Bence burada “intiharın evrimsel bir çıkarı var” diye doğrudan konuşmak biraz yanıltıcı. Çünkü evrimsel olarak seçilmiş bir davranış olmak zorunda değil. Daha çok, hayatta kalmaya yönelik bazı sistemlerin aşırı koşullarda tersine dönmesi gibi düşünüyorum.
Beyin normalde acıyı azaltmak, tehditten kaçmak ve gelecekteki durumu değiştirmek için çözümler üretir. Fakat kişi acıyı sürekli, kaçınılmaz ve çözümsüz olarak algılamaya başladığında sistem “problemi nasıl çözerim?”den “bu problemden nasıl tamamen çıkarım?” noktasına kayabiliyor. Yani intihar düşüncesi belki de ölüm arzusundan önce, dayanılmaz bir durumdan kurtulma arzusunun patolojik bir sonucu.
Evrim açısından baktığımda da bunun doğrudan bir “çıkar” olduğunu düşünmüyorum. Evrim bizi kusursuz biçimde mutlu edecek bir beyin tasarlamadı; hayatta kalmayı ve üremeyi artıran mekanizmaları seçti. Acı, korku, umutsuzluk, sosyal reddedilme ve kayıp gibi sistemler belirli koşullarda işe yararken, modern insanın çok karmaşık psikolojik dünyasında bazen sistemin sınırlarına ulaşabiliyor.
Hatta ilginç olan şu: İntihar düşüncesi çoğu zaman ölümün kendisinden ziyade mevcut benliğin ve mevcut koşulların sona ermesini istemekle ilişkili olabilir. Beyin “hayatın tamamını bitirmek” ile “bu şekilde yaşamaya devam etmek istememek” arasındaki farkı kriz anında sağlıklı değerlendiremeyebilir.
Dolayısıyla benim cevabım şu olurdu: İntiharın evrimsel bir amacı olduğunu değil, hayatta kalmaya hizmet eden mekanizmaların bazı aşırı koşullarda ürettiği korkunç bir yan sonuç olduğunu düşünüyorum. Evrimin amacı insanı mutlu etmek değil; yeterince uzun süre hayatta kalıp genlerini aktarabilecek bir sistem ortaya çıkarmaktı. Bizim bugün sahip olduğumuz bilinç ve soyut düşünme kapasitesi ise bu eski sistemlerin çok daha karmaşık problemlerle karşılaşmasına neden oluyor.