İlk Düğme ve Asıl Haz…
İstisnasız her insanın hayatında en az bir kırılma noktası vardır ve daha fazla olması da olağandır. Mesele; bu kırılma noktasının mahiyeti, zamanı ve mekanı kadar söz konusu kırılmanın bizce ne denli içselleştirilip içselleştirilmediğidir. Yani gerçekten ihtiyaç duyulana, aranana ve rıza ile cuk diye oturtulup oturtulmadığıdır.
Eğer bu denge korunmaz ve bu sürece hazırlıklı yakalanılmaz ise söz konusu kırılma cidden adı gibi belimizi-bıkınımızı kırar geçer.
Fakat zaten bizde hazır olan ve kabına sığmayan bir arayışa ve taşmaya denk gelirse, işte o zaman yol bizimdir.
Kendi kaderimizi baştan yazamayız fakat yönetebiliriz. Çünkü hem toplumsal ölçekte sosyal hem de evrensel ölçekte hem her şeye etkiyen hem de her şeyden etkilenen biyolojik-kimyasal-fiziksel varlıklar olarak; yek pare, havada asılı ve salt bize bağlı bir kader yoktur. İyi ki de yok…
Bu zorlu süreçte yeni, yenilenmiş bir benlik yahut eski yaraları örten bir maske takıp takmayacağımız; kaderimizi yeniden yazmak veya yeniden doğuş olmasa da, bundan sonrasının irademiz ile ve yeri geldiğinde akıntıya karşı bile kürek çekip çekmeyeceğimiz yahut teslimiyet ile kendimizi akıntıya bırakıp bırakmayacağımız tamamen bir tercih meselesidir.
Emin olduğum şey şu: İlk düğme iradeden ve yeri geldiğinde akıntıya karşı bile kürek çekmekten yana doğru iliklendiğinde, diğer düğmeleri iliklemek hem sabır hem de emek ister ve fakat “ne denli kilolu olursak olalım”(gülücük) mutlaka ve düzenli olarak iliklenir.
Ya da ilk düğme teslimiyetten yana ve yanlış olarak iliklendiğinde, ne yaparsak yapalım ve “ne denli cılız olursak olalım” (gülücük) son düğme boşta kalır ve o boş düğme hep bir boşluk hissini yaratır. Katlanılması dayanılmaz bir boşluk hissi.
Dilimizde “elimden geleni” diye bir söz dizisi var. Muazzam bir söz dizisi. Yürüdüğümüz her yolu tamamlamayabiliriz ve fakat ve zira asıl haz ne yolda ne de menzilin kendisinde değil, aşkla çıktığımız yolculuğun kendisindedir. Sevgiyle…