Taş Devri, muhtemelen 3 milyon yıl kadar önce başlayan, insan atalarımızın ve yakın kuzenlerinin kayalardan çok çeşitli aletler yontmayı öğrendikleri bir dönem olan ilk "sanayi devrimi"ydi. ncak döneme adını veren "taş" ağırlıklı bu sürecin yanı sıra, bu dönemdeki insanların kemikten de sıklıkla yararlandığı biliniyor. Bunun ne kadar erken başladığı ve ne zaman yaygın hale geldiği ise belirsizliğini koruyordu.
Ancak araştırmacıların Tanzanya'nın Olduvai Boğazı'nda buldukları kemik aletler, erken homininlerin bu sanatı 1,5 milyon yıl öncesine kadar sistematik olarak uyguladıklarını ve su aygırları, filler ve diğer büyük hayvanların iskeletlerinden ağır kesici aletler yaptıklarını gösteriyor. Nature dergisinde yayınlanan bulgu, bu eski zanaatkârların teknolojik yenilikleri bir malzemeden diğerine aktarmak için yeterli bilişsel kapasiteye sahip olduklarını da ortaya koyuyor.[1] Çalışmaya dahil olmayan Witwatersrand Üniversitesi'nden arkeolog Lucinda Backwell, şöyle anlatıyor:
Hayvanlara takılan sensörler, deniz yaşamı üzerindeki insan etkisini izlemek ve azaltmak için değerli veriler topluyor. Kobe Üniversitesi'nin derleme makalesi, çeşitli kaynaklardan gelen verilerin entegrasyonunun önemini vurguluyor ve açık erişim ile paylaşılan standartlara dayalı bir "hayvanlar internetini" savunuyor.[1]
İnsanlık, balıkçılıktan kirliliğe, tekne gürültüsünden inşaat ve madenciliğe kadar geniş bir yelpazedeki faaliyetlerle deniz yaşamını etkiliyor. Sürdürülebilir bir yaşam için, faaliyetlerimizin deniz canlıları üzerindeki etkisini izlemeli ve bu verileri etkili politikalar geliştirmek için kullanmamız gerekiyor. Kobe Üniversitesi hayvan ekolojisti Iwata Takashi şunları aktarıyor:
Komşuları yaklaşan felaketten çılgınca kaçarken, bir adam sıcak yatağında uyumaya devam ediyordu. Nedeni ne olursa olsun o da Pompeii'nin hemen kuzeyindeki antik Roma kenti Herculaneum'un diğer 2000 sakiniyle birlikte Vezüv Yanardağı'ndan kaçamamıştı. Şehrin üzerinden bir hışımla geçen ilk kavurucu kül bulutu beyni siyah cam benzeri parçalara dönüşmüştü. Scientific Reports dergisinde yayınlanan yeni bir analiz, MS 79'da bu kişi ve komşularının nasıl öldüğüne dair bilgiler sunuyor.[1]
Bilim insanları uzun süredir Herculaneum halkının kenti Pompeii ile birlikte gömen kızgın kaya, kül ve gaz seli tarafından yok edildiğini düşünüyordu. Araştırmacılar 2020'de siyah, parlak camsı parçacıkları keşfettiklerinde yeni bir suçlu da ortaya çıkmış oldu. Enkaz selinden önce gelen ani bir kül bulutunun da bu ölümde parmağı olabilirdi. Suçun kanıtlanması ise beynin gerçekten cam haline gelip gelmediğinin kanıtlanmasına bağlıydı. Çalışmaya katılmayan 21st Century Medicine'dan kriyobiyolog Brian Wowk şöyle anlatıyor:
Google X, ışığın gücünden yararlanarak uygun maliyetli, kablosuz ve yüksek hızlı internet sağlama çabasındaki en son gelişme olan Taara çipini tanıttı.[1] Bu tırnak boyutundaki çip, iki nokta arasında veri kodlu ışık demetlerini yönlendirmek için yazılım kontrollü ışık yayıcılar kullanıyor. Testlerde araştırmacılar, iki Taara çipiyle açık havada 1 kilometre mesafede saniyede 10 gigabit hızında veri iletmeyi başardı. Taara'nın genel müdürü Mahesh Krishnaswamy şu açıklamayı yapıyor:
Google'ın Ar-Ge birimi X'teki Taara ile geleneksel fiber optik kablolarla erişilmesi zor bölgelerde fibere yakın internet hızları sunabileceğini umuyorlar. Google'ın araştırma ve geliştirme kolu olan X'teki araştırmacılar, Taara'nın geleneksel fiber optik kablolarla erişilmesi zor bölgelere fiber benzeri internet hızları sunabileceğini umuyor. Bu kablolar çoğunlukla yerin derinliklerine gömülü olduğundan dağlar ve ormanlar gibi uzak bölgeler ya da zorlu araziler için pratik değildir. Ancak bu durum Taara için bir sorun teşkil etmiyor. Ayrıca Taara, 5G gibi radyo frekanslarıyla çakışmayan ışık frekansları kullandığından bant genişliği rekabetine de girmiyor. Taara Genel Müdürü Mahesh Krishnaswamy açıklamasında şunları söyledi:
Okyanus, gezegenimizin neredeyse dörtte üçünü kaplıyor. Ancak bilim insanları, denizlerimizde yaşayan canlıları henüz yüzeysel olarak keşfedebildiğimizi belirtiyor. Ancak yeni teknolojiler bu durumu değiştirmeye başladı. Bu teknolojiler sayesinde araştırmacılar; gizli petrol sızıntılarını ortaya çıkarıyor, yeni türlerin keşfini hızlandırıyor ve ışık kirliliğinin deniz yaşamını nasıl etkilediğini gözler önüne seriyor.
Uydu görüntüleri sayesinde okyanustaki büyük petrol sızıntıları nispeten kolayca tespit edilebiliyor. Bir tanker çarptığında veya boru patladığında, bilim insanları nereye bakacaklarını biliyorlar.
/post/2753f3f7-ec4b-46a0-a993-43df225f86d1.png)
/post/da0a1875-3a17-49bb-8311-b9beb7ea61d5.png)
/post/9259e46a-2575-4a1f-8513-e6dd5f3586b5.png)
/post/330ddac5-a46a-422e-afb3-8dd7b07ab2b2.png)
/post/ec239230-a696-4d20-b4ec-a423036aa484.png)
/content/16af3ed2-0eea-4252-a9d6-a443264b013f.jpeg)
/content/2a598921-2cae-4d4d-be2d-682c0ad86c12.jpeg)
/content/d59141dd-901a-42ea-9ac5-9e82a30a93e5.jpeg)
/content/0e99a692-082e-4f0c-9be7-670a5de44cbd.png)
/content/a6bfa19e-b109-4aab-9770-1487187e398d.jpeg)