Bilim tarihine baktığımızda çok açık bir ders görürüz: Bilimsel bilgiye siyasi sınır çekmeye çalışan her girişim, eninde sonunda insanlığın aleyhine sonuçlanmıştır. Bugün ABD federal araştırma hibelerine yönelik hazırlanan yeni düzenleme taslağı, bu tarihi dersin ne kadar kolay unutulabildiğini bize bir kez daha gösteriyor.
Gelin masadaki taslağın bilim dünyası için ne anlama geldiğine yakından bakalım.
İlk olarak, liyakat zinciri kırılmak isteniyor. Bilim insanları bir hipotez kurup proje yazdıklarında bu projeler, konunun uzmanı olan bağımsız hakemlerin oluşturduğu akran değerlendirme kurullarınca incelenir. Yeni taslak ise siyasi atamalara bu uzman kurulların onayladığı projeleri veto etme hakkı veriyor. Yani deneyin, kanıtın ve rasyonel aklın yerini siyasetçinin keyfi kararı alıyor.
İkinci olarak, bilimin zamana yayılan doğası göz ardı ediliyor. Örneğin kanser biyolojisi veya sinirbilim gibi sahalardaki kritik atılımlar, üç beş ayda değil, yıllar süren kesintisiz fonlama sayesinde elde edilir. Bu taslak hayata geçerse, siyasi iktidar değiştiğinde yürüyen projeler önceliklere uymuyor denilerek yarıda kesilebilecek. Yarıda kalan bir bilimsel çalışma sadece bütçe kaybı değil; toplanmış verilerin, hücre hatlarının ve yılların emeğinin yok olması demektir.
Üçüncü olarak, bilimin evrensel ve paylaşımcı karakteri kısıtlanıyor. Taslak; araştırmacıların açık erişimli dergilerde yayın yapma bütçelerini kısarken uluslararası bilimsel iş birliklerine toptancı kısıtlamalar getiriyor. Oysa bilim izole odalarda değil, küresel diyalogla ilerler. Salgınların ve ekolojik yıkımların sınır tanımadığı bir dünyada araştırmacıları birbirinden koparmak akıl alır gibi değil.
Bizler bilimin ideolojilerin üstünde, nesnel gerçeklerin izinde kalması gerektiğine inanıyoruz. Laboratuvara siyaset sokulduğunda kaybeden taraf her zaman insanlığın ortak geleceği olur.
Sizce bilimsel araştırmaların bağımsızlığını garanti altına almak için nasıl bir mekanizmaya ihtiyacımız var?
0 görüntülenme