Zamanı doğrusal bir nehir olarak algılayan zihnimiz için "zamansızlık" kavramı zaten kendi içinde büyük bir paradoks barındırırken, bu boyuttan azade birden fazla varlığın veya olgunun var olup olamayacağı sorusu bizi doğrudan ontolojinin ve teorik fiziğin en karanlık sınırlarına fırlatır. Klasik teolojide ve Augustine’den Aquinas’a uzanan geleneksel felsefede, zamansızlık yalnızca tek bir "mutlak" ve aşkın varlığa atfedilir; çünkü zamanın dışındaki bir alanın bölünemez, değişemez ve dolayısıyla tekil olması gerektiği varsayılır. Ancak bakış açımızı kuantum kütleçekimi kuramlarına ve modern kozmolojiye çevirdiğimizde, bu tekillik illüzyonu sarsılmaya başlar. Wheeler-DeWitt denkleminde yani $H|\Psi\rangle=0$ ifadesinde zamanı temsil eden t parametresinin tamamen yok olması, evrenin temel ontolojisinin aslında kökten "zamansız" olduğunu ve zamanın sadece makro ölçekte ortaya çıkan (emergent) bir yanılsama olduğunu fısıldar.
Peki bu temel zamansızlık matrisinde birden fazla "zamansız varlık" barınabilir mi? Fizikçi Julian Barbour’un "Platonia" olarak adlandırdığı zamansız evren modelinde, var olan tek şey aslında her biri statik, değişmeyen ve zaman boyutundan bağımsız olan sonsuz sayıdaki üç boyutlu uzaysal konfigürasyondur, yani "An"lardır. Bu perspektife göre, bizim "zamanın akışı" olarak deneyimlediğimiz şey, bu sonsuz sayıdaki bağımsız ve zamansız geometrik konfigürasyonun zihnimiz tarafından ardışık bir sinema şeridi gibi birleştirilmesinden ibarettir. Dolayısıyla, ontolojik olarak temel düzeyde zaman var olmadığında, evreni oluşturan tüm bu statik konfigürasyonlar (veya blok evrenin kendisindeki her bir uzay-zaman dilimi) kendi başlarına bağımsız birer zamansız varlık haline gelir. Sonuç olarak, klasik metafiziğin aksine, modern fizik bize zamansız varlığın tekil değil, aksine evrenin dokusunu oluşturan sonsuz sayıdaki "donmuş anlar" şeklinde çoklu olabileceğini ve bizim o biricik zaman algımızın tam da bu zamansız çokluğun bir ürünü olduğunu gösterir.