Sosyal medyada popülerleşen ve atalarımızın sadece etle beslendiğini öne süren etçil diyet akımları, bilimsel bir gerçeğe değil, arkeolojik bir kayıt hatasına dayanıyor.
Yıllarca Taş Devri menüsünü sırf hayvan kemiklerinden ibaret sandık çünkü kemikler binlerce yıl boyunca taşlaşıp korunurken, atalarımızın yediği yabani bitkiler ve tohumlar çürüyüp yok oldu. Bu fiziksel fark, arkeolojide avcılık lehine tek taraflı bir tablo yarattı. Fakat gelişen analiz teknikleri sayesinde artık antik insanların diş taşlarına ve kemik izotoplarına bakabiliyoruz. Örneğin 15 bin yıl önceki Taforalt avcı-toplayıcılarının dişlerinde meşe palamudundan yabani yulafa kadar çok sayıda lifli bitki kalıntısı bulduk.
Gerçek şu ki, vahşi doğada av peşinde koşmak her zaman garantili bir akşam yemeği sağlamıyordu. Kabilenin her gün doymasını sağlayan asıl unsur, kadınların da aktif biçimde topladığı yabani kökler, meyveler ve tohumlardı. Genetik olarak da nişastayı parçalayan amilaz gen kopyalarımızı çoğalttık ve bağırsaklarımızı lif çeşitliliğine muhtaç kıldık.
Atalarımız sosyal medya akımları için değil, doğada bulabildikleri tüm zengin kaynaklarla hayatta kalmak için beslendiler. Dolayısıyla sağlığımızı korumanın yolu kısıtlayıcı et diyetlerinden değil, lif açısından zengin ve çeşitli tabaklardan geçiyor.
Siz günlük beslenmenizde evrimsel mirasımız olan bu bitkisel çeşitliliğe ne kadar yer açıyorsunuz?
0 görüntülenme