunmaz. Kuantum süperpozisyonu, çevreyle hiçbir etkileşime girmeyen, neredeyse mutlak sıfıra yakın aşırı yalıtılmış sistemlerde korunabilir. Oysa bilinç, hafıza veya veri işleme süreçleri, termodinamik olarak geri dönüşsüz durum değişimleri ve çevreyle sürekli enerji alışverişi gerektirir. Çevreyle temas ettiğiniz anda dekoherans süreci devreye girer. Saniyenin trilyonda birinden çok daha kısa bir sürede dalga fonksiyonu çöker. Aynı anda iki yerde birden olmayı deneyimlemezsiniz, sadece termal gürültünün ve elektromanyetik alanların ortasında sağa sola savrulan pasif bir sisteme dönüşürsünüz.
Maddeyi deneyimleme biçiminiz de tamamen değişirdi. O ölçekte katı nesnelere dokunmak diye bir şey yoktur, yalnızca şiddetli elektrostatik kuvvetler, Pauli dışlama ilkesi ve potansiyel kuyuları vardır. Küçüldüğünüz anda bağımsız bir gözlemci olarak kalamaz, en yakındaki bir atomun ya da molekülün çekim alanına kapılıp kimyasal bir bağın sıradan bir parçası olurdunuz. Kısacası o boyutta bir dünyayı izleyemezsiniz, doğrudan o dünyanın gürültüsüne karışırsınız.
Kaynaklar
- Wojciech H. Zurek. Decoherence, Einselection, And The Quantum Origins Of The Classical. Alındığı Yer: | Arşiv Bağlantısı
- David J. Griffiths, Darrell F. Schroeter. Introduction To Quantum Mechanics. Alındığı Yer: | Arşiv Bağlantısı