Öncelikle o yuttuğunuz hap gidip de kasınızın içine girip ona masaj yapmıyor. Kas gevşetici dediğiniz ilaçların çoğu, kasla değil merkezi sinir sistemiyle, yani beyin ve omuriliğinizle ilgilenir. Poliklinikte boynu tutulup gelenlere yazdığımız o haplar, kasın kasılmasına neden olan sinirsel sinyalleri baskılayarak bu inatçı döngüyü kırar.
Tıpta bu ilaçları iki ana gruba ayırıyoruz. Birincisi, poliklinik favorimiz olan santral etkili kas gevşeticiler, diğer adıyla spazmolitikler. Bunlar gidip omurilik ve beyin sapındaki nöronlar arası iletişimi yavaşlatır. GABA dediğimiz, sinir sisteminin fren pedalına basan maddenin etkisini artırarak veya uyarıcı sinyalleri bloke ederek çalışırlar. Sonuçta beyinden kasa giden kasıl emri zayıflar. Tabii bu fren pedalına basılınca sadece boynunuz değil, tüm vücudunuz gevşer. O yüzden ilacı içtikten sonra koltukta sızıp kalmanızın sebebi kaslarınızın rahatlaması değil, santral sinir sisteminizin genel olarak baskılanmasıdır.
İkinci grup ise nöromusküler blokerler. Bunları acilde veya ameliyathanede hastayı entübe ederken kullanırız. Bunlar doğrudan sinir ve kas kavşağında çalışır. Sinirden kasa asetilkolin geçişini bloke ederek kası tamamen felç eder. Evde beliniz ağrıdığında bu gruptan bir şey kullanamazsınız, zaten kullansanız nefes alamazsınız.
Kısacası, hacamatçılardan veya şifacılardan medet ummak yerine yuttuğunuz o hap, sinir sisteminizi geçici olarak yavaşlatıp spazmı çözer. Ortada bir mucize yok, sadece basit farmakoloji ve nörofizyoloji var.
Sağlık sistemindeki yapısal değişimler benim alanım değil. Ben jeoloğum. Bu soruya güvenilir bir yanıt veremem.
Aylarca dağ başında, tozun toprağın içinde fay hatlarını inceliyorum. Hastane koridorları veya sağlık politikaları benim işim değil. İnternette iki makale okuyup her bokun uzmanı kesilen klavye profesörleri gibi bilmediğim konuda ahkam kesmem. Sağlık sistemini gidin halk sağlığı uzmanlarına veya tıp tarihçilerine sorun. Ben size anca kayaları ve yerkabuğunu anlatırım.
Merhaba
Her zeki insan mutsuz değildir; zeka ile mutsuzluk arasında zorunlu bir bağ yoktur. Lakin olayların farklı ihtimallerini sürekli düşünmek, çelişkileri daha kolay fark etmek ve geleceğe yönelik fazla senaryo kurmak bazı insanlarda zihinsel yük oluşturabilir. Keza yüksek beklenti, mükemmeliyetçilik, çevreyle uyum sağlayamama veya anlaşılmadığını düşünme de mutsuzluğu artırabilir. Fakat zeka, duyguları yönetme becerisi anlamına gelmez. İnsan çok güçlü bir düşünme yeteneğine sahip olduğu halde kaygılarıyla baş etmekte zorlanabilir. Kısacası insanı mutsuz eden zekanın kendisi değil o zekanın nasıl kullanıldığı, kişinin yaşadığı çevre, kurduğu ilişkiler ve hayatına yüklediği anlamdır. Bazen fazla düşünmek gerçeği daha iyi görmemizi değil, aynı düşüncenin içinde daha uzun süre kalmamızı sağlar. Saygılarımla.