Meseleye farklı bir yaklaşım benimseyerek ele almanın işleri daha çok kolaylaştıracağını düşünüyorum. Dini bir bakış açısıyla ele alacaksak, eşcinsellik başlı başına bir günah havuzunda olup vakit geçtikçe o havuzun dolup taşmasıdır diyemeyiz.
Biyolojik yaklaşımı bir kenara bıraktığımızda ve yalnızca hisleri ele aldığımızda, kişinin hemcinsini sevmesi veya toplum normlarından ayrı bir yönelimde olması o kişiyi günaha sokmaz. Hikmet gereği, yalnızca eylemlerinden sorumlu tutulan insan, hukuka göre iyi düşünceye hasenat verilmesine karşın yanlış düşüncelerde bulunmasıyla ne dünyada ne de ahirette ceza alır.
Eğer fiziki şartları göz önüne alırsak, insanın bu dünyada bulunma amacı onun yine bu âlemde sınanması olacaktır. Her ne kadar bilinçli ve şuurlu bir canlı olsak da insanın hayvani özelliklerini içinde barındırması sebebiyle hormonal bir istek veya içsel bir dürtü sonucunda istemediğimiz şeyleri yapabilme eğiliminde oluyoruz. Zaten insanın sınanması da buradan geliyor. Örneğin, alkolün veya kumarın yoğun biçimde bulunduğu bir çevrede büyüyen bir insanın bunlarla karşılaşma ve bağımlılık geliştirme riski doğal olarak ortalama bireye göre daha fazla olacaktır. Dahası, şiddetin olduğu bir evde büyüyen bir çocuğun ilerleyen hayatında başka olaylarda şiddete başvurma ihtimali de yüksek olacaktır.
Fakat insanın belirli bir dürtüye veya davranışa yatkın olması, o dürtünün doğrultusunda hareket etmek zorunda olduğu anlamına gelmez. Yukarıdaki örneklerde olduğu gibi, insanın içinde bulunan öfke, tembellik, açgözlülük veya yalan söyleme gibi eğilimler onu kötülüğe yöneltebilir; fakat kişinin bunlara rağmen kendi iradesiyle doğru olanı tercih etmesi onu dinen erdemli bir birey yapacaktır. Aynı şekilde, kişi kendi cinsel yöneliminin farklı olduğunu düşünüyor ve bu yönelim doğrultusunda hareket etme isteği duyuyorsa, burada da hissettiği dürtü ile gerçekleştirdiği eylemi birbirinden ayırmak gerekir. Kişinin bu dürtülerle başa çıkmakta zorlanması durumunda psikolojik yardım alması ve dinen sakıncalı kabul edilen eylemlerden kaçınmak için çaba göstermesi, onun imtihanında başarılı olmasına kapı aralayacaktır.
Diğer bir yandan, eşcinsellikte doğumundan itibaren çift cinsiyetli doğmuş veya hormon düzeyleri düzensiz olan bireylerde farklı düşünceler ve farklı dürtüler ortaya çıkabiliyor. Bu konuda Ehl-i Kitap'ta farklı yaklaşımlar var ama İslam'daki görüşü şöyle özetleyebiliriz: Bu gibi bireylerin toplumsal yapıyı bozmalarından ötürü onları rehabilite edip, kimi zaman ameliyatla, kimi zaman hormon takviyeleriyle topluma geri kazandırmaya çalışılıyor.
Yapının bozulmasında çok farklı sosyolojik sebepler var ama kısaca şu söylenebilir: Aile kurumunun bozulması neticesinde hastalıklı yapının toplumu etkilememesi için onları yok saymaksızın durumu düzeltmeye çalışmak.
Günümüzde, oldukça farklı çeşit eşcinsel tanı veya tür olduğu söyleniyor. Açıkçası bu durumun tamamen tespit edilip hepsinin kendi içerisindeki sorun ayrı ayrı halledilmeli toptan bir hüküm bu dinde asla verilemez hatta kişilerin ve toplumların o anki yapısına göre değişkenlik gösterebilir.
Özetle, eşcinsellik başlı başına asla kişiyi günaha sokan bir olgu değildir. Fakat İslam'ın kötü olarak sınıflandırdığı eylemler yapılırsa bu olgu kişiyi günaha ancak o zaman sokabilir. Hem fizyolojik hem de manevi anlamda aile kurabilmek ve toplumu sürdürülebilir kılmak için etkisinin asgari seviyede tutulması -bitirilmesi değil- gerekmektedir.