Lovelock, sıcaklığın düzenlenmesi için biyosferin kasti eyleminin gerekli olmadığını eleştirmenlerine ispatlamak için Daisyworld modelini geliştirdi; bunun yerine doğal seçilimin işlemesinin sıcaklık düzenleme görevini yerine getirmek için yeterli olduğunu söyledi.
Dünya, henüz matematiksel olarak modellenemeyecek kadar karmaşık bir sistem olmasına rağmen, bu karmaşıklıktan arındırılmış ve sadece temel ilişkiler ve karakteristiklerin korunduğu bir modelleme yapabiliriz. Dünya üzerinde hayatın, iklimi nasıl etkilediğini detaylı bir şekilde göstermese de iklimi etkileyip etkilemeyeceğini görmemize yardımcı olabilir. Daisyworld de böyle bir modeldir.
Daisyworld modelinde hayat sadece iki farklı renkteki papatyaya indirgenmiştir ve papatyaların büyümesine etkide bulunan tek faktör sıcaklıktır. Sıcaklık ise, papatyalar tarafından emilen radyasyona göre belirlenir. Karanlık yüzeylerin güneş altında açık renkli yüzeylere göre daha çok ısındığını biliyoruz. Aynı şekilde siyah papatyalar güneş ışığını beyaz papatyalara göre daha az yansıtır.
Daisyworld'ün ortalama sıcaklığı gezegenin gölge sıcaklığına göre belirlenir (albedo). Eğer yüzey karanlıksa (düşük abedo) güneşten daha çok ısı emer, ve eğer aydınlıksa (yüksek abedo) daha az ısı emer ve serin kalır. Güneşin görece serin olduğu erken bir Daisyworl düşünelim. Ekvator bölgeleri papatyaların büyümesi için gerekli olan minumum sıcaklık olan 5 dereceden biraz daha sıcaktı. İlk çıkan papatyalar hem siyah hem de beyazdı, fakat siyahın fazla olduğu bölgelerde sıcaklık arttı, beyazın fazla olduğu bölgelerde ise azaldı. Sonuç olarak, siyah papatyalar daha çok tohum yaparak yayılırken, beyaz papatyalar öldüler ve daha az tohum yapabildiler. Gelecek yıllar gezegen daha çok siyah papatyalar görmeye ve sıcaklığın artmasına sebep oldu (Burada gördüğümüz pozitif geribildirim). Yüzey sıcaklığı olumlu papatya büyüme sıcaklığını aştığında papatyaların büyümesi, daha az tohum üretimi yüzünden yavaşlayacaktır (negatif geribildirim). Artan sıcaklıklar ile beyaz papatyaların sayısı artacaktır; çünkü siyah papatyalar için çok sıcak olduğu zamanlar beyaz papatyalar serin kalabilirler. Zaman içerisinde artan güneş enerjisi verimi ile papatyaların oranı beyaza doğru kayacak ve en sonunda artan sıcaklık ile baş edemeyip bütün papatyalar ölecektir.
Daisyworld gerçek dünyanın basitleştirilmiş halidir. Bununla birlikte genel ilgi odağını, iklim ve dünyadaki hayat arasındaki geri besleme döngüsü, korur. Daisyworld çok basit bir model olmasına rağmen, gezegenlerin homeostazını sağlamak için türler, öngörü ve planlama arasındaki iletişimin evrimleştirilmesine gerek olmadığını gösterir. Sıcaklık regülasyonu, organizmalar ve çevreleri arasındaki etkileşimin doğal sonucudur. Model daha çok papatya çeşitiyle (SIM-Earth sürümünde) çalıştırılabilir, ancak temelde hiçbir şey değişmez. Otobur ve etobur gibi başka komplikasyonların ortaya çıkması, sistemin yeni homeostatik seviyelerde ayarlanmasına neden olur, ancak sistemin kendi kendini düzenleyen gücünü azaltmaz. Temel olarak, bilinen tüm türleri ve bunların birbiriyle olan ilişkilerini, çevresel değişkenler için denklemler ve değişkenlerle birlikte tanıttığımız bir model düşünebiliriz ve gerçek bir Dünya simülasyonuna sahip oluruz. Fakat bu değişkenlerin çoğunu gerekli detayda bilemediğimiz için böyle bir model, on yıllar hatta yüzyıllar uzaktadır. Ancak Daisyworld deneyi, bu daha karmaşık sistemin de benzer bir istikrar göstermesi gerektiğini göstermektedir.
Dolayısıyla, dünya üzerindeki yaşam, özellikle buzul çağları, büyük göktaşları etkileri, okyanusal dolaşım krizleri gibi büyük düzensizlikleri de geride bıraktığını düşünürsek ve bu gezegende yaklaşık 4 milyar yıl süreyle kesintisiz olarak varolduğunu düşünürsek çok kararlıdır. Sistemin büyük rahatsızlıkları, dünya tarihinde kitlesel yok oluşlara neden olmuş, pek çok tür sonsuza kadar ortadan kaybolmuştur, ancak hayat hiçbir zaman ciddi tehlikede değildir. Daisyworld, ekolojik dengedeki değişikliklere, çeşitli türler ve çevresel parametreler için yeni homeostatik denge kurarak yanıt verir.
Kırmızı kan hücreleri yapımı, akyuvar yapımı, kırmızı hücrelerin yapımı, kan deposu ve hastalıklarda kullanılan, karnın sol tarafında, mide ile diyafram arasında bulunan, süngerimsi yapıda, damarsal lenfoid organ.

Enerjinin, titreşim yoluyla taşınması hareketi. Mekanik ve elektromanyetik dalgalar olarak ikiye ayrılır. Ses veya deprem dalgaları gibi mekanik dalgalar yayılabilmek için maddesel bir ortama ihtiyaç duyarlar. Fakat radyo dalgaları gibi elektromanyetik dalgalar maddesel ortama ihtiyaç duymaksızın boşlukta yayılabilirler. Bir saniyede bir noktadan geçen dalganın uzunluğu o dalganın frekansıdır. Frekansın birimi hertz (Hz)'dir. Frekans ff ile gösterilir. Bir dalga bir noktadan bir saniyede bir defa geçiyor ise o dalganın frekansı 1 Hz'dir. Yani hertz 1/saniyeye eşittir.
Dalgaların en üst noktasına tepe noktası, en alt noktasına ise çukur noktası adı verilir. İki tepe veya iki çukur bölgesi arasındaki mesafeye dalga boyu denir ve lamda λ\lambda ile gösterilir. Bir dalga boyunun bir noktadan geçmesi için gereken sürenin uzunluğu periyot olarak adlandırılır ve "T" ile gösterilir. Frekans ile periyot arasında ters orantı vardır. Frekans artarsa, periyot azalır. Frekans ile periyot arasındaki ilişki şu şekilde ifade edilir:
T=1fT = \dfrac{1}{f}
Dalganın ilerleme hızı ise şu şekilde hesaplanır:
v=f⋅λv = f\cdot\lambda
Bir popülasyondaki genler, en uçtan diğer en uçtaki genleri seçer. Bu durumda popülasyondaki ortalama özellikteki genler silinir. Örneğin; bir böcek popülasyonunda iki farklı ağaç türü varsa, açık renkli böcekler açık renkli ağaçlarda, kapalı renkli böcekler ise kapalı renkli ağaçlarda yaşar. Ortalama renkli, yani açık ve kapalı renk arasındaki böcekler, zamanla popülasyondan silinir. Bu sayede en açık ve en kapalı renkteki böcekler seçilir ve evrim o yönde ilerler.
Moleküler kütle birimi olup, bir birimi bir karbon-12 elementinin kütlesinin on ikide biri olan 1.66053892173×10−27 kg kütleye eşittir.
Günümüzden 65.500.000 ile 61.700.000 yıl öncesi arasını kapsayan jeolojik zaman dilimidir.
Kısa süreli olan ancak popülasyonun büyük bir kısmını etkileyen, popülasyon bireylerinin hızlı bir şekilde sayıca azalmalarıdır. Sonrasında, bireylerin sayısı artar veya popülasyon yok olur.
Bir bireyin gelecek nesillere yapabildiği genetik katkının boyutudur. Bir türün bir bireyinin evrimsel süreçteki başarısını gösterir.
Davranışları inceleyen psikoloji dalıdır. Amerikan psikologu John Watson (1878-1958), pozitivizm ve pragmatizmi psikolojiye uygulayarak, psikolojinin bir davranışlar bilimi (etoloji dalı) olduğunu ileri sürmüştür. Pozitivist ve pragmatist görüşe uygun olarak nesnel bir psikoloji elde etmek istiyorsak, içsel değerler olan duyguları ve düşünceleri değil, dışsal değerler olan davranışları incelemeliyiz. Davranışçılık, aklı, bilinci, duyuyu ve soyaçekimi yadsımakta ve sadece olgucu bir alanda gözlemler yapmakla yetinmektedir.
Kelimenin anlamıyla, 'yeni gelen', kalıtılanın aksine.
Defibrilasyon, ventriküler fibrilasyon (V-fib) ve kalp atımı alınamayan ventriküler taşikardi (V-tach) gibi hayatı tehlikeye atabilecek kalp ritim bozukluklarında kullanılan, kalbe elektrik şoku vermeye dayanan bir tedavi yöntemidir.
Şekil bozukluğu.
Gettier’in ‘Gerekçelendirilmiş İnanç Bilgi Midir?’ adlı makalesinden sonra çağdaş epistemoloji, gerekçelendirme unsuruna odaklanmıştır. Bu makalesinde Gettier, geleneksel bilgi tanımında yer alan gerekçelendirme unsurunun, doğru inancın bilgi haline gelmesinde şans faktörünü dışarıda bırakamadığına yönelik eleştiriler yapmıştır. Bu da çağdaş epistemolojide gerekçelendirmenin doğasına yönelik sorgulamalara yol açmış ve Gettier sorunu olarak bilinen problemin üzerine yoğunlaşılmasına neden olmuştur. Degettierizasyon ise Gettier’in ortaya koyduğu problemin çözülmesi ve gerekçelendirme unsurunu sağlamlaştırma çabasını ifade etmektedir.
Metabolik süreçlerin bozulmasına neden olan vücutta su eksikliği durumudur. Vücuda alınan su, kaybedilen sudan az kaldığında dehidrasyon durumu ortaya çıkabilir.
Bozulma.
Bir organik bileşikten bir COOH (karboksil) grubunun ayrılması olayıdır.

Nöronların, başka bir nörondan gelen elektrokimyasal uyarıyı almakla görevli hücre uzantısı. Dallanarak ağaç gibi bir yapı kazanır. Genellikle aldığı uyarı nöron gövdesine taşınır ancak Tek-Kutuplu Nöronlarda (unipolar) dendritten alınan uyarı nöron gövdesini pas geçerek doğrudan aksona taşınır.
Dendritlerin üzerinde bulunan küçük çıkıntılardır. Bu dikenler, sinaptik bağlantılar aracılığıyla diğer sinir hücrelerinden gelen uyarıları yakalar. Dendritik dikenlerin varlığı, nöronların diğer sinir hücreleriyle etkileşim kurabilme ve sinirsel bilginin iletilmesi için önemli bir mekanizmadır.
Dendrokronoloji, odunsu ağaçlarda ve çalılarda ağaç halkalarının tarihlendirilmesi ve incelenmesiyle ilgilenen bilim dalıdır. Büyüme halkaları, kabuğa yakın bir hücre tabakası olan vasküler kambiyumun her yıl gerçekleştirdiği sekonder büyüme sonucu oluşur.