Akıllı telefonlarımızdan elektrikli araç bataryalarına kadar temiz enerji teknolojilerinin merkezinde yer alan kobalt, yer altındaki jeolojik birliktelikler sebebiyle beklenmedik bir küresel güvenlik ve sağlık sorununu beraberinde getiriyor.
Yeni yayımlanan jeokimyasal modellemeler, Kongo Demokratik Cumhuriyeti'nden çıkarılan ticari kobalt cevherlerinin içinde farkında olmadan binlerce ton doğal uranyumun ihraç edildiğini gösteriyor. Burada kasıtlı bir kaçakçılık faaliyeti bulunmuyor; söz konusu durum tamamen jeolojik bir rastlantıya dayanıyor. Uranyum ve kobalt, milyonlarca yıl önceki jeolojik evrelerde aynı cevher yataklarında birlikte çökelmiş minerallerden oluşuyor. Dahası, cevherin çıkarıldığı maden sahalarındaki kaba ayrıştırma aşamalarında her iki element benzer kimyasal tepkiler sergilediği için uranyumu kobalttan ayırmak son derece güç bir hal alıyor.
Veriler, 2000 ile 2024 yılları arasında kobalt sevkiyatlarıyla birlikte 2 bin ila 5 bin ton doğal uranyumun ihraç edilmiş olabileceğini ortaya koyuyor. Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı'na bu miktarın yalnızca yaklaşık yüzde onu bildirildiğinden, geriye kalan devasa hacim nükleer denetim mekanizmalarının tamamen dışında kalıyor. Bu miktar, 600 ila 1500 adet nükleer silah üretmeye yetecek bir hammaddeye eşdeğer.
Tablonun insan sağlığını ilgilendiren yönü de en az jeopolitik sonuçları kadar ağır. Madencilik atıklarında korumasız bırakılan uranyum, yağışlarla çevre toplulukların içme ve kullanma suyu kaynaklarına karışıyor. Bölgedeki madencilerin ve civar halkın kanında tespit edilen uranyum izleri, yeşil teknoloji üretimi sırasında ödenen ağır biyolojik ve insani bedeli gözler önüne seriyor.
Teknolojik atılımları sürdürürken, yerin derinliklerindeki elementlerin kimyasal doğasını ve tedarik zincirlerinin görünmeyen bedellerini bilimsel bir gözle değerlendirmek zorundayız.
5 görüntülenme