Aort diseksiyonunun en önemli risk faktörü yüksek tansiyon. Ama hastalık başladığında hekimleri asıl alarma geçiren şey, tansiyonun düşmesi. Bu çelişkinin cevabı, damarın içinde olup bitenlerde saklı.
Aort, kalbin sol karıncığından çıkan ve oksijenli kanı bütün vücuda dağıtan ana atardamar. Duvarı iç içe geçmiş üç katmandan oluşuyor. Sürekli yüksek basınca maruz kalan duvarın en iç katmanında bir yırtık açılınca kan bu yırtıktan içeri giriyor ve katmanların arasında kendine yeni bir kanal açıyor. Hastalar çoğu zaman aniden başlayan, çok şiddetli ve yırtılır tarzda bir göğüs ya da sırt ağrısıyla acile geliyor.
Böyle bir hastada tansiyon düşükse iki ihtimal akla geliyor. Ya katmanları ayrılmış damar tamamen yırtılıp patlamış ya da sızan kan kalbi saran zarın içine dolup kalbi sıkıştırıyor. Buna kardiyak tamponad deniyor. Yani bu hastalıkta düşük tansiyon bir rahatlama değil, en ağır komplikasyonların habercisi.
Zaman da kritik. Aortun kalpten çıkan ilk bölümünü tutan ve Stanford A denen tipte, tedavi edilmeyen hastalarda ölüm oranı ilk 24-48 saat boyunca her saat yaklaşık yüzde 1-2 artıyor. Kesin tedavi acil ameliyat: Hasarlı bölüm sentetik bir damar parçasıyla değiştiriliyor. Buna rağmen ameliyat edilenlerde bile ölüm oranı yüzde 15-30 civarında. Diğer tipte ise çoğu zaman ilaç tedavisi ve yakın takip, gerektiğinde damar içinden yerleştirilen bir stent tercih ediliyor.
Neyse ki hastalık nadir: Yılda milyonda 5-30 kişide görülüyor, çoğunlukla 40-70 yaş arasında ve erkeklerde daha sık. Yüksek tansiyonun yanında Marfan sendromu gibi bağ dokusu hastalıkları, sigara ve gebelik de riski artırıyor.
✏️ Ekleyen: Doğukan Özcan · Editör: Damla Şahin Uçar
0 görüntülenme