Evrimsel süreç boyunca karmaşıklaşan insan beyni, yaklaşık 86 milyar nöron ve bunların arasında kurulan trilyonlarca sinaptik bağlantıyla bildiğimiz en karmaşık biyolojik yapılardan biri olarak karşımıza çıkar. Bu devasa ağın içindeki bilgi akışını, elektriksel aktivasyonları ve metabolik haritaları çözmek modern nörobilimin en büyük çalışma alanlarından biridir. Kafatasımız içinde gerçekleşen nörolojik faaliyetlerle ilişkili olan veya bu faaliyetlerden doğan düşüncelerimiz, duygularımız ve bilinçli deneyimlerimizi doğrudan okuyamasak da beyin dinamiklerini uzay-zaman çözünürlük ekseninde yani mekansal ve zamansal olarak incelememizi sağlayan nörogörüntüleme teknolojilerine başvurabiliriz. Bu yazımızda nörogörüntüleme teknolojilerinden fonksiyonel manyetik rezonans görüntüleme (fMRI), fonksiyonel yakın-kızılötesi spektroskopisi (fNIRS), pozitron emisyon tomografisi (PET), manyetoensefalografi (MEG) ve elektroensefalografi (EEG)’yi inceleyeceğiz.
Beyin aktivitelerini noninvaziv yöntemlerle gözlemlerken sık karşılaşılan temel kısıtlamalardan biri, zamansal ve mekansal çözünürlük arasındaki takastır. Beyindeki elektrik sinyalleri milisaniyeler gibi sürelerde akıp giderken bu aktivitenin ortaya çıkardığı metabolik ve hemodinamik değişimler saniyeler mertebesinde gerçekleşir.
Akondroplazi, orantısız kısa boyluluğun en yaygın nedenlerinden biri olarak bilinen, otozomal dominant geçişli bir iskelet displazisidir. Hastalık, özellikle uzun kemiklerin büyümesini etkileyen genetik bir bozukluk olup orantısız kısa boy ile karakterizedir. Akondroplaziye sahip bireylerde gövde görece normal uzunlukta kalırken kol ve bacak kemiklerinde belirgin kısalık görülür.
Hastalığın temelinde, fibroblast büyüme faktörü reseptörü 3 (FGFR3) geninde meydana gelen G380R mutasyonu yer almaktadır. Bu mutasyon, FGFR3 proteininin normalde kemik büyümesini düzenleyen negatif etkisini aşırı düzeyde artırır ve sonuç olarak kemik gelişimini baskılayıcı bir mekanizma ortaya çıkar.[1] Özellikle epifiz plakalarında bulunan kondrositlerin proliferasyonu ve farklılaşması bozulur. Bunun sonucunda endokondral ossifikasyon süreci sekteye uğrar ve uzun kemiklerin uzaması önemli ölçüde azalır.
Cilt görünümünün yaş, sağlık ve çekicilik algısında önemli bir rol oynadığını biliyoruz. Elbette cilt görünümü, cildin gerçek durumundan da etkileniyor. Ancak geçmişteki araştırmalar; cildin kaşlar, gözler ve dudaklar gibi bitişik yüzeylerden de etkilendiğini ortaya koymuştu.
Perception dergisinde yayımlanan yeni bir makale, bu etkinin yüz cildi ile yüzü çevreleyen yüzeyler arasındaki zıtlığa uzanıp uzanmadığını incelemeyi amaçladı. İlk deneyde yüzler, ciltle yüksek veya düşük zıtlığa sahip bir arka plan rengi olan bir ovalla çevrelendi.
Bir internet sitesinde gezerken beğendiğiniz bir ürünü düşünün. Bir ilanda sadece "129 TL" yazıyor, bir diğerinde ise "400 TL" yazısının üzeri çizilmiş ve yanında "129 TL" var. Hangisini almayı tercih etme olasılığınız daha yüksek?
İki ürünün fiyatı aynı. Ama çoğu insan ikincisini daha cazip bulur. Çünkü ikinci fiyatın yanında bir referans değeri vardır. Davranışsal ekonomide bu referans noktasına çıpa (İng: "anchor"), ondan kaynaklanan yargı sapmasına ise çıpa etkisi (İng: "anchoring effect") denir.[1]
Beynimiz içerisindeki yaklaşık 86 milyar nöronun eş zamanlı ve karmaşık etkileşimlerini dışarıdan, saçlı deri üzerinden dinlememizi sağlayan en temel ve köklü araçlardan biri elektroensefalografi (EEG) yöntemidir. Hans Berger’in 1920’lerde insan kafatasından ilk elektrik sinyallerini kaydetmesinden bu yana EEG, bilişsel sinirbilimin en vazgeçilmez pencerelerinden biri olmuştur. Peki kafamıza yerleştirilen elektrotlar aslında neyi ölçer? Ham bir beyin dalgasından anlamlı bir spektral analize uzanan süreç nasıl işler? Bu yazımızda, EEG’nin biyofiziksel temelinden başlayarak spontane aktiviteye ve beyin osilasyonlarına uzanan yolculuğu adım adım inceleyeceğiz.
EEG’nin neyi ölçtüğünü tam olarak anlamak için mikro ölçeğe yani nöronal düzeye inmemiz gerekir. Saçlı deriye yerleştirilen bir elektrot, tek bir nöronun ateşlenme potansiyelini bağımsız olarak tespit edemez. Aksiyon potansiyelleri milisaniyeler ölçeğinde gerçekleşen, kısa süreli ve oldukça lokal elektriksel olaylardır. Bu nedenle oluşturdukları yüksek frekanslı elektriksel alanlar uzaklıkla hızla zayıflar ve farklı nöronlardan gelen sinyaller büyük ölçüde birbirini götürdüğü için saçlı deri üzerinden tek tek ayırt edilemez. Bunun yerine EEG, özellikle benzer doğrultuda dizilmiş kortikal piramidal hücrelerde oluşan postsinaptik ve diğer transmembran akımların uzaysal ve zamansal toplamından kaynaklanan elektriksel potansiyel değişimlerini kaydeder. Beyin korteksinin çeşitli katmanlarında yer alan piramidal hücreler, kortikal yüzeye yaklaşık dik yönde uzanan apikal dendritlere sahiptir. Çok sayıda piramidal hücrenin benzer doğrultuda düzenlenmesi, oluşturdukları elektriksel alanların birbirini güçlendirmesine olanak tanır.
/content/1f42cd43-8b68-4375-99f0-ed8e4bd85d15.jpeg)
/content/c07896e3-a762-467a-b074-3b98ceba7405.jpeg)
/content/21a40e6d-739a-42e7-bf40-bac1ce0ada2a.jpeg)
/content/33f28de4-04cc-4c08-8413-5199ca653d01.png)
/content/ef6917c1-2bdd-41bb-82e0-6103de00f4f6.jpeg)