Sultan Alparslan’ın, 1071 yılındaki Malazgirt Savaşı'nda (tarihî kaynaklarda genellikle savaş meydanında veya sonrasındaki karargahta gerçekleştiği belirtilen) esir alınan Doğu Roma (Bizans) İmparatoru Romen Diyojen’e aşağılayıcı bir esir muamelesi yerine bir konuk/hükümdar gibi davranmasının arkasında hem stratejik, hem siyasi hem de İslami/ahlaki sebepler bulunmaktadır:
Siyasi ve Jeopolitik Vizyon: Sultan Alparslan, Romen Diyojen’i öldürmenin veya zindana atmanın Bizans İmparatorluğu'nu tamamen ortadan kaldırmayacağını, aksine taht için yeni mücadelelere ve başa geçecek yeni liderlerin İslam topraklarına karşı daha şiddetli saldırılar düzenlemesine yol açacağını biliyordu. Diyojen’i dostluk şartıyla serbest bırakarak Bizans'ı kendi içinde bir taht kavgalarına sürüklemeyi ve doğu sınırlarında kalıcı bir müttefik/bağımlı devlet kazanmayı amaçlıyordu.
Hükümdara Saygı (Alın yazısına ve makama hürmet): Türk-İslam devlet geleneklerinde ve eski bozkurt/töre anlayışında, savaşta bile olsa aynı makamı paylaşan hükümdarlara (hakanlara/sezarlara) karşı belirli bir saygı gösterilirdi. Alparslan, "düşman da olsa" taç giymiş bir imparatorun onurunu korumayı tercih etti.
Genişleyici Barış Anlaşması ve Vergi Bağlantısı: Yapılan müzakereler sonucunda Diyojen’e büyük bir maddi tazminat (vergi), yıllık haraç ve savaş durumunda Selçuklu ordusuna asker yardımı yapma şartları kabul ettirildi. Bu sayede Bizans askeri olarak etkisiz hale getirilirken ekonomik olarak da Selçuklu devletine bağlanmış olacaktı.
İslam Ahlakı ve Türk Misafirperverliği: Alparslan’ın dindar kişiliği ve İslamiyet’in esirlere adil, merhametli davranılmasını emreden prensipleri de bu tutumda büyük rol oynadı. Kaynaklara göre Alparslan huzuruna getirilen Diyojen'e kibar davranmış, onu onurlandırmış ve aralarında hükümdarlara yaraşır diyaloglar geçmiştir.
Not: Tarihî kayıtlarda Romen Diyojen doğrudan Malazgirt Ovası'ndaki savaşın hemen ardından Sultan Alparslan'ın huzuruna çıkarılmıştır. #1071