Öncelikle doğal seçilim mekanizması nasıl çalışır onu anlamamız gerekmekte. Doğal seçilim dediğimiz mekanizma, popülasyon içerisindeki çeşitlilik sayesinde ortama en uygun olan canlının neslini devam ettirebilme olayına verilen isimdir. (Tam olarak doğru açıklayamamış olabilirim ancak böyle daha anlaşılabilir olduğunu düşünüyorum) Örnekte verdiğiniz kamuflaj desenli balıklar seçilime çok güzel bir örnektir. Bu kamuflaj onların avcılardan saklanmalarına olanak sağlamaktadır. Şimdi size bunu güzel bir örnekle açıklayacağım.
Elimizde üç farklı renkte fare olsun. Bunlardan birincisi mavi, ikincisi kırmızı, üçünsüsü ise yeşil renkli olsun. Orman ortamında bu farelerin avcılardan saklanabilmesi için en uygun olan rengin yeşil olacağı konusunda hemfikiriz herhalde. Çünkü ormanda yeşil renge sahip olmak daha fazla kamuflaj imkanı sunmaktadır.
İlk olarak mavi renkli fareyi ele alalım. Elimizdeki mavi renkli fare diğer avcılar tarafından kolaylıkla farkedildi ve avlandı. Dolayısıyla kendisindeki mavi renkli olmasını sağlayan genleri de yavrularına aktaramamış oldu.
İkinci olarak kırmızı renkli fareyi ele alalım. Ancak kırmızı renkli farenin de kaderi mavi renkli fareden farklı olmayacak ve dolayısıyla kırmızı renkli olmasını sağlayan genleri yavrularına aktaramayacaktır.
Şimdi üçüncü olarak yeşil renkli fareyi ele alalım. Bu fare yeşil renkli olduğu için düşmanlarından daha kolay saklanacak ve daha iyi kamufle olacaktır. Bu kamuflajı sayesinde daha uzun süre hayatta kalacak ve yavrularına yeşil renkli olmasını sağlayan genlerini aktarabilecektir. Bunun sonucunda popülasyonda yeşil renge sahip olan farelerin sayısında artış meydana gelecektir.
Bu ve benzeri birçok örneği doğada görmekteyiz. Örnekleri kaynaklar bölümünde belirteceğim. Ancak bazı zamanlarda türün en uyumlu olanları yanlış zamanda yanlış yerde bulundukları için ölebiliyorlar. Ya da tam tersi, en uyumsuz olan birey doğru zamanda doğru yerde bulunduğu için hayatına devam edebliliyor. Buna genetik sürüklenme deniliyor. Bu konu ile ilgili makaleyi kaynaklar kısmında belirteceğim.
Çünkü eskiden var olmayan bu özelliklerin doğal seçilim ile evrimleştiğini biliyoruz.
Bunları bildiğimize göre, adaptif özelliklerin doğal seçilim ile açıklanmasından daha normal bir şey olamaz. Bunca veri, gözlem ve deneye rağmen bunun aksini iddia edenler, genelde cevabı aramaktan ziyade, kendi arzuladıkları cevabı dayanaksız bir şekilde kabul ettirmeye çalışanlar oluyor.
Hem "Böyle olmayanlar elenmiş" cevabı hiç de kaçamak bir cevap değil: Doğada, simülasyonlarda, laboratuvarda, fosillerde, genlerde, anatomide, fizyolojide, davranışlarda tekrar tekrar, direkt olarak gözlediğimiz şey bu. Belli bir şekilde söylenince kulağa fazla basit geliyor diye nasıl "kaçamak" olabilir? Buna "kaçamak cevap" diyorsanız, sözünü ettiğiniz, hiçbir şekilde gözlenmemiş alternatifler nasıl "kaçamak" olmuyor? Bu şekilde, tutarlı bir dünya görüşü ve evren izahatı inşa etmek mümkün değil.
Ayrıca genelde teleoloji ("teoloji" değil, "amaçlılık" anlamına gelen teleoloji) fikrinin neden hatalı olduğu da genelde yanlış anlaşılıyor: Amaçlılık açıklamasındaki (yani teleolojik izahtaki) problem, evrimleşen özelliklerin bir amacının olup olmaması falan değil. "Doğal seçilim" yerine "amaçlılık kuvveti" diye bir isim de koyabilirdik sonuçta...
Oradaki problem, "amaçlılık" açıklamasının şu ek iki varsayımdan biriyle (veya ikisiyle birden) gelmesi:
Bu varsayımların ilki, bizi asırlardır çözümsüz bir şekilde süregelen en tipik metafizik tartışmasına götürüyor: Tanrı var mı yok mu? Şu anda (özetle) pozisyonlar şunlar:
Sözünü ettiğim ikinci varsayım olan teleolojiyse, başka cevaplarda söz edildiği gibi (Tanrı'nın varlığından bağımsız olarak), kuantum mekaniği falan gibi daha derin sebeplerle belki olabilirdi. Mesela süperdeterminizm gibi yorumlar bu tür şeylere biraz kapı aralıyor; hani "Belki de şeylerin neye evrimleşmek zorunda olduğu Büyük Patlama anından itibaren bellidir." falan gibi senaryolar kurulabilir. Gerçi bu tür bir süperdeterminizmin "amaç" olduğunu söylemek de zor, çünkü süperdeterminizm; alternatifsiz, domino etkisiyle belirlenen, bilinçsiz bir gelecek öngörüyor. "Amaç" dediğimizdeyse o şeyin o şekilde olmasının bir "sebebi", mesela "tasarlanmışlığı" veya "yüce bir amaca hizmet etmesi" gibi, bizi genelde yukarıda sözünü ettiğim ilk varsayıma götüren faktörler de giriyor (zaten "amaç" sözcüğünün anlam-yüklü bir sözcük olması ve bu tartışmaları çıkmaza sokması da bundan). Ancak ne olursa olsun, hâlihazırda süperdeterminizm gibi yorumların doğru olduğunu gösteren ve/veya varsayılması hâlinde süperdeterminizmin alternatif hipoteze avantaj sağladığını gösteren hiçbir veri yok. Veri ve fayda yoksa, (felsefi kurcalamalar ve düşünsel eğlence haricinde) ciddiye almak için bir gerekçe de yok.
Bu varsayımların geçerliliği konusunda sabaha kadar kavgaya tutuşabilirsiniz; ancak her ikisi de hakkında hiçbir nesnel veri olmayan konular olduğu için, sonuca varamayacağınız neredeyse garanti edebilirim.
Ama yine de şunu da söyleyeyim: Sadece doğal seçilimi değil, var olan tüm doğa yasalarını süpergüçlerin kudretine bağlayabilirsiniz, bunda temelde bir sorun yok. Hatta bu, bugüne kadar hep yapıldı (Newton veya Mendel gibi bilim öncülerinin yaratıcıya bol bol atıf yaptığını duymuşsunuzdur). Sanki yokmuş gibi pazarlansa da, Evrenle ilgili tüm bilimsel bulguları şahsi inançları ve tanrıları merceğinden yorumlayan çok kişi var. Ancak bilim tarihi boyunca yapılan denemelerde, bu ekstra varsayımların hiçbir işe yaramadığı görüldü ve başarısız bir yöntem olduğu için, bilimin evrimi içinde, kendiliğinden yavaş yavaş elendi ve nihayetinde büyük oranda terk edildi. Bu konuyla ilgili olarak şuradaki cevabım ekstradan bilgiler ve alternatif yorumların sebep olduğu problemlere örnekler içeriyor, faydalı olabilir.