Soru & Cevap: Soru Sor, Cevap Al
Bugün
Bugün bölümü hazırlanıyor.
Bugün bölümü hazırlanıyor.
Hayır, bu iddia tamamen uydurma ve tıp literatüründe zerre karşılığı olmayan ucuz bir sahtebilim taktiğidir. Ne gözlük ne de kontakt lensler göz kaslarını deforme eder, tembelleştirir veya anatomisini bozar.
Nöbet ertesi poliklinikte bile karşımıza çıkan bu asılsız mitin arkasında çok temel bir fizyoloji cehaleti yatıyor. Miyopi, hipermetropi veya astigmatizma gibi kırma kusurları, göz kaslarının zayıflığından veya tembelliğinden değil, göz küresinin aksiyel uzunluğundaki milimetrik farklardan ya da korneanın kırıcılık geometrisinden kaynaklanır. Göz küresini hareket ettiren ekstraoküler kaslar ile lensin odaklanmasını sağlayan silier kas, gözlük taktığınız için erimez ya da yapısal bozulmaya uğramaz. Gözlük ve kontakt lensler biyolojik dokuyu değiştiren birer ilaç değil, göze gelen ışığı kırarak foveanın tam üzerine odaklayan pasif optik araçlardır.
Optivision ve benzeri adlarla internette dolaşan denetimsiz ürünlerin yaptığı tek şey, insanlarda gözlüğe karşı yersiz bir korku yaratarak ceplerindeki parayı almaktır. Bakanlık onayı bulunmayan bitkisel karışımlarla veya vitamin takviyeleriyle gözün anatomik aksiyel uzunluğunu kısaltamaz, kırma kusurlarını tedavi edemezsiniz. Aksine, refraksiyon kusuru varken gözlük takmamak çocuklarda ambliyopiye yani göz tembelliğine, yetişkinlerde ise dirençli baş ağrısına ve kronik astenopiye neden olur.
Kısa ve net cevap: hiçbir zaman. Voyager 1 Samanyolu Galaksisi'ni asla terk edemeyecek. Aracın hızı, galaksinin kütleçekim potansiyelinden kurtulmak için gereken kaçış hızının yanına bile yaklaşamıyor, bu yüzden sonsuza kadar Samanyolu etrafındaki bir yörüngede dolanıp duracak.
Bu yanılgının temel kaynağı, basındaki manşetlerin yarattığı kavram karmaşası. Voyager 1, Ağustos 2012'de Güneş rüzgarının bittiği sınır olan heliopozu aşıp yıldızlararası ortama (interstellar medium) geçtiğinde haberler "galaktik uzaya çıktı" ya da "Güneş Sistemi'ni terk etti" şeklinde patlatıldı. Oysa yıldızlararası uzaya çıkmak galaksiyi terk etmek anlamına gelmiyor, sadece Güneş'in manyetik baloncuğunun dışına adım atmak demek. Hatta araç henüz Güneş Sistemi'nin kütleçekimsel sınırı sayılan Oort Bulutu'na bile girmedi. Oort Bulutu'nun iç sınırına varması yakl. 300 yıl, bulutun diğer ucundan çıkması ise en az 30.000 yıl sürecek.
Galaksiden çıkış senaryosu ise tamamen saf kaçış hızı matematiği. Güneş Sistemi'nin galaksi merkezine olan mesafesinde (yakl. 26.000 ışık yılı) Samanyolu'nun kütleçekiminden tamamen kurtulup galaksiler arası boşluğa kaçmak için gereken hız saniyede 500 ila 550 km civarında. Güneş'in galaksi etrafındaki yörünge hızı saniyede yakl. 230 km. Voyager 1 ise Güneş'e göre saniyede sadece yakl. 17 km hızla (yılda yakl. 3,6 AU) yol alıyor. İki vektörü en elverişli açıda üst üste koysanız bile araç galaktik merkez çevresinde saniyede en fazla 240 ile 250 km civarı bir hıza ulaşıyor. Yani galaksiden kaçmak için gereken eşiğin yarısı bile değil. Kütleçekim kuyusunun dibindeyiz ve oradan çıkış bileti bu hızla kesilemiyor.
Birkaç yıl içinde nükleer bataryası (RTG) tamamen tükendiğinde Voyager 1 sessiz bir metal yığını olarak yoluna devam edecek. Gaia verileriyle yapılan yörünge simülasyonları, aracın Samanyolu merkezi etrafındaki bir tam turunu yakl. 250 milyon yılda tamamlayacağını ve yüz binlerce yıl boyunca çeşitli yıldızların yakınından (örneğin 40.000 yıl sonra Gliese 445 yıldızının yakl. 1,6 ışık yılı uzağından) süzüleceğini gösteriyor. Olağanüstü bir yıldız karşılaşmasıyla devasa bir kütleçekim sapanı etkisi yakalamadığı sürece, galaksimizin kalıcı bir parçası olarak kalacak.
Mercan resiflerindeki balıkların cinsiyet değiştirmesinin temel nedeni, vücut boyutuna bağlı olarak üreme başarısını en üst düzeye çıkarma stratejisidir. Evrimsel biyolojide Boyut Avantajı Hipotezi dediğimiz bu durum, bir bireyin yaşamının hangi evresinde dişi veya erkek olduğunda genlerini sonraki nesillere daha verimli aktaracağıyla ilgilidir. Belgeselde bahsettiğiniz örnek, hayata dişi olarak başlayıp belirli bir boyuta ulaştıktan sonra erkeğe dönüşen protoginik hermafroditizmin klasik bir örneğidir.
Mantık tamamen biyolojik enerji ve rekabet hesabına dayanıyor. Yumurta üretmek sperm üretmeye kıyasla çok yüksek enerji ister, bu yüzden küçük bir dişi bile kısıtlı enerjisiyle yumurta üreterek soyunu devam ettirebilir. Fakat mercan resiflerinde harem kuran veya bölgesini koruyan türlerde küçük bir erkeğin dev rakipleri arasından sıyrılıp çiftleşme şansı neredeyse hiç yoktur. Balık büyüyüp diğer rakiplerini alt edebilecek cüsseye ulaştığında erkek olmak büyük bir avantaja dönüşür. İri ve baskın bir erkek, tek başına tüm haremin yumurtalarını dölleyerek aynı boyuttaki bir dişinin üretebileceğinden katbekat fazla yavruya babalık edebilir.
İşin en büyüleyici kısmı, bu sürecin sadece boya veya yaşa bağlı otomatik bir saat gibi işlememesidir. Dönüşümü tetikleyen şey doğrudan sosyal ortamdır. Gruptaki baskın erkek öldüğünde ya da ortadan kaybolduğunda, grubun en iri ve baskın dişisi bu boşluğu hemen değerlendirir. Beynindeki sinirsel ve hormonal mekanizmalar hızla harekete geçer, yumurtalık dokusu gerilerken testis dokusu gelişir. Balık kısa bir sürede hem fizyolojik hem de davranışsal olarak grubun yeni baskın erkeği haline gelir.
Evrimsel açıdan baktığımızda doğa, canlıların gen aktarımını garantiye almak için muazzam esneklikler sunuyor. Resiflerin o kıran kırana geçen rekabet dolu dünyasında bu cinsiyet esnekliği, milyonlarca yıldır tıkır tıkır işleyen harika bir adaptasyondur.
Bence doğuştan gelen bir yeteneği hiç geliştirmemek daha büyük bir kayıp. Çünkü yetenek tek başına bir anlam ifade etmez emekle beslenmediğinde yalnızca gerçekleşmemiş bir ihtimal olarak kalır. Öte yandan az yetenekli olduğumuz bir alanda çabalamak bile bize yeni kapılar açabilir. Bana göre potansiyeli belirleyen şey, nereden başladığımızdan çok ne kadar ilerleyebildiğimizdir.
Merhaba yapay zekayı devamlı kullanan biri olarak söylüyorum. Hayatımızı kolaylaştırdığı kesin ancak düşünmeyecek konuma gelmeyi biraz abartı görüyorum. Tarihte de işimizi kolaylaştıran icatlar oldu ancak zamanla insanlık daha farklı sorunlara eğildi. Yapay zekada beni asıl korkutan tembelleştirmesinden çok yanlış yönlendirmeleri. Bu sağlıklı veya araştırmacı insanlarda sorun olmayabilir ancak problemli insanlarda ileriki dönemlerde daha fazla sorun olacağını düşünüyorum.
Aslında dediğin şey çok doğru ama şöyle bir sorun var. Atmosferde bulunduğun yükseklik arttıkça yoğunluk azalır. Zaten kütlece havanın %23 nü oluşturan oksijen bu yoğunluk azaldığı zaman motorun kullanacağı anlamlı bir oksijen miktarı havada kalmaz. Bu demek değil ki bu sistem tamamen çöp. Hayır bu sistem tamamen çöp değil ve zaten yapılıyor da mesela ESA'nın geliştirdiği sabre motoru bu mantığa dayanıyor. Sabre motoru hibrit sistemle çalışıyor yani havanın oksijence yoğun olduğu yerlerde oksijen kullanılacak. Anlamlı bir oksijen kullanımının olmayacağı yerlerde ise tanklardaki sıvı oksijen kullanılacak.