Film, doğanın ritmiyle yazılmış pastoral bir şiir adeta. Aynı zamanda da insanın doğa ve sınıf karşısındaki yalnızlığını, arzularını ve kaçınılmaz trajedisini anlatan bir efsane. Filmde bir hikaye anlatılmıyor, hissettiriliyor. Örneğin, Bill ve Abby arasındaki yasak, tutkulu ve çıkar ilişkisine dönüşen bağ, neredeyse hiç romantik diyalogla değil, fısıltılı bakışmalar, uzaktan gözlemler ve doğanın içindeki beden dilleriyle aktarılıyor. Yönetmenin kamerası da bir insan gözü değil, bir tabiat gözlemcisi gibi; çekirge istilasını, ateşi, hasadı ve göçü sanki ilk defa görüyormuşçasına, büyülenmiş bir şekilde kaydediyor. Belgesel tadında tam bir görsel şölen.