Alzheimer gibi beyin hastalıklarında mesele sadece işe yarayacak bir ilaç bulmak değil. İlacı bulsanız bile onu beyne ulaştırmak ayrı bir sorun, çünkü vücudumuz beyni korumak için kurduğu duvarı ilaçlara karşı da kullanıyor.
Kan-beyin bariyeri, kanda dolaşan maddelerin çoğunun beyin dokusuna geçmesini engelleyen bir koruma sistemi. Bu koruma beyin için hayati; ancak aynı sistem, ilaçların çoğunu da tanıyıp geri çeviriyor.
Bilim insanlarının üzerinde durduğu çözüm, ilacı nanoparçacıkların içine yerleştirmek. Nanometre, metrenin milyarda biri demek; tek bir saç telinin kalınlığı 80.000 ila 100.000 nanometre arasında. Bu ölçekte maddeler, gündelik hayatta alışık olduğumuzdan farklı fiziksel ve biyolojik özellikler gösterebiliyor. Doğru tasarlanmış bir parçacık, içindeki ilacı bariyerin öbür tarafına taşıyabilir. Üstelik ilaç doğrudan hedefe gittiğinde, yol boyunca sağlıklı dokulara zarar verme ve bağışıklık sisteminin ilacı hedefe varmadan durdurma ihtimali de azalıyor.
Bu fikir bilimkurgu değil. COVID-19'a karşı kullanılan mRNA aşıları da nanoteknolojinin başarılı bir uygulaması. Aynı yaklaşımla kemoterapi ilaçlarının tüm vücudu yıpratmak yerine sadece istenen bölgede etki göstermesi, belirli bölgelerde toplanan demir oksit nanoparçacıklarıyla da MR görüntülerinin daha net hale getirilmesi hedefleniyor.
Yine de altını çizelim: Nanoparçacıklarla beyne ilaç taşımak bugün rutin bir tedavi değil; 2050'ye kadar yaygınlaşması beklenen gelişmelerden biri. Kan damarlarımızda dolaşıp tümörlere müdahale eden nano-cerrahları yakın zamanda görmemiz de pek olası değil. Ama bu yolun başarıya ulaşması, Alzheimer gibi hastalıklarda en büyük engellerden birini aşmamız anlamına gelebilir.
✏️ Çeviren: Ferit Görür · Editör: Evrim Ağacı
14 görüntülenme