Büyük oranda Mezozoik denizlerde görülen, balık ve domuzbalığı benzeri, soyu tükenmiş bir deniz canlısı.
/evrimagaci.org/public/uploads/images/Sozluk Gorselleri/Ichthyosaur_.jpg)
Dış ortamda meydana gelen değişiklikler karşısında iç koşullarında dengeyi sürdürme amacıyla biyolojik sistemlerin yararlandıkları bir çeşit kendi kendini düzenleme mekanizmasıdır. Canlı bir organizmanın iç ortamının, belli sınırlar arasında değişmeksizin kaldığını ilk fark eden, 19. yüzyıl Fransız fizyoloğu Claude Bernard'dır. Genelde homeostasi, iki çeşit düzenleme sisteminden yararlanır: Aç kapa denetimi ve Geribesleme denetimi.
Safkanlardaki yaşayabilirliğin ve üreme potansiyelinin kaybolması. Akraba evliliklerinin uzun süre devam etmesi ya da küçük bir popülasyonda görülebilir.
Yaptıkları hormonları doğrudan doğruya kan akımına veren kanalsız salgı bezleridir. Bunlar, vücut işlevlerinin gelişimini, mineral dengesini ve metabolizmayı etkileyen bir çok hormon salgılar. Hipofiz, tiroid, paratiroid bezleri, böbreküstü bezleri ve pankreasın, erbezlerinin, yumurtalığın belli bölümleri bu çeşit bez tanımına girer.
/old/content_media/1be893a246953b3e2e5f74e6f808d880.jpg)
İçebakış, öznenin kendi içsel süreçlerini algılaması anlamına gelen bilinçli bir etkinliği ifade etmektedir. Özellikle içselci yaklaşımlar için önemli bir rol oynayan içebakış, özenin kendini gözlemlemesi, çıkarımlarda bulunması, kendini algılaması, arzularını ve düşüncelerini fark etmesi ve kendi içine eğilmesi anlamına gelmektedir. Bu kavram içselcilik açısından önemlidir çünkü öznenin kendi içsel süreçlerine erişebilmesi ve bunları farkında olup bilgiyi oluşturması, zihnin bir yetisi olan içebakışın çalışmasıyla olanaklı olmaktadır. Örneğin Audi bunu, hem dış dünyadan hem de kendi iç dünyamızdan aldığımız verilerimizi anlatmak için kullandığımız zihin yetisi olarak tanımlamaktadır. Öznenin içsel algısının temsili olan içebakış, zihin durumlarını analiz ederek çıkarımsal olmayan bilgilere erişmemizi sağlamaktadır. Başka bir deyişle içebakış, zihinsel ya da içsel durumlarımızı doğrudan deneyimlememizin olanağıdır. Bu bağlamda içebakış, bilinçli ve öznenin etkin olduğu bir yetiyi ifade etmektedir. Geleneksel şekilde ifade etmek gerekirse kişinin kendi içine eğilmesi ve derin düşüncelere dalması olarak açıklayabiliriz. Bunun yanında içebakış; algı ve bellek arasındaki bütünlüğü sağlayan zihinsel yeti konumundadır.
Audi’nin kullandığı bir kavram olarak içebakışsal bilinçlilik, farkında olmadan algıladığımız şeylerin bir süre sonra bilincine varılması anlamına gelmektedir. Örneğin bir kimsenin, t anında x nesnesini algıladığını ancak ne algısının açık olduğunu ne de algıladığı şeyin x nesnesi olduğunu farkında olmadığını düşünelim. Daha sonra aynı kimse, t anında algıladığı şeyleri yeniden çağırması ve hatırlamasıyla birlikte algıladığı şeylerin bilincine varmış olur. Artık bilinç, içebakış için zorunlu bir araç haline gelmiştir. Başka bir ifadeyle epistemik özne, farkında olmadan algıladığı şeyleri hatırladığı zaman, algısına konu olan şeyler hakkında bilinçli bir özne haline gelmiş olmaktadır. Bu bilinçlilik, öznenin kendi içsel süreçlerinin denetimini yapması ve belleğini kontrol etmesi nedeniyle içebakışla ilgilidir. Dolayısıyla bu durum, içebakışsal bilinçlilik olarak adlandırılmaktadır.
İlk kez 1980 yılında BonJour ve Goldman tarafından kullanıldığı bilinen içselcilik (internalism) ve dışsalcılık (externalism) kavramları, çağdaş epistemolojide iki farklı yaklaşımı temsil eder. İçselciler, gerekçelendirmeyi zihne ait içsel durum ve özellikler ile ele almayı tercih eder. İçselciler için problemin çözümü gerekçelendirmedeki teminat şartının bilişsel olarak doğru inanca sahip kişinin zihninde (yani o kişiye 'içsel' koşullarda) hazır olarak bulunmasında yatar. Diğer bir deyişle, doğru inançların gerekçelendirilmesi, kişinin bu gerekçelendirme sürecinin farkında olması ve inançların kişiye erişilebilir olması ile mümkündür. İçselciliğin yaygın olarak kabul edilen iki biçimi vardır. Bunlardan ilki olan erişimcilik (İng: accessibilism), bir öznenin sahip olduğu inancın epistemik gerekçelendirmesini, öznenin zihnindeki bazı özel erişim türleri ile belirlenebileceğini iddia eder. Bir doğru inancı gerekçelendiren etkenlerin her an erişime ve muhakeme etmeye açık olması, öznenin bakış açısına içsel olan etkenlerin önemine vurgu yapar. BonJour, Audi ve Chisholm’un savunduğu bu yaklaşımda, bir şeyle ilgili tam deneyime sahipsek bilinç, içe bakış ve muhakeme ile bilgiye ulaşabiliriz; inanç ve algı deneyimlerimizin çoğuna muhakeme yeteneğini ile ulaşırız. Bu içselci yaklaşım şu türden iddialar ve kabullere sahiptir; gerekçelendirme bilgi için olmazsa olmaz bir koşuldur, doğru inancın bilgiye dönüşmesi için, öznenin inancın doğruluğuna dair iyi bir nedene sahip olması ve bu nedenin farkında olmalıdır, öznenin bir nedenin içsel olarak farkında olması aynı zamanda öznenin bu nedenine bilişsel anlamda erişimini gerektirir. Öyleyse öznenin bizzat doğru inancı ile neden arasındaki ilişkiye erişimi ve farkındalığının bulunması bu yaklaşım için merkezi bir önem taşımaktadır. Diğer yandan böylesi bir yaklaşım içselciliğin deontolojik statüsüne de dikkat çekmeyi gerektirir. Öznenin neye inanması gerektiği konusunda bir tür yol göstericilik rolünün söz konusu olması deontolojik yaklaşım asli özelliklerinden biridir. İçselcilik büyük oranda deontolojik bir biçimde özneye yol göstericilik rolü üstleniyormuş gibi görünüyor. O halde, öznenin p öncülü veya c önermesine inanması belirli türden bilişsel görev ve sorumluluklarını yerine getirmesine bağlıdır. Söz konusu epistemik ve bilişsel ödevler, sorumluluklar gerekçelendirmenin normatif boyutuna işaret eder. Diğer yandan bu konudaki tartışmalar daha sonra doğallaştırılmış epistemolojinin normatifliği yok saydığı yönündeki itirazlarla tekrar gündeme gelecektir.
Kendiliğinden ortaya çıkan veya bilinen bir nedeni olmayan herhangi bir durum veya hastalığa ait ya da bu hastalıkla ilgili; başka bir hastalığın sonucu olmayan bir durum veya hastalığa ait ya da bu hastalıkla ilgili.
Algı. Dış dünyanın uyarısı ile meydana gelen biyofizikokimyasal etkilerin zihinsel yorumudur.
Birbiriyle hiçbir benzerlik ve iki karşı cinsin soyları arasında homoloji göstermeyen, fungilerde görülen üreme biçimi.
İfade edilen bir genin birey üzerindeki etkisidir.
Balık yeme korkusu olarak bilinen, Yunanca'da "balık" anlamına gelen ἰχθῦς ("ichtus") ve "korku" anlamına gelen φόβος ("phobos") kelimelerinden oluşan bir terim.
İnsan gibi, ayakları üzerinde dik duran ve yürüyen, iki ayaklı postür.
Düalizm. Herhangi bir alanda birbirlerine indirgenemeyen iki başlangıç olduğunu savunan öğretilerin genel adıdır.
Erkek ve dişi üreme fonksiyonlarının ayrı bireylerde oluştuğu canlılardır. Genelde bitkilerin ayırt edilmesinde kullanılır.
Taksonomi biliminde, tür adlarının iki kelimeden oluşacak şekilde gösterilmesi. Carl Linnaeus tarafından geliştirilmiştir. İsimlendirmelerde ilk kelime cins adını ifade ederken, ikinci kelime ise epitet ismini ifade eder. İki kelimenin birleşimi tür adını verir. Örneğin, günümüzde nesli devam eden tek insan türü olan Homo sapiens için "Homo", cins ismi iken; "sapiens" ise epitet ismidir. "Homo sapiens" kullanımı ise türü temsil eder. İkili adlandırmaya akademik kaynaklarda ve çeşitli taksonomi yazılarında "binomial nomenklatür" de denmektedir.
Protein-Protein ve Protein-DNA etkileşimlerini açığa çıkarmak üzerine proteinlerin fiziksel etkileşimlerini kullanan moleküler biyoloji tekniğidir. Varyasyonları zamanla geliştirilse de ilk orijinal teknik Stanley Fields ve Ok-Kyu Sing tarafından 1989'da geliştirilmiştir. Sistem transkripsiyon faktörünün yukarı akış aktivasyon genine bağlanıp aşağı akış haberci genini aktive etmesini kullanır. Transkripsiyon faktörünün DNA’ya bağlanma bölgesi (DBD) yukarı akış aktivasyon sekansına bağlanır ve aktivasyon bölgesi (AD) transkripsiyonun aktivasyonundan sorumludur.
Y2H, Gal4 transkripsiyon faktörünü LacZ raportör genini aktive etmekte kullanılır. Ancak fiziksel olarak bağlandıktan sonra raportör geninin transkripsiyonunu başlatan 2 füzyon proteini: Gal4BD+ Yem ve Gal4AD + Av kullanılır. "Yem" ve "Av", etkileşimleri incelenen proteinleri simgeler. Sistem belirli besin (aminoasit veya nükleotid) sentezlerini yapamayan mutant maya (Saccharomyces cerevisiae) hücrelerini kullanır. Transformasyon sonrası iki füzyon proteinini ve eksik besinleri ekspres edebilen plazmidlere sahip olmayan mutant maya hücreleri ölürken sahip olanlar hayatta kalır. "Yem" proteiniyle "Av" proteini entegre olursa raportör geninin transkripsiyonu başlar. Raportör geninin transkripsiyon seviyesi "Yem" ile "Av" proteinlerinin etkileşim seviyesiyle doğru orantılıdır.
Bitki ve hayvanlar tarafından üretilen, ancak temel metabolik süreçlere dahil olmayan kimyasal bileşikler.
Proteinin ikincil yapısı, proteinin genel özelliklerini etkileyen ve tekrarlanan kıvrım veya katlanmalarla tanımlanır. Bu yapı seviyesi, polipeptit omurgasının katlanma yapısını tarif eder ve N-H ve C = O grupları arasındaki hidrojen bağlarıyla sağlamlık kazanır. Çeşitli ikincil yapı türleri keşfedilmiştir, ancak en yaygın olanı, alfa sarmal ve beta yaprak olarak bilinen düzenli yinelenen formlardır.
