Benim adım Doruk Vahit Topçu. Kendimi tek bir kelimeyle tanımlamam gerekseydi, muhtemelen “arayış” derdim. Çünkü hayatım boyunca sadece yaşamakla yetinmektense anlamaya, öğrenmeye ve kendimi keşfetmeye çalıştım.
Bilime karşı özellikle küçük yaşlardan beri büyük bir merakım var. Beni en çok etkileyen alanlardan biri fizik; özellikle kuantum fiziği, görelilik, kozmoloji ve evrenin nasıl çalıştığı üzerine düşünmeyi seviyorum. Bir gün teorik fizikçi olmak, evren hakkında kendi fikirlerimi ve teorilerimi geliştirmek istiyorum. Bazen kafamın içinde saatlerce bir düşünceyi çevirip duruyorum. “Ya gerçekten böyleyse?” sorusu benim için çoğu zaman yeni bir araştırmanın başlangıcı oluyor.
Einstein gibi bilim insanlarının hayatları beni çok etkiliyor. Sadece onların buldukları şeyler değil, dünyaya bakış biçimleri de ilgimi çekiyor. Bir gün benim de bilime gerçekten bir şey katabilmem, insanların üzerinde düşüneceği fikirler ortaya koyabilmem en büyük hayallerimden biri. Bunun için matematiğimi geliştirmem gerektiğini biliyorum. Matematik konusunda zaman zaman zorlanıyorum; hatta bazen en basit işlemleri bile aklımdan yapmak yerine parmaklarımla sayıyorum. Ama yine de bırakmak istemiyorum. Çünkü benim için başarısız olmak, hiçbir zaman denememekten daha kötü değil.
Bilimin yanında felsefeye, edebiyata ve sanata da ilgim var. Nietzsche ve Kafka gibi isimlerin düşünceleri üzerinde düşünmeyi seviyorum. Bazen bir kitabın tek bir cümlesi bile günlerce kafamda kalabiliyor. İnsan zihni, bilinç ve varoluş gibi konular da beni oldukça düşündürüyor. Bir yandan evrenin nasıl çalıştığını anlamaya çalışırken, diğer yandan insanın kendisini ve bilincini anlamaya çalışıyorum.
Müzik ve sanat da hayatımda önemli bir yere sahip. Keman çalmayı öğrenmeye çalışıyorum. Piyano da ilgimi çekiyor. Resim yapmayı, özellikle akrilik ve yağlı boyayla uğraşmayı seviyorum. Bazen bilimden uzaklaşıp sadece bir şeyler çizmek veya müzik dinlemek bile zihnimi toparlamama yardımcı oluyor.
İnsan ilişkileri konusunda ise oldukça duygusal biriyim. Her ne kadar dışarıdan sakin veya fazla düşünceli görünebilsem de içimde birçok şeyi oldukça yoğun yaşayabiliyorum. Sevdiğim insanlara gerçekten bağlanıyorum ve bazen duygularımı fazlasıyla sorguluyorum. “Acaba doğru mu yaptım?”, “Karşımdaki insanı kırdım mı?” gibi sorular zihnimde uzun süre dolaşabiliyor. Bu yüzden kendimi anlamaya çalışmak hayatımın önemli bir parçası.
Yabancı insanlarla konuşmayı ve farklı kültürleri tanımayı da seviyorum. İngilizcemi geliştirmeye çalışıyorum, Almanca öğreniyorum ve ileride Almanya veya İsviçre'de eğitim görmek istiyorum. Özellikle ETH Zürich, TUM ve Bochum gibi üniversiteler hakkında hayaller kuruyorum. Başka bir ülkede okuyup bilimsel çalışmalar yapmak, farklı insanlarla tanışmak ve kendi dünyamı genişletmek istiyorum.
Ama hayatım sadece hedeflerden ibaret değil. Zorlandığım dönemler de oldu. Bazen dersler, gelecek kaygısı, aileyle yaşanan problemler, ilişkiler ve kendi düşüncelerim üst üste geldiğinde kendimi oldukça kötü hissedebiliyorum. Bir dönem bilime, felsefeye ve okumaya karşı bile ilgimi kaybettiğim zamanlar oldu. Fakat kendimi yeniden toparlamaya çalışıyorum. Çünkü sanırım benim en belirgin özelliklerimden biri de bu: Ne kadar düşersem düşeyim, bir noktada tekrar ayağa kalkıp bir şeyler yapmak istiyorum.
Gelecekte nasıl biri olacağımı tam olarak bilmiyorum. Belki teorik fizikçi olacağım, belki başka bir bilim alanına yöneleceğim. Belki bugün kurduğum bazı teorilerin hiçbir anlamı çıkmayacak, belki de içlerinden biri gerçekten önemli bir fikrin başlangıcı olacak. Bunu bilmiyorum.
Ama bildiğim bir şey var: Ben sıradan bir hayat yaşamak istemiyorum. Öğrenmek, üretmek, keşfetmek ve arkamda bir iz bırakmak istiyorum. Evreni anlamaya çalışırken aslında kendimi de anlamaya çalışıyorum.
Belki de benim hikâyemin en güzel tarafı, henüz tamamlanmamış olması.
Çünkü ben hâlâ kendimi yazıyorum.