The Astrophysical Journal Letters dergisinde yayımlanan yeni bir Texas Üniversitesi Austin çalışması, kozmolojinin iki ayrı gizemini tek bir teoride birleştiriyor: James Webb Uzay Teleskobu'nun keşfettiği "Küçük Kırmızı Noktalar" (Little Red Dots) ile küresel yıldız kümelerinin kökeni.
Küçük Kırmızı Noktalar, Büyük Patlama'dan yaklaşık 600 milyon yıl sonra ortaya çıkan ve 1,5 milyar yıl sonra ortadan kaybolan kompakt, son derece parlak nesneler. Çoğunlukla süper kütleli kara deliklerin çevresindeki yoğun gaz bulutları olarak yorumlansa da yeni çalışma farklı bir açıklama öneriyor: Bu nesneler, merkezinde süper kütleli bir yıldız barındıran genç küresel yıldız kümeleri olabilir.
Küresel kümeler ise galaksilerin yörüngesinde dönen, yüz binlerce hatta milyonlarca yıldız içeren antik yapılar. Yüz yılı aşkın süredir incelenmelerine rağmen nasıl oluştukları hâlâ bilinmiyor. Araştırmacılar bu nesneleri milyarlarca yıllık evrimlerinin sonunda gördüğünden başlangıç koşullarını yeniden inşa etmek güç. Öte yandan küresel kümelerin kimyasal bileşiminde tuhaf bir örüntü var: yüksek helyum, azot, sodyum ve alüminyum; düşük karbon, oksijen ve magnezyum. Bu kombinasyon yalnızca olağan yıldızlardan çok daha yüksek sıcaklıklarda gerçekleşen nükleer füzyonla açıklanabilir.
UT Austin'den John Chisholm ve ekibinin teorisi şöyle işliyor: Erken bir küresel kümede yıldızlar art arda çarpışarak merkezi bir süper kütleli yıldız oluşturabilir. Bu devasa yıldız hem nesneyi bir Küçük Kırmızı Nokta gibi gösterir hem de ölünce çevresine bugün küresel kümelerde gördüğümüz kimyasal parmak izlerini bırakır. Yıldız öldükten sonra nesne artık bir Küçük Kırmızı Nokta gibi görünmez; küme ise milyarlarca yıl varlığını sürdürür.
Birden fazla kanıt bu teoriyi destekliyor: Küçük Kırmızı Noktaların evrendeki dağılımı bugünkü küresel kümelerin dağılımıyla örtüşüyor, kütleleri uyumlu ve her ikisi de aynı kozmik dönemde ortaya çıkıyor.