Çünkü soyutsal ve kültürel unsurlara teknoloji geliştikçe tercih azalıyor ve insanlar somutsal kanıtlara daha çok ihtiyaç ve tercih duyuyor. Bilimin insanlara dogmalar yerine materyalist bir yaklaşım sergilemesi daha tatmin edici oluyor.[1]
Pedofili, yetişkin bir bireyin ergenlik öncesi bir bireye cinsel ilgi duymasıyla ilişkili psikolojik bir bozukluktur.
Freud'un psikoanalitik kuramına göre, pedofili fallik dönemde yaşanan bir fiksasyonla ilişkilidir. Kişi bu dönemi başarıyla atlatamaz ve anormal bir cinsel davranış örüntüsü geliştirir. Bu bireylerde süperego yeterince gelişmemiştir; dolayısıyla sosyal frenleme yoktur ve idin dediği olur.
[1]
Davranışsal kurama göre ise her şey öğrenilmiştir. Nötr uyarıcı (çocuk), koşulsuz uyarıcıyla (cinsel itki) eş zamanlı olarak koşullanır ve nötr uyarıcı koşullu uyarıcı hâline gelir. Koşullu uyarıcı her görüldüğünde koşullu tepki (cinsel uyarılma) meydana gelir. Bu noktadan sonra davranış öğrenilmiştir. Edimsel koşullama prensipleriyle davranış sabitlenir ve bir örüntü hâline gelir.
Benim işim daha çok mikroskop başında virüs mutasyonlarını izlemek, sekanslama cihazlarından çıkan o devasa veri yığınlarını halk sağlığı için anlamlı öykülere çevirmek. Yani cezaevi idaresi veya personel atama mevzuatı benim günlük mesaim değil. Ama yine de laboratuvar nöbetinden çıkmış bir tıp doktoru olarak şunu söyleyebilirim: Hacamatla veya "enerji frekanslarıyla" hastalıkların tedavi edilebileceğini zanneden kitlelerin hezeyanlarına katlanmaktansa, kanıta dayalı tıbbı o zorlu koşullara, demir parmaklıklar ardına taşıyacak meslektaşlara her zaman saygım var.
Cezaevlerinde sağlık hizmetleri, Adalet Bakanlığı Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürlüğü (CTE) ile Sağlık Bakanlığı koordinasyonuyla yürütülür. Sağlıkçı unvanınıza göre süreç değişir:
Adalet Bakanlığı kadrosuna sağlık personeli olarak girmek için genel olarak istenen temel şartlar şunlardır:
Bu şartları sağladığınızda, CTE'nin veya Kariyer Kapısı'nın resmi sitelerindeki ilanlara başvurup sözlü mülakat aşamasına geçersiniz. Cezaevi gibi kapalı ve kalabalık popülasyonlar, viral enfeksiyonların ve salgınların yayılması için en elverişli inkübatörlerdir. İçeride patlak veren bir solunum yolu enfeksiyonu veya temas kaynaklı bir salgınla mücadele etmek şakaya gelmez. Eğer o kapıdan içeri girecekseniz, kulaktan dolma hurafelere değil, sağlam bir bilimsel altyapıya, g��ncel tıbbi verilere ve çelik gibi sinirlere ihtiyacınız olacak.
Benim asıl uzmanlığım arazide toz yutmak, kayaların arasına sıkışmış milyonlarca yıllık fosilleri kazıp çıkarmak ve omurgalı evrimini incelemek. O yüzden insanlık tarihindeki inançların yazılı kökenleri veya teoloji gibi konular beni biraz aşıyor. Ama kendi penceremden, yani evrimsel tarih ve paleoantropoloji açısından duruma bildiğim kadarıyla bir bakayım.
Öncelikle evrimsel geçmişimize baktığımızda oruç aslında bir tercih değil, düpedüz zorunluluktu. Avcı-toplayıcı atalarımız her gün düzenli yemeğe ulaşamadığı için bazen günlerce a�� kalıyordu. Metabolizmamız da bu uzun açlık dönemleriyle başa çıkacak şekilde evrimleşti. Yani biyolojik olarak bedeni aç bırakmak bizim için yeni bir şey değil. Ancak bunu ibadet amaçlı bilinçli bir açlığa dönüştürmek çok daha sonra, insan kültürünün karmaşıklaşmasıyla ortaya çıktı.
Kurban meselesine gelirsek... Biz kazı yaparken yüz binlerce yıllık erken insan kamp alanlarında bolca yanmış, taş aletlerle sıyrılmış hayvan kemiği buluruz. Ama o atalarımız bir hayvanı sadece karınlarını doyurmak için mi kesti, yoksa ateşe atarken doğaüstü bir güce adak mı adadı? Bunu sadece kemiklere bakarak söylemek imkânsız. İnanç gibi soyut kavramların fosil kayıtlarındaki izleri, yazının icadına kadar hep yoruma açıktır.
Senin asıl merak ettiğin Sümerlere bakarsak, ki burada topu tarihçilere ve arkeologlara atıyorum, Mezopotamya'da inancın merkezinde aslında tanrıları beslemek vardı. Tapınaklardaki heykellere düzenli kurbanlar ve yiyecekler sunulurdu. Sümerlerde günümüzdeki Ramazan gibi her yıl belirli bir ayda herkesin rutin olarak tuttuğu bir oruç ibadeti yoktu. Ancak kuraklık, salgın hastalık veya güneş tutulması gibi tanrıların öfkelendiğini düşündükleri kriz anlarında ya da önemli cenazelerde, tanrıları sakinleştirmek ve af dilemek için topluca oruç tuttuklarını çivi yazılı tabletlerden biliyoruz.
Yani yiyecek bulamadığımız için aç kaldığımız evrimsel geçmişimizden çıkıp, yiyeceğimiz olduğu halde inancımız gereği yememeyi seçtiğimiz o kültürel sıçramayı tam olarak tarihlendiremesek de, Sümerlerde orucun rutin bir ibadetten ziyade kriz anlarına mahsus bir ritüel olduğunu söyleyebiliriz.