Zihnin sanal ortama aktarılmasının teknik zorlukları ortada. Bir an için, bilimin bunu başardığını düşünelim. Sizin zihninizi, anılarınızı, karakterinizi, sanal bir aleme aktardılar. Peki, bedende halen var olan bilinci hemen o an yok mu edeceğiz (kişiyi öldürecek miyiz), yoksa kendi haline bırakıp doğal ölümünü mü bekleyeceğiz? Eğer hemen öldüreceksek sorun yok. Ama normal yaşamına devam edecekse, farklı anılar, tecrübeler, belki hayatın akışı gereği, fikirlerinde, düşüncelerinde bazı değişiklikler olacak (bu durum her iki alemdeki kişi için de geçerli). Sonuçta, sanal alemdeki sanal kişi ile normal hayatına devam eden aynı bilince sahiptir diyemeyiz.
Kişisel görüşüm şudur; Bilincim sanal bir aleme uygun gelişmedi (evrimleşmedi), böyle bir teknolojinin geliştiği bir dönemde yaşasaydım bile, ben; ben olarak ölmek isterdim.
İnsan beyninin yapısı ve bilinci oluşturan kısımları henüz tam olarak anlaşılamadı. İnsan beyninde İnsanların bilişsel ve fiziksel fonksiyonlarının her birini yönetmekle ilgili bölümler mevcut. Bu yapı bir bütün olarak bizi biz yapıyor. Bilişsel fonksiyonlarla görevli kısımları ayırıp dijital bir ortama aktarmak için biyokimyasal seviyede anıların, fikirlerin, düşüncelerin vb. nasıl depolandığını ve işlendiğini anlamamız gerekiyor.
İnsan beynini tamamen anlasak bile bilgisayarların mimarisine uyum sağlaması ve aktarılması kolayca gerçekleşmeyebilir.
Bunların hepsi mümkün olsa dahi aktarılan bilincin, bilincin orijinal sahibini ölümden kurtarmasını bekleyemeyiz, aktarılan bilinç, bilinç sahibinin bir kopyası olacaktır.
Ama bunların hiçbiri ölümsüzlüğün veya bilinç aktarmanın imkansız olması demek değil. Bilimin ilerlemesiyle insanın sahip olduğu vücudu biyoteknoloji ölümsüz yapabilir veya bilincimiz gerçekten bilgisayarlara aktarılabilir.
İnsan beyni bilgisayar ortamına aktarılabilir mi? Zihin yüklemenin güçlü bir çekiciliği var-Peki bir insanın beynini taramak ve zihnini yüklemek için gerçekte ne gerekir? Başlıca zorluklar, zihni yakalamak için bir beyni yeterince ayrıntılı olarak taramaktır ve bunu detaylı olarak mükemmel bir şekilde yeniden yaratmak şu anki teknolojiyle oldukça zordur alında tek etmen teknoloji değil insan beyninin karmaşıklığıdır. Ama diyelim ki insan beynini taramaya başladık ve önce neyi tarayacağımızı bilmemiz gerekiyor.İnsan beyni yaklaşık 86 milyar nöron içerir,en az yüz trilyon sinapsla birbirine bağlıdır.Beynin nöronları arasındaki bağlantı modeli, yani tüm nöronlar ve bunların birbirleriyle olan tüm bağlantıları ''connectome'' olarak adlandırılır. Henüz ''connektomun'' haritasını çıkarmadık ayrıca sinirsel sinyalleşme gibi daha bir çok etmen var. Yüzlerce, belki de binlerce farklı bağlantı türü ve sinapslar vardır. Her biri biraz farklı bir şekilde işlev görür. Bazıları daha hızlı, bazıları daha yavaş çalışır. Bazıları öğrenme sürecinde hızla büyür ya da küçülür; Bazıları ise zaman içinde daha istikrarlıdır. Ve nöronlar arasındaki trilyonlarca hassas, bire bir bağlantının ötesinde,bazı nöronlar da nörotransmitterleri püskürtür. Bu nöronlar aynı anda birçok başka nöronu etkiler. Tüm bu farklı etkileşim türleri bir araya getirmek oldukça zordur. Ayrıca nöral sinyalizasyon da insan beyninin internete aktarılamamasındaki en büyük engeldir. Nedeni ise nöral sinyalizasyonun yeterince anlaşılmamış veya keşfedilmemiş olmasıdır .Sadece bir örnek vermek gerekirse, nöronlar arasındaki aktivite görüntüleri muhtemelen ''glia'' adı verilen bir hücre türünden etkilenmektedir. Glia'nın bir zamanlar sadece yapısal destek için olduğu düşünülüyordu ve işlevleri hala tam olarak anlaşılamamıştır. Beyin hakkındaki bilgilerimiz, beynin bilgi işleme süreçlerini zihni Kopyalamak için neyi taramamız gerektiğini ve bilgimizin o noktaya kadar ilerlediğini varsayarsak, peki nasıl tarayacağız? Şu anda, yaşayan bir insan beynini doğru bir şekilde tarayabiliyoruz yaklaşık yarım milimetrelik çözünürlüklerlen iyi non-invaziv tarama yöntemimiz olan MRI'ı kullanarak. Bir sinapsı tespit etmek için yaklaşık bir mikron çözünürlükte tarama yapmamız gerekecek. Yani milimetrenin binde biri. Sinaps türünü ve her sinapsın tam olarak ne kadar güçlü olduğunu ayırt etmek için daha iyi çözünürlüğe ihtiyacımız olacak. MRI güçlü manyetik alanlara bağlıdır. Gerekli çözünürlükte tarama bireysel sinapsların ayrıntılarını belirlemek için bir insanın dokularını pişirecek kadar yüksek bir alan gücü gerektirir. Yani çözünürlükteki bu tür bir sıçrama temelde yeni bir tarama teknolojisi gerektirecektir. Ölü bir beyni elektron mikroskobu kullanarak taramak daha uygun olacaktır ama bu teknolojimiz ile bu bile mümkün olmayacaktır. Sonunda beyni neyi tarayacağımızı bilecek kadar iyi anladığımızı varsayarsakve bu çözünürlükte güvenli bir şekilde tarama yapabilecek teknolojiyi geliştirmek,Bir sonraki zorluk, bu bilgiyi dijital olarak yeniden yaratmak olacaktır.Bunu yapmanın önündeki başlıca engeller bilgi işlem gücü ve depolama alanıdır, her ikisi de her yıl gelişiyor. Yapay sinir ağları zaten internet arama motorlarımızı çalıştırıyor, dijital asistanlar, sürücüsüz arabalar, Wall Street ticaret algoritmaları ve akıllı telefonlar. Henüz kimse 86 milyar nöronlu bir yapay ağ inşa etmedi ama bilgisayar teknolojisi geliştikçe bu kadar büyük veri setlerini takip etmek mümkün olabilir. Zihin yükleme teorik olarak mümkün olsa da muhtemelen yüzlerce yıl uzaktayız teknoloji ve bilimsel anlayıştan bu da onu gerçeğe dönüştürecektir ve bu gerçeklik etik ve felsefi hususları da beraberinde getirecektir: Zihin yüklemeye kimin erişimi olacak? Yüklenen zihinlere hangi haklar tanınacak? Bu teknoloji nasıl kötüye kullanılabilir? Sonunda zihinlerimizi yükleyebilsek bile yapıp yapmamamız gerektiği açık bir soru olarak kalmaya devam ediyor.[1]
buna cevap vermek pek kolay değil. kolay değil dediğim de bir taraf yüklenemez diyor bir tarafda yüklenebilir diyor yüklenemez diyen taraf insan beynindeki dataların teknolojik makinelere yüklenilecek kadar yapay değil yani böyle yapay 3 boyutlu bir kainat yapılamaz yapılsada onu sanal gerçeklik gözlükleriyle girmiş olurduk belki bilincide koyabiliriz ama insan beynindeki anıları ayrı bir hayat yapamayız bu imkansız
Şu anda mevcut bilimsel bilgilerimize göre, insan beyninin veya bilincinin tam olarak internet ortamına yüklenmesi mümkün değildir. Beyin ve bilinç, son derece karmaşık bir yapıya sahip olan ve hala tam olarak anlaşılamayan bir konudur.
İnsan beyni, trilyonlarca nöronun karmaşık bir ağıdır ve bilincimizi, düşüncelerimizi ve duygularımızı içeren birçok işlevi barındırır. Bunun yanı sıra, beynin fiziksel yapıları, sinaptik bağlantıları ve kimyasal süreçleri, bilinç deneyimimizin temelini oluşturur.
Şu anda teknolojik olarak beyin ve bilincin tüm detaylarını internete aktarmak veya yüklemek mümkün değildir. Beyin ve bilinç, biyolojik ve elektrokimyasal süreçlerle yakından ilişkilidir ve bunların tam olarak kopyalanması veya aktarılması teknik olarak çok zor bir sorundur.
Ancak, ilerleyen teknoloji ve nörobilim alanındaki araştırmalar, insan beyninin işleyişini ve bilincin doğasını daha iyi anlamamıza yardımcı olabilir. Gelecekte, belki de beyin ve bilincin bazı yönlerini dijital bir ortama aktarma veya kopyalama potansiyeli üzerinde çalışmalar yapılabilir, ancak bu noktada spekülasyondan öteye geçmek mümkün değildir.
Özetle, mevcut bilgilerimize göre, insan beyni veya bilincinin tamamen internet ortamına yüklenebilmesi mümkün değildir ve bu konuda daha fazla araştırma ve teknolojik gelişmelerin gerektiği düşünülmektedir.
Ölümsüz olmak mümkün değildir ama yaşlanmamak teorik olarak mümkündür, bu sitede bunu bilmeyenin sayısı azdır diye tahmin ediyorum, vücudumuz süreli bir yapım ve yıkım süreçleri içerisindedir bu süreçte her hücre yenilenmesinde dna yapımızda telomer kaybı yaşandığı için hücrelerin bölünmesi gittikçe yavaşlar, bundan dolayı yaşlanmanın etkilerini yaşarız.
Yaşlanmamak için genellikle iki şeye başvurulabilir ama bunların şu an için bilimsel olarak herhangi bir geçerliliği yoktur; birincisi şimdilik mümkün olmasa da bir şekilde hücrelerimizin sürekli kusursuz bölünmesini sağlayabiliriz, ikincisi zihnimizi beyin benzeri yaşlanmanın ya da hastalanmanın etkilerinden muzdarip olmayan organik bileşiklerden veya bazı biyo-kimyasal süreçlerden meydana gelmeyen daha farklı bir mühendislik ile tasarlanmış bir yapıya aktarabiliriz fakat burada şöyle bir problem meydana geliyor, kendimizi bu yapının içerisine aktarabilecek ve gözlerimizi yeni doğmuş gibi başka bir bedende açabilecek miyiz ya da bu zihnimizi aktardığımız yapı sadece bilgilerimizi depolayıp, düşünce paternlerimizi öğrenip bizi taklit eden bir tür yapay zeka haline mi gelecek?
Bunun mümkün olması için bilincimizin yapısını ve insan beyninin her bir bölümünün nasıl çalıştığını tam olarak bilmemiz gerekiyor, çünkü bazı bölümlerin nasıl çalıştığı hala tam olarak bilinmiyor, günümüzde bazı araştırmalar bilinç kavramını açıklar nitelikte, eş zamanlı deneyimlerimiz ve algılarımız bilincimizi meydana getiriyor ama kendimizi örneğin klon bir vücudun beynine ya da beyin benzeri başka bir yapıya aktarabilmek için bilinç kavramından yola çıkmak yetersiz, çünkü bilinç tanım olarak uyanıklık hali ya da farkındalık gibi kavramlar ile özdeşleştirilebilir çünkü bilincin yapı olarak belirli bir seviyesi vardır, bilinç seviyesi ne kadar yüksekse deneyimlerimizi o kadar canlı yaşarız ve yüksek farkındalıklı oluruz fakat bilinçli olmadan da var olabiliyoruz sadece varlığımızın farkında olmuyoruz, örneğin baygınken bilinçli olmuyorsun, rüya falan da görmüyorsun ama yine de varsın, bilinç geri geldiğinde tekrar hayatta var olmaya dönüyorsun, işte o temel varlığımızı bulmamız gerek, "ruhumuzun" nasıl olduğunu bulabilirsek yaşlanmıyor ya da ölümsüz yapılması çok zor veya imkansız gibi görünen biyolojik bedenlerden çıkıp yaşlanmayan veya hastalanmayan kendi ürettiğimiz bedenlerde yaşayabiliriz ama yine de ölümsüz olamayız sonuçta bu kainatta her şeyin bir ömrü var.