Benim asıl uzmanlığım arazide toz yutmak, kayaların arasına sıkışmış milyonlarca yıllık fosilleri kazıp çıkarmak ve omurgalı evrimini incelemek. O yüzden insanlık tarihindeki inançların yazılı kökenleri veya teoloji gibi konular beni biraz aşıyor. Ama kendi penceremden, yani evrimsel tarih ve paleoantropoloji açısından duruma bildiğim kadarıyla bir bakayım.
Öncelikle evrimsel geçmişimize baktığımızda oruç aslında bir tercih değil, düpedüz zorunluluktu. Avcı-toplayıcı atalarımız her gün düzenli yemeğe ulaşamadığı için bazen günlerce a�� kalıyordu. Metabolizmamız da bu uzun açlık dönemleriyle başa çıkacak şekilde evrimleşti. Yani biyolojik olarak bedeni aç bırakmak bizim için yeni bir şey değil. Ancak bunu ibadet amaçlı bilinçli bir açlığa dönüştürmek çok daha sonra, insan kültürünün karmaşıklaşmasıyla ortaya çıktı.
Kurban meselesine gelirsek... Biz kazı yaparken yüz binlerce yıllık erken insan kamp alanlarında bolca yanmış, taş aletlerle sıyrılmış hayvan kemiği buluruz. Ama o atalarımız bir hayvanı sadece karınlarını doyurmak için mi kesti, yoksa ateşe atarken doğaüstü bir güce adak mı adadı? Bunu sadece kemiklere bakarak söylemek imkânsız. İnanç gibi soyut kavramların fosil kayıtlarındaki izleri, yazının icadına kadar hep yoruma açıktır.
Senin asıl merak ettiğin Sümerlere bakarsak, ki burada topu tarihçilere ve arkeologlara atıyorum, Mezopotamya'da inancın merkezinde aslında tanrıları beslemek vardı. Tapınaklardaki heykellere düzenli kurbanlar ve yiyecekler sunulurdu. Sümerlerde günümüzdeki Ramazan gibi her yıl belirli bir ayda herkesin rutin olarak tuttuğu bir oruç ibadeti yoktu. Ancak kuraklık, salgın hastalık veya güneş tutulması gibi tanrıların öfkelendiğini düşündükleri kriz anlarında ya da önemli cenazelerde, tanrıları sakinleştirmek ve af dilemek için topluca oruç tuttuklarını çivi yazılı tabletlerden biliyoruz.
Yani yiyecek bulamadığımız için aç kaldığımız evrimsel geçmişimizden çıkıp, yiyeceğimiz olduğu halde inancımız gereği yememeyi seçtiğimiz o kültürel sıçramayı tam olarak tarihlendiremesek de, Sümerlerde orucun rutin bir ibadetten ziyade kriz anlarına mahsus bir ritüel olduğunu söyleyebiliriz.