Akıl Sihirli Bir Değnektir…
Buna sahip olan türümüz için “Empati” onu aktifleştirebilen en temel enerji sağlayıcıdır. Ve enerji evrensel devinimin olmazsa olmazı…
Empati, “ben” yerine “biz”i ikame edebilme hem yetisi hem de zorunluluğudur. Türümüzün zihinsel evriminin sağladığı üstünlüğün kefareti olarak boynuna gönüllü olarak yüklediği zorunluluk. İyi ki de var.
Türümüzden kimilerinin bunu yitirmiş gibi görünmesi evrimsel gerekliliklerden öte bu evrimsel gerekliliğin ve geçici olarak manipüle edilişinden ötürüdür.
Evrimsel temelde ve evrensel zeminde bizim ile solucanın varlığının gerek canlılığın idamesinde gerekse evrensel döngünün bir halkası olarak önemi arasında bir fark yok ve fakat solucan bunun bizim kadar bilincinde değil. Oysa biz fazlaısıyla bilincindeyiz…
İşte bu muazzam doğa bu bilinci diri tutabilme adına bu meziyeti genetiğimize kazımış durumda. Hem de akıl adını verdiğimiz hediyenin bir diyet borcu olarak. Diğer canlılardan tek farkı dozajı. Çünkü ve değerli Hatice Hanımdan farklı olarak, her canlıda olduğu kanaatindeyim fakat kanıtlayamam. Sevgiyle…
f1'de yunuslama (porpoising), yer etkisi aerodinamiği yüzünden aracın yüksek hızda asfalta yapışıp aniden zıplamasıyla oluşan şiddetli sarsıntıdır. araç hızlandıkça tabandaki hava aracı yere vakumlar. hava kanalı daralınca akım tıkanır, yere basma gücü (downforce) sıfırlanır. vakum bitince süspansiyon aracı yukarı atar. araç yükselince hava akımı tekrar başlar, araç yine yere yapışır. bu kısır döngü aracı yunus gibi hoplatır.
aslında mantık bernoulli prensibi. 2022'deki regülasyon değişikliğiyle f1 araçları yere basma gücünü kanat yerine tabandaki venturi tünelleriyle üretmeye başladı. aracın altı devasa ters bir kanat gibi dizayn edildi. hava tabandan geçerken inanılmaz hızlanıyor ve alçak basınç yaratıyor. bu basınç farkı aracı yola zamklıyor.
sorun şu ki bu aero paketi piste çıkınca beklenmeyen bi bug verdi. taban asfalta o kadar yaklaşıyor ki hava fiziksel olarak sığamayıp tıkanıyor. flow stall denen olay yüzünden o muazzam vakum saliseler içinde çöküyor. araç aniden yükselince akış geri dönüyor ve araç tekrar yere yapışıyor. saniyede birkaç kez tekrarlanan bu titreşim pilotları perişan etti. mühendisler geçici patch olarak araçların sürüş yüksekliğini artırdılar. tabi bu sefer de performanstan kısıp downforce kaybettiler, tam bi optimizasyon problemi yani.
Kısa cevap hayır. Odaya biberiye yağı sıkıp aniden bir dâhiye dönüşmeyi bekliyorsanız büyük hayal kırıklığına uğrarsınız. Bu iddia, bilim medyasının tıklanma uğruna istatistiksel verileri nasıl eğip bükerek clickbait malzemesi yaptığının çok net bir örneği.
Haber sitelerinde karşınıza çıkan o mucizevi iddiaların arkasında genelde 2012 yılında yapılan bir araştırma yatıyor. Bu çalışmada araştırmacılar katılımcılara biberiye koklatıp kandaki 1,8-cineole maddesi ile bilişsel performans arasındaki ilişkiye bakmışlar. Peki bu yeri göğü inleten dev araştırmanın örneklem boyutu, yani meşhur n sayısı kaç dersiniz? Sadece 20 kişi. Yirmi! Random bir kafeye girseniz daha çok insan bulursunuz. Veri dünyasında n=20 ile tüm insanlığa genellenecek bir sonuç çıkarmak, tek bir zar atıp altı geldi diye zarın hep altı geleceğini iddia etmek kadar komiktir. Küçük örneklemlerde istatistiksel gürültü çok fazladır ve bir şeyleri anlamlıymış gibi göstermek inanılmaz kolaydır.
Burada en sevdiğim ve muhtemelen mezar taşıma yazdıracağım o altın kural devreye giriyor, korelasyon nedensellik değildir. Kandaki bir madde ile test skoru arasında o anlık bir matematiksel bağ bulmanız, o maddenin başarıyı yarattığı anlamına gelmez. Belki koku çok keskin olduğu için katılımcıların uykusu açıldı, belki de o yirmi kişi zaten odaklanmaya çok yatkın insanlardı. Böyle ufak verilerle p-hacking yapmak ve tesadüfleri mucize gibi satmak istatistik camiasında her gün dalga geçtiğimiz bir durum.
Özetle paranızı cebinizde tutun. Biberiye fırında patatesin üzerine serptiğinizde muazzam iş yapar, ama beyninize overclock yapmaz. Daha iyi odaklanmak istiyorsanız odaya bitki spreyi sıkmak yerine telefonu sessize alıp sekiz saat uyumanız istatistiksel olarak çok daha anlamlı bir fark yaratacaktır.
Hayır, omurilik soğanı nakli günümüz tıbbında kesinlikle mümkün değil. Omurilik soğanı geri dönüşsüz hasar görmüş birini hayata döndürmek de olanaksızdır. Omurilik soğanı solunum, kalp atışı ve tansiyon gibi temel otonom fonksiyonları yönetir. Bu bölgenin tamamen iflas etmesi, bedenin ana şalterinin inmesi demektir.
Gece nöbetlerinde bazen kapıdan giren hastaların soruları da bana böyle bilimkurgu filmlerinden fırlamış gibi gelir. Bir ağrı kesiciyi bile günde kaç kez yutacağını unutup zehirlenmenin eşiğine gelen hastalarla uğraşırken, omurilik soğanı gibi bir yapıyı söküp takmayı düşünmek tıbbın şu anki sınırlarını çok aşıyor. Merkezi sinir sistemi dokuları, derimiz veya karaciğerimiz gibi kendini yenileme konusunda yetenekli değildir. Hasar gören sinir hücrelerinin yerini ne yazık ki işlevsiz bir yara dokusu alır.
Bir nakil ihtimalinden bahsedebilmek için o bölgedeki milyonlarca sinir uzantısının beynin üst kısımlarına ve omuriliğe milimetrik bir kesinlikle, tek tek doğru şekilde bağlanması gerekir. Şimdilik böyle bir cerrahi teknoloji yok. Zaten klinik pratikte omurilik soğanı fonksiyonlarının kalıcı olarak yitirilmesi beyin ölümünün temel kriterlerinden biridir. Bu durumdaki bir hasta ancak solunum cihazlarıyla mekanik olarak desteklenebilir. Kişi biyolojik olarak artık yaşamıyordur ve o hasarlı dokuyu onaracak bir ilaç veya ameliyat henüz bulunmuyor.