Eğitim sisteminin çöktüğüne dair manşetleri muhtemelen siz de sık sık görüyorsunuzdur. Ancak bilimsel verilere baktığımızda, kamuoyuna pompalanan bu karamsar tablonun gerçeği yansıtmadığını açıkça fark ediyoruz. Uluslararası PISA sonuçları, medyadaki felaket anlatısını bütünüyle boşa çıkarıyor.
Öğrenciler fen, okuma ve matematikte OECD ortalamasının belirgin biçimde üzerinde başarı gösteriyor. Fen bilimlerindeki 509 puanlık skor, 482 olan uluslararası ortalamanın fazlasıyla üzerinde. Üstelik gençler, dijital problem çözme becerilerinde de dünya standartlarını geride bırakıyor. Kısacası ortada sunulduğu gibi bir iflas tablosu bulunmuyor.
Okuma ve matematikteki kısmi puan kayıpları ise tek bir sisteme ya da ülkeye özgü değil. Son yirmi yılda OECD genelindeki öğrencilerin yaklaşık yüzde yirmisi benzer bir gerileme yaşadı. Ekran bağımlılığı ve değişen yaşam alışkanlıkları gibi ihtimaller üzerinde durulsa da henüz kesinleşmiş bilimsel açıklamalar mevcut değil. Yani yerel bir çöküşle değil, dünya çapında değişen öğrenme süreçleriyle karşı karşıyayız.
Benzer şekilde sınıfların kontrolsüz bir kargaşaya teslim olduğu iddiası da öğrencilerin öznel algılarına dayanıyor. Bilimsel çalışmalar, bir öğrenciye rahatsız edici gelen seslerin aslında son derece canlı ve üretken bir sınıf tartışmasının işareti olabileceğini gösteriyor. Dahası, öğrencilerin yüzde sekseni öğretmenlerinin kendilerine her zaman destek olduğunu ve yardım sunduğunu vurguluyor.
Verileri bağlamından koparıp felaket tellallığı yapmak, neyin aksadığını da neyin doğru işlediğini de anlamamızı zorlaştırır. Geleceği şekillendirirken sansasyona değil, kanıta dayalı bilimsel verilere güvenmek zorundayız.
Siz kendi öğrencilik deneyiminizde sessiz bir sınıfı mı yoksa etkileşimin ve tartışmanın yoğun olduğu bir ortamı mı daha verimli buluyordunuz?
0 görüntülenme