Evet. Hatta hayvan psikopatalojisi adında sırf bu konuyla ilgilenen bir dal vardır. Hayvanlarda depresyon, PTSD, anksiyete bozuklukları, bağımlılık, OKB gibi bir çok psikolojik sorun gözlemlenmiştir. Özellikle laboratuvar hayvanları ve evcil hayvanlarda doğal ortamlar insanlar tarafından değiştirildiği için bu durumlar çok sık gözlemlenir fakat vahşi yaşamda da bu durumlar gözlemlenmiştir. Bu canlılar bu problemleri insanlardan bile daha ağır yaşayabilir, fiziksel olarak zayıf düşebilir ve hatta ölebilirler. Stresin hayvanları aynı insanlar gibi epigenetik olarak etkiler. Son zamanlardaki etik kaygılar laboratatuvar hayvanlarının fiziksel olduğu kadar psikolojik sağlığını da korumaya yönelik yeni düzenlemelere gitme konusunda önemli adımlara sebep olmuş ve muhtemelen sebep olmaya devam edecektir. Bununla birlikte hayvan davranışı araştırmalarında hala büyük boşluklar var ve bu alandaki bilgilerimiz hala daha yeterli düzeyde değiller.
Merhabalar. Ünlü araştırmacı yazar Joyce Poole'un "Hayvanlar duygulardan yoksun, adeta mekanik robotlarsa insanların duyguları nereden geliyor?" sorusu ben hep etkilemiştir. Durum gerçekte de böyledir. Evet, hayvanlar da; yani bizim dışımızdaki hayvanlar da duygudurumuna bağlı olarak depresif olabilirler. Hatta bu duygudurumlarını bizden daha kuvvetli yaşayabilirler. Şunu anlamak gerekiyor, zeka ile duygudurumu arasında doğrudan bir korelasyon yoktur. Sadece olan şu, daha karmaşık sinir ağına sahip olan canlılar herhangi bir uyaran karşısında daha komplike bir mekanizma geliştirebiliyorlar. Yani bu abartılan "insan" türü gerçekten de o kadar da abartıya layık değildir. Hayvanlar ile aramızda temelde çok bir farkımız yok. Eskiden gittiğim bir evrim konferansından şunu duymuş ve hep buna inanmıştım : "Diğer hayvanlar ile aramızda temelde iki fark vardır: merak ve empati." Ancak son yaptığım okumalarım sayesinde hayvanların da empati duygusu geliştirebildiklerini hayretle karşıladım. Benim için artık doğru olan, bizleri özellik olarak diğer türlerden ayıran şeyin sadece ve sadece merak olduğu gerçeğidir. Yani burada diyebilirsinz, "Ee, Aristoteles demiş, insan düşünen bir hayvan. Yine Platon demiş, insan geleceğini düşünen bir hayvan??" Onlar demiş de; Platon bunu derken tilkilerin gelecek seneye bırakmak üzere besin depo ettiklerini biliyor muydu? Ya da Aristoteles bunu derken, İguanaların dış ortama çıkmadan önce havayı kontrol edip dışarısı soğuksa sıcak yuvasına geri döndüğünü de biliyor muydu? soruları cevaplandırmaya değerdir bu noktada. Yine devam edelim, Joyce Poole'un sorusundan devam edeceğim. Evet, bir yakınımız vefat edince taziye vermemiz de maymun atalarımızın bir ritüelinden ileri gelir. Yine bilimsel çalışmalarda feda edilen ünlü Pablo isimli şempanzenin hikayesine kulak verelim mi? Verelim, verelim: Pablo bilimsel çalışmalarda çeşitli kimyasalların vücuduna enjekte edilmesiyle bağışıklık sisteminin yıllar sonra yenik düştüğü bir dostumuzdur. Pablo yaşamının son zamanlarında artık laboratuvardan çıkarılıp arkadaşlarının yanına gittiğinde şöyle tepkiler alıyor: arkadaşlarıyla ilk buluştuğunda arkadaşları önce onun şişmiş karnını ovalıyor. Yine arkadaşları, ölmek üzereyken gözleri kapanan Pablo'nun göz kapaklarını açmaya; vücudunu tımar etmeye, ve kollarını çekiştirmeye başlıyorlar. Öte yandan bağırmaya başlıyorlar.Pablo o anda ölünce arkadaşları bağırmayı bir anlığına kesiyorlar. Ve bu sessizlik uzun sürmüyor, bu sefer çığlık atmaya başlıyorlar. Bu sırada çelik telleri elleri kanayana dek kesmeye çalışıyorlar. Daha Lorenz'in Bir adam köpekle tanışır adlı kitabında geçen, köpek sahibi birinin bir arkadaşıyla konuşurken "Bugün dışarı çıkacağım belki köpeğimi de alırım" dediğinde köpeğinin hevesle kafasını kaldırıp dili dışarı sarkıtmasından; ve yine sahibi "Ancak hava yağmurlu galiba köpeğimi alacağımı sanmıyorum" dediğinde köpeğin kuyruğunu aşağı sarkıtmasından bahsetmedik detaylı olarak. Tüm bunlarda hayvanların da ne kadar kadirşînas olduklarını; ezcümle duygusal evrimin ne denli mihenk taşı olduklarını çok kere şahit olduk, oluyor ve olacağız. İleri okuma için Hayvanların duygusal dünyası isimli kitabı, yukarıda bahsettiğim kitabı ve kaynaklara bırakacağım birkaç makaleyi tavsiye ediyorum.
Hayvanlarda psikolojik sorunları esaret altındaki hayvanlarda gözlemleyebiliyoruz. Esaret altındaki hayvanlarda steryotipi, depresyon ve yüksek strese bağlı gelişen ülser tipi hastalıklar gelişebiliyor.
Serotonin mekanizması bozulan (herhangi bir anomali veya organ kaybıyla ilintili olabilir) hayvanlarda depresyon olduğu gözlenmiş.
Ayrıca deneysel olarak da yine örnekteki gibi serotonin mekanizmasına müdehale etmek gibi veya stres oluşturarak patopsikolojik belirtilerilerin oluştuğu gözlemlenebiliyor.
Companion animals olarak anılan kedi, köpek gibi hayvanlarda da psikolojik olgulara rastlanıyor. Özellikle istismar, taciz, kayıp, esaret gibi etmenlere bağlı olarak.
Insanlar ile hayvanlar arasındaki duygu çeşitliliği farkından da bahsetmekte fayda var. Tüm insanlar ve hayvanların ortak olarak deneyimleyebildiği 4 temel duygu var. Öfke, mutluluk, hiddet ve korku. Insanlarda ise sosyal yaşamın ve beyin korteksinin gelişmesine bağlı olarak çeşitlenen ikincil ve üçüncül duygular tanımlanıyor. Linkteki makalede de bunlara değinilmiş.
Diğer hayvanlar da bizler gibi duygudurumuna bağlı olarak farklı duygular içerisinde olabilirler. Hatta bu hislerini bizden daha kuvvetli de yaşayabilirler. Daha önce bu konuyla alakalı bir soru sorulmuş ve kaynaklarıyla birlikte cevaplanmıştı. Ben bilgi açığımı oradan kapatmıştım size de öneriyorum, linki buraya bırakıyorum. İyi okumalar!
Vardır.
Evcil dostlarımız, ister memeli olsun ya da olmasınlar, bizim gibi birçok akıl hastalığından ve ruhsal rahatsızlıktan muzdarip olabilirler. Evcil hayvanlar da bu tip durumlarda ilaç kullanabilir, terapi görebilir ve tıpkı bizim gibi iyileşirler.
TSSB ya da benzer bozukluklar, hayvanlar aleminde de sık sık görülebiliyor. Terk edilen kuşlar, özellikle papağanlar bu rahatsızlığın belirtilerin gösterirler. Papağanlarda bu sendrom, genellikle hızlı yürüme, bazı kalıpları tekrar tekrar söyleme ya da özledikleri kişinin ismini bağırma olarak kendini belli eder.
Farelerde yapılan birtakım testler, bu memelilerin de travma sonrası stres bozukluğu yaşadıklarında diğer sağlıklı türdeşlerine göre daha problematik davrandığını ortaya koymuştur.
Kedilerin kum kabı ya da belirli şeylere takıntılı olması OKB olarak değerlendirilebilir. Amerikan Doberman cinsi köpeklerin ise, %28'inde obsesif kompulsif bozukluk olduğu araştırmalar ile tespit edilmiştir.
Alzheimer hastalığı birçok evcil hayvanda, özellikle köpeklerde, kedilerde ve oldukça ileri yaştaki atlarda sık sık görülebilen bir durumdur. Bu rahatsızlığa sahip hayvanlar, çok iyi tanıdıkları ortamları ya da rutinleri tamamen unuturlar, amaçsızca dolaşmaya başlarlar, agresyon gösterebilir ya da kaybolabilirler. Ayrıca kontrolsüz su tüketimi ya da yemek yememe de bunama ya da Alzheimer başlangıcı belirtisi olabilir.
Uyku bozuklukları hem kediler hem de köpeklerde görülen sorunlardır. Nakolepsi (derin uykuya dalma), uyku apnesi ya da uykuda korku yaşama en sık örnekleridir demek mümkün.
Özellikle hayvanat bahçesinde tutulan hayvanlarda görülen depresyon, kendini farklı yollardan belli edebilir. Sık sık hastalanma, aşırı bitkinlik, hiçbir şey yapmama isteği, yemeğe karşı isteksizlik, takıntılı davranışlar, cinsel isteksizlik ve kendine zarar verme en sık görülen depresyon belirtilerdir.
Trikotilomani: Hayvanlarda bu genellikle 'kendini aşırı tımarlama' olarak ortaya çıkar ve çoğunlukla strese karşı verilmiş bir reaksiyondur. Çoğu memeli hayvan, ayrıca köpek ve kediler için, kendini yalama ve öz-bakım davranışları sakinleştirici bir hormon olan endorfin salgılar. Fakat bazı obsesif durumlarda hayvan kendini neredeyse tüysüz bırakacak kadar fazla temizlemeye, hatta kendi tüylerini yolmaya başlar.
Genellikle kedi ve köpeklerde görülse de, aşırı yeme bozukluğu tropik hayvanlar alemine kadar uzanabilir. Veterinerler bunun, özellikle kuş, sürüngen, kemirgen gibi küçük evcil hayvanlarda oldukça tehlikeli olduğunu söylüyor.
Çoğu köpek ya da kedi sahibi, evcil arkadaşlarının herhangi bir eşyaya zarar vermesi ile ilgili birçok trajikomik hikaye anlatabilir. Fakat pika sendromu aslında hayati tehlike arz eden bir durum haline gelebilmektedir. Evcil hayvanların yediği birtakım yabancı maddeler sindirim sisteminde ölümcül durumlara sebep olabilir. Sendrom genellikle yalnızlıktan kaynaklanan anksiyete, panik ya da can sıkkınlığına bağlı olduğu için, çözüm bulmak daha kolay olacaktır.